İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

25 filminden 9'u İzlenir çıktı, 1 dizisinden 1'i İzlenir çıktı
William James "Bill" Murray (born September 21, 1950) is an American actor, comedian, and writer. He is known for his deadpan delivery in roles ranging from studio comedies to independent dramas. He has frequently collaborated with directors Ivan Reitman, Harold Ramis, Wes Anderson, Sofia Coppola, and Jim Jarmusch. He has earned numerous accolades including a BAFTA Award, two Emmy Awards, a Golden Globe Award, and two Independent Spirit Awards, as well as a nomination for an Academy Award. In 2016, Murray was awarded the Mark Twain Prize for American Humor. Murray was born in Evanston, Illinois, to Lucille (1921–1988), a mail-room clerk, and Edward Joseph Murray II (1921–1967), a lumber salesman. He was raised in Wilmette, Illinois, a northern suburb of Chicago. Murray and his eight siblings grew up in an Irish Catholic family. His paternal grandfather was from County Cork, while his maternal ancestors were from County Galway. Three of his siblings, John Murray, Joel Murray, and Brian Doyle-Murray, are also actors. Murray attended Regis University in Denver, Colorado, where he studied pre-med for a year. He dropped out after being arrested for marijuana possession. In 1973, he moved to New York City to pursue a career in comedy. He joined the National Lampoon Radio Hour, and later appeared in the National Lampoon stage show Lemmings. In 1977, Murray joined the cast of Saturday Night Live. He quickly became one of the show's most popular cast members, known for his deadpan delivery and his ability to improvise. He left the show in 1980 to pursue a film career. Murray's first major film role was in the 1979 comedy Meatballs. He went on to star in a number of successful comedies, including Caddyshack (1980), Stripes (1981), Ghostbusters (1984), and Groundhog Day (1993). He has also starred in a number of critically acclaimed dramas, such as Lost in Translation (2003) and Broken Flowers (2005). Murray is known for his eccentric and unpredictable behavior. He has been known to disappear from sets and film projects, and he has often been quoted as saying that he doesn't like to work. However, he is also known for his generosity and his willingness to help out his fellow actors.

20. yüzyılın başlarında Gustave H., Büyük Budapeşte Oteli'nin işleyişini büyük bir profesyonellikle idare eden, müşterilerini en ince ayrıntılarına kadar tanıyan bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy ve komi görevlisi olarak Zero Mustafa adında genç bir adam gelir ve kısa zamanda aralarında yakın bir arkadaşlık başlar. İkili birbirlerinin sırdaşı olurken yaşadıkları şehir de büyük bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Bu esnada Gustave'ın yaşlı sevgilisi Madame D. esrarengiz bir şekilde hayata veda eder, ikili Madame D. adlı kadına veda etmek için yola çıkar. Bir asilzade olan Madame D. adlı kadının şatosuna vardıklarında miras paylaşırken denk gelirler. Madame D., Gustave'a miras olarak paha biçilmez bir rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla aile içerisinde büyük bir karmaşa çıkar. Bu andan itibaren belalarla dolu bir maceraya atılan Gustave ve Zero, gerçeklerin peşinde koşarken dışarıda da bir çağ değişmektedir.

Mr. Fox ailesini beslemek için her akşam üç zengin çiftçiden tavuk, ördek ve hindi çalmaktadır. Sinirli çiftçiler tilkiden artık bıkmışlardır ve onu öldürmek için ellerinden gelen herşeyi yapmaktadırlar. Sonunda yakalanan tilki, çiftçilerden daha zeki davranarak yakalandığı yerden aç kalmamak için çıkmaya çalışır.

Film, köpeklerin “köpek gribi” nedeniyle çok uzaklarda isimsiz bir adada karantina altına alındıkları distropik geleceğin Japonya’sında geçiyor. Bu adanın yerlileri olan beş köpek – Chief, Rex, Boss, Duke ve King– izole olmuş bir hayatta yalnızlıklarından bezmişlerdir. Ta ki Atari Kobayashi adında bir çocuk kaybolan köpeği Spots’u aramak için adaya gelene kadar… Atari köpeğini bulmaya çalışırken bu beş köpekten yardım isteyecek ve onlar da Atari’yi onu almaya gelen Japon yetkililerden koruyacaklardır. Yönetmen Wes Anderson, filmi çekerken Akira Kurosawa’dan ilham aldığını açıklamıştır.

Bir hava durumu spikeri olan Phil Connors, yapımcısı ve sevimli kameramanı ile birlikte Pennsylvania'daki Punxsutawney kasabasına geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. O gün, belki de Phil'in hayatının en kötü günüdür, ama bundan beteri de vardır: Phil'in karabasanı, her gün tekrarlanır. Artık her gün, onun için Groundhog Day yeniden yaşanmaktadır. Phil, o gün olacak her şeyi bildiği için bunun avantajlarını kullanmayı zamanla öğrenir. Ama, hayatının kadının kalbini kazanması için daha yapması gereken çok şey vardır.

Oldukça eksantrik bir ailenin geleneksel şirketi gizemli bir casusluk olayına karışır. Ailenin son derece karizmatik reisi Zsa-Zsa Korda, belirsiz koşullar altında birkaç uçak kazasından sağ kurtulur. Ancak bunların kaza olmadığı, aksine onu ve hayatının eserini yok etmeyi amaçlayan hedefli saldırılar olduğu yönündeki kanıtlar hızla artar. Bu sırada aile içindeki gerginlikler artmaya devam eder. Zsa-Zsa'nın, artık bir rahibe olarak inzivaya çekilen kızı Liesl'le ilişkisi özellikle kırılgandır. Ancak baba ve kızı birlikte riskli bir yolculuğa çıkarlar ve bu yolculuk sırasında çözülememiş birçok çatışma ortaya çıkar ve uzun yıllardır süregelen sadakatler sınanır.

Spengler ailesi, hayaletleri bir sonraki seviyeye taşımak için çok gizli bir araştırma laboratuvarı geliştiren asıl Hayalet Avcıları ile ekip oluşturmak için her şeyin başladığı yere, ikonik New York City itfaiyesine geri döner. Ancak eski bir eserin keşfi şeytani bir gücü serbest bıraktığında evlerini korumak ve dünyayı ikinci bir Buzul Çağı’ndan kurtarmak için yeni ve eski Hayalet Avcıları güçlerini birleştirmelidir.

Ant-Man serisinin bu üçüncü bölümünde Scott ve Hope'un birlikte geçirdiği zamanın yanı sıra, Scott'ın kızı Cassie'nin de önemli bir rol oynadığı bir hikaye sunar. Cassie, kuantum alanıyla ilgili araştırmalar yaparken yanlışlıkla bir portal açar ve bu durum onları kuantum dünyasına çeker. Kuantum Alanı'nın derinliklerinde hem tanıdık hem de yeni tehlikelerle karşılaşırlar. Bu yolculuk sırasında Kang the Conqueror adında güçlü bir düşmanla tanışırlar. Kang, zaman yolculuğu yetenekleriyle bilinen karmaşık bir karakterdir ve evrenin kontrolünü ele geçirme planları yapmaktadır. Ant-Man ve Wasp, Kang'ın planlarını durdurmak için birlikte çalışmak zorundadırlar ancak bu süreçte birçok zorlukla yüzleşirler.

1950'li yıllarda geçen Fransız Postası, Paris'te bir Amerikan gazete bürosunda çalışan gazetecilere odaklanıyor. The New Yorker dergisinde yayımlanmış gerçek makalelerden esinlenen, hayali bir gazetenin Fransa bürosunun son sayısının hazırlık aşamasında yaşanılanların konu edildiği yapımda, yapımda iç içe geçen üç hikaye anlatılıyor.

Bekar bir anne olan Callie, mali zorluklarla mücadele etmektedir. Geçimlerini sağlamakta zorlanan Callie, çocukları Trevor ve Phoebe ile birlikte ölen babasından kalan eski eve taşınmak zorunda kalır. Yeni hayatlarından pek memnun olmayan Trevor, çok geçmeden evde büyükbabasının mirasıyla ilgili büyük bir sırrı keşfeder. Büyükbabasının eşyalarının arasında onun Hayalet Avcıları’nın üyesi olduğunu gösteren ekipmanlar bulan Trevor, Phobe ve yeni arkadaşları ile birlikte bulduklarını kurcalarken kasabanın altında uyuyan bir tehlikenin ortaya çıkmasına neden olur.

Sakin bir kasaba günün birinde gizemli bir olayla karşı karşıya kalır. Mezarların açılması, anlamsız cinayetlerin arka arkaya gelmesi ile birlikte sonunda bunun bir zombi salgını olduğu ortaya çıkar. Kasabanın yerel polisleri, kasaba halkını korumak için göreve girişirlerken kasabanın kimi sakinleri de hayatları için mücadele etmeye başlayacaktır. Yolu kasabadan geçmekte olan yolcuların da kasabada mahsur kalması ile birlikte zombi akınına karşı hayatta kalanların mücadelesi başlamış olur.

Film, köpeklerin “köpek gribi” nedeniyle çok uzaklarda isimsiz bir adada karantina altına alındıkları distropik geleceğin Japonya’sında geçiyor. Bu adanın yerlileri olan beş köpek – Chief, Rex, Boss, Duke ve King– izole olmuş bir hayatta yalnızlıklarından bezmişlerdir. Ta ki Atari Kobayashi adında bir çocuk kaybolan köpeği Spots’u aramak için adaya gelene kadar… Atari köpeğini bulmaya çalışırken bu beş köpekten yardım isteyecek ve onlar da Atari’yi onu almaya gelen Japon yetkililerden koruyacaklardır. Yönetmen Wes Anderson, filmi çekerken Akira Kurosawa’dan ilham aldığını açıklamıştır.

Ailesini kaybeden bir erkek çocuk vahşi ormanın derinliklerinde bir ayı, bir siyah panter ve bir kurt sürüsü tarafından büyütülür. Bagheera, Mowgli’ye bu macerada akıl hocalığı yapacaktır. Canlı-aksiyon ve epik türündeki bu hikayede, kurtlar tarafından yetiştirilen Mowgli evi bildiği tek yeri terketmek zorunda kalınca, hem kendisini hem dış dünyayı keşfetmek için yeni bir arayışa çıkacaktır. Rudyard Kipling‘in klasik çocuk romanından uyarlanan filmin yönetmenliğini Jon Favreau sırtlarken uyarlama senaryo ise Justin Marks’a ait. Disney tarafından hayata geçirilen filmin orijinal seslendirme kadrosunda ise Ben Kingsley ve Neel Sethi isimleri başı çekerken kadroda onlara Scarlett Johansson, Idris Elba, Bill Murray, Christopher Walken, Lupita Nyong'o ve Giancarlo Esposito isimleri yer alıyor.

Brian Gilcrest orduda silah uzmanı olarak çalışan bir görevlidir. Çevresindekiler tarafından pek sevilmeyen Brian'ın tek arkadaşı Jeremy adında akıllı bilgisayardır. Yeni görevi Hawaii'deki askeri üsse gidip yeni geliştirilen casus uydu sistemini denetlemektir. Bu görevde Lisa Ng ile birlikte çalışıp sistemin başlatılmasına az bir süre kala tüm güvenlik önlemlerini gözden geçireceklerdir. Ancak Brian burada evli ve iki çocuklu olan hayatının aşkı Tracy ile karşılaşacak; kendini keşfedeceği yeni bir deneyime adım atacaktır.

Bill Murray worries no one will show up to his TV show due to a massive snowstorm in New York City. Through luck and perseverance, guests arrive at Gotham’s Carlyle Hotel to help him — dancing and singing in holiday spirit.

20. yüzyılın başlarında Gustave H., Büyük Budapeşte Oteli'nin işleyişini büyük bir profesyonellikle idare eden, müşterilerini en ince ayrıntılarına kadar tanıyan bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy ve komi görevlisi olarak Zero Mustafa adında genç bir adam gelir ve kısa zamanda aralarında yakın bir arkadaşlık başlar. İkili birbirlerinin sırdaşı olurken yaşadıkları şehir de büyük bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Bu esnada Gustave'ın yaşlı sevgilisi Madame D. esrarengiz bir şekilde hayata veda eder, ikili Madame D. adlı kadına veda etmek için yola çıkar. Bir asilzade olan Madame D. adlı kadının şatosuna vardıklarında miras paylaşırken denk gelirler. Madame D., Gustave'a miras olarak paha biçilmez bir rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla aile içerisinde büyük bir karmaşa çıkar. Bu andan itibaren belalarla dolu bir maceraya atılan Gustave ve Zero, gerçeklerin peşinde koşarken dışarıda da bir çağ değişmektedir.

Tarihin en büyük hazine avının gerçek hikayesinden uyarlanan The Monuments Men tuhaf bir 2. Dünya Savaşı müfrezesini anlatıyor. Bu müfrezedekiler FDR tarafından sanat eserlerini Nazi hırsızlarından kurtarmak ve sahiplerine ulaştırmak için Almanya’ya gitmekle görevlendiriliyorlar. Ancak bu imkansız bir görevdir: düşman hattının arkasında kalan sanat eserleri ve her şeyi yok etme emir almış Alman ordusuyla, bu adamlar – hiç askeri deneyimi olmayan yedi müze müdürü, koleksiyon yöneticisi ve sanat tarihçisi- nasıl başarılı olabilir ki? Ancak Monuments Men olarak bilinen bu adamlar kendilerini 1000 yıllık kültürün yok olmasını önlemek için zamana karşı yarışırken, insanoğlunun en büyük başarılarını korumak için hayatlarını da riske atacaklardır..

Mr. Fox ailesini beslemek için her akşam üç zengin çiftçiden tavuk, ördek ve hindi çalmaktadır. Sinirli çiftçiler tilkiden artık bıkmışlardır ve onu öldürmek için ellerinden gelen herşeyi yapmaktadırlar. Sonunda yakalanan tilki, çiftçilerden daha zeki davranarak yakalandığı yerden aç kalmamak için çıkmaya çalışır.

Babalarının ölümü sonrası Hindistan’a yolculuğa çıkmaya karar veren birbirinden ilginç karakterdeki üç kardeşin başlarından geçen fantastik olayların anlatıldığı The Darjeeling Limited, Wes Anderson imzasını taşıyor. Filmin hikayesi, birbirine yabancı üç kardeşin babalarının ölümünün ardından Hindistan'da bir tren turuna çıkmalarını anlatıyor. Hayal ürünü olan uzun mesafe treni "Darjeeling Limited"ın ismi, belli ki Darjeeling Himalayan Railway'den alıntılanmış... Bu tren yolculuğu, birbirlerini tanıyıp yakınlaşmaya çalışan kardeşlerin çabalarının arka planını oluşturuyor...

Tembel ve obur kedimiz Garfield, bu kez de sahibi Jon Arbuckle ile Londra yollarında. Jon, sevgilisi Liz Wilson'a süpriz evlenme teklifin yapmak için yanına Garfield'ı da alarak Londra'ya gider. Fakat sevimli kedimizi bu şehirde büyük süprizler beklemektedir. Yeni ölen sahibesi Lady Eleanor'dan miras aldığı Carlyle Şatosu'nun sahibi olan ve tıpkı Garfield'a benzeyen kraliyet kedisi Prens ile Garfield, bir yanlışlık sonucu yer değiştirirler. Bu yanlışlık Garfield'a; lezzetli yemekleri, rahat yatakları ve bitmeyen bir konforu ifade ettiği için ilk başlarda herşey çok güzeldir. Ancak gelin görün ki kraliyet kedisi olmak aslında hiç de kolay ve rahat bir durum değildir. Garfield'in bunu anlaması ise çok uzun sürmeyecektir.

Garfield'ın sahibi Jon, eve ikinci bir evcil hayvan almaya karar vererek sevimli fakat aptal Odie'yi getirir. Garfield'ın sakin dünyasını kabusa çeviren Odie ile arasında ciddi bir rekabet başlar. Bir gün Odie, kötü niyetli köpek eğitimcisi tarafından kaçırılınca Garfield, ilk defa sorumluluk duygusuyla tanışarak yeni dostunu kurtarmak için kolları sıvar.

Dünyaca ünlü bir okyanus bilimci olan Steve Zissou kendi adını taşıyan araştırma ekibinin lideridir. Bir önceki açık deniz maceralarında, ortağı bir köpekbalığı tarafından öldürülmüştür. Zissou intikamını alabilmek için yeniden denize dönmeye karar verir. Büyük bir ekip kuran bilimadamının aslında köpekbalığından daha önemli sorunları vardır...

Orta yaşı çoktan geçmiş, evli ve çocuklu Amerikalı aktör Bob bir reklam çekimi için Japonya’ya gelir. Tokyo’da kaldığı otelde bir başka Amerikalı ile fotoğrafçı kocasının peşinden buraya gelmiş olan sevimli ama ciddi Charlotte ile tanışır. Dillerine ve kültürlerine uzak oldukları bu insanların ülkesinde fazlasıyla yabancı olan ve iletişimsizlik denizinde boğulan bu iki yabancı, bir Tokyo haftasonunda birdenbire yakınlaşacaklardır.

Royal Tenenbaum ve karısı Etheline’nin üç çocukları vardır: Chas , Richie ve Margot. Ve Çift bir gün ayrılma kararı alır. Oysa o güne dek; Chas çocuk sayılacak yaştayken emlak işine girmiştir ve uluslararası finans dünyasında neler olup bittiğini bilecek düzeydedir. Margot oyun yazmaktadır ve henüz dokuzuncu sınıftayken elli bin USD’lik Braveman Grant ödülünün sahibi olmuştur. Richie teniste küçükler şampiyonudur ve U.S. Nationals finallerini üç yıl üst üste kazanmıştır. Şimdi, genç Tenenbaum’ların tüm bu parlak hayatı üzerinden ihanet, başarısızlık ve felaket dolu 20 yıl geçmiş ve herşeyin sorumlusu olarak kabul edilen kişi, genellikle ailenin babasıdır. The Royal Tenenbaums, bir dahiler ailesinin ve bu ailenin birdenbire, umulmadık şekilde bir kış toplantısı için yeniden biraraya gelmesinin hikayesidir.

Kötü uzaylılar tarafından kaçırılan Looney Tunes kahramanları özgürlüklerini kazanmak için, Charles Barkley ve Patrick Ewing gibi NBA yıldızlarının yeteneklerini ele geçiren kötü uzaylılarla bir basketbol maçında karşı karşıya gelirler. Kahramanlarımız bu zorlu maçı kazanmak için ünlü NBA oyuncusu Michael Jordan'dan yardım isterler.

Ed Wood, kimilerine göre dünyanın en kötü yönetmeni, kimilerine göre de, filmleri son derece keyifli, nev-i şahsına münhasır kült bir yönetmen. Tim Burton, ikinci grupta yer alan bir yönetmen olarak daima ilhamları arasında tuttuğu Wood'un filmcilik serüveni üzerine bu filmi gerçekleştirdi. Yapımda, Ed Wood'un ayrıntılı yaşam hikayesinden çok, en çok bilinen yapımlarını çektiği dönem ve film yapma konusundaki hırsı konu ediliyor. Hem Ed Wood'u tanımak hem de Burton'ın başyapıtını görmek için kaçırılmamasında fayda var. İzledikten sonra sizde yazının başındaki sorunun cevabını bulacak ve muhtemelen ilk seçeneği eleyeceksiniz! * Tim Burton ve Johnny Depp işbirliğinden çıkan 8 film içinde en gerçekçi yapım bu olsa gerek

Bir hava durumu spikeri olan Phil Connors, yapımcısı ve sevimli kameramanı ile birlikte Pennsylvania'daki Punxsutawney kasabasına geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. O gün, belki de Phil'in hayatının en kötü günüdür, ama bundan beteri de vardır: Phil'in karabasanı, her gün tekrarlanır. Artık her gün, onun için Groundhog Day yeniden yaşanmaktadır. Phil, o gün olacak her şeyi bildiği için bunun avantajlarını kullanmayı zamanla öğrenir. Ama, hayatının kadının kalbini kazanması için daha yapması gereken çok şey vardır.

Ghost Busters ekibinin New York şehrini kötü ruhların istilasından kurtarmasının üzerinden beş koca yıl geçmiştir. Ancak kafadarların hayalet avcılığı yapması yasaklanmış, her biri kendisine başka bir iş bulmak zorunda kalmıştır. Ray ve Winston çocuklar için hokkabazlık yaparken, Egon insan duygularının çevre üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. Venkman yerel bir televizyonda uyduruk bir parapsikoloji programı yapmaktadır.Dana'ya gelince, Venkmanla birlikte olmuş, bir çocuk yapmış ve ondan ayrılmıştır. Genç kadın müzede üzerinde çalıştığı bir restorasyon işinde Karpatyalı Vigo'nun resmine denk gelir. Tablo büyülüdür ve Vigo hayata geri dönmek istemektedir. Hayalet Avcıları tekrar faaliyete geçmek için şehri ikna edebilecekler midir? Şehirdekilerin hayatı buna bağlıdır.

Paranormal konulara düşkün Dr. Peter Venkman ve 3 kafadar akademisyen arkadaşı bir işe yaramadıkları gerekçesiyle Columbia Üniversitesi'nden atıldıklarında kendi işlerini kurmaya karar verirler ve hayalet avcılığı şirketi Ghostbusters doğar.TV reklamları sayesinde isimlerini duyurup, New Yorkluları şehrin orasına burasına musallat olmuş hayaletlerden kurtarmaya başlarlar. Bir gün güzel viyolonselist Dana Barrett tarafında kiralandıklarında, genç kadına ait evin, New York'u istila etmeye başlayan kötü ruhlar tarafından dünyaya giriş kapısı olarak kullanıldığını anlarlar. İşler kontrolden çıkar.1984'te, o zamana dek yapılmış en pahalı komedi filmi olarak vizyona girdiğinde çılgınlık derecesinde sevilmiş olan Hayalet Avcıları; Dan Aykroyd ve Harold Ramis'in birlikte yazdıkları dahice senaryo kadar, Bill Murray ve Rick Moranis gibi komedyenlerin usta oyunuyla da unutulmazlar arasına girmiş bir yapım.

Michael Dorsey, New York'ta yasayan işsiz bir oyuncudur. Bir taraftan oyunculuk dersleri veriyor bir taraftan da filmlerde, tiyatrolarda rol almak icin denemelere gidiyor. Fakat bir turlu istedigi rolleri alamiyor, ya çok kısa buluyorlar kendisini, ya baska birini dusunuyoruz diyorlar v.s. Birgun yakin arkadasi Sandy ile televizyonda yayinlanan bir pembe dizi için prova yapiyorlar. Sandy'e destek olmak icin onunla beraber gidiyor ve kaderin cilvesiyle sonradan rolu kendisi alıyor. Tabii Michael Dorsey olarak değil ama Dorothy Michaels olarak. Bunu yaparken de söylediği sadece arkadaşi Jeff (Bill Murray) ile beraber hazirladikları tiyatro oyunu için gerekli parayı kazanmak. Bundan sonra Michael, ikili bir hayat sürmeye başlıyor. Aynı dizide rol alan Julie (Jessica Lange) ile tanişmasi işleri iyice kariştiriyor. Çünku Michael Julie'ye aşık oluyor.