İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

12 filminden 1'i İzlenir çıktı, 4 dizisinden 1'i İzlenir çıktı
Çocukluğu Seferihisar'da geçti. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, TV ve Sinema Bölümünden mezun oldu. "Asmalı Konak" adlı televizyon dizisiyle ismini bütün Türkiye'ye duyurdu. Sonra hem 1980'li yılların karışık, gergin ve politik hâlini, hem 2000'li yıllardaki bir sonraki kuşağın yaşadıklarını anlatan "Çemberimde Gül Oya" dizisini yazdı ve yönetti. "Bana Şans Dile", "Mustafa Hakkında Herşey", "Babam ve Oğlum", "Ulak", "Issız Adam", "Karanlıktakiler", "Prensesin Uykusu","Dedemin İnsanları", "Tamam mıyız?", "Unutursam Fısılda" ve "Nadide Hayat" adındaki on bir uzun metrajlı sinema filmi ve "Çilekli Pasta" adlı TV filmi bulunmak üzere, ödüllü kısa filmleri de bulunmaktadır.

1980 darbesinde annesini kaybeden küçük Deniz (babası o dönemde bir çok erkek çocuğa verilen ismi koymuştur) yedi yıl sonra hiç görmediği dedesinin Ege’deki çiftliğine doğru bir yolculuğa çıkar. Deniz’in dedesini hiç görmemesinin nedeni dedesiyle babasının yıllardır küs oluşudur. Hüseyin Efendi (Çetin Tekindor) okumaya diye gönderdiği oğlunun politik olaylara karıştığını öğrenince onu evlatlıktan silmiştir çünkü. Sadık’ın her şeye rağmen baba evine geri dönüşünün nedeni Deniz’den ayrılmak zorunda oluşudur; küçük oğlunu babasına emanet edecektir. Kelimenin tam anlamıyla Deniz bu çiftlikte hafif tatlı kaçık bir ailenin ortasında bulur kendini.

Yurdanur Eroğlu'nun gençlik hikâyesi 1970'lerdeki üniversite öğrenci olaylarıyla başlar. Sağ ve sol fraksiyonlara uzak bir arkadaş çevresinden gelen Yurdanur, olaylar sırasında bir kaza kurşunuyla en yakın arkadaşını kaybeder. Çıkan büyük kargaşada uzanan tek yardım eli Mehmet Eroğlu'nundur. Mehmet örgüt üyesi solcu bir gençtir ve bu genç adam hikâyenin ilerleyen bölümlerinde Yurdanur'un eşi ve Feriha'nın babası olacaktır. Bu iki genç dönemin siyasi olayları fonunda karşı konulmaz bir aşkla birbirlerine aşık olurlar. Ancak, Yurdanur'un siyasal yelpazenin sağında olan babası Dinçer Bey ve annesi Sema karşılarına çıkan bir engel olacaktır.

Yeşilçam'ın efsane isimlerinden biri olan Adile Naşit'in hayatının farklı dönemlerini gözler önüne serecek.

Ünlü bir oyuncunun kızıyla olan yarım kalmış hikayesini tamamlamak için çıktığı yolculuğu konu alıyor.

Kaan binbir emek ve zorlukla çalışma hayatında yükselmiş, başarılı bir iş kariyerine sahip olmuştur. Eşi, iki çocuğu ve işiyle ilgilenirken, bir sahil şehrinde yaşayan babası Eşref'i ise biraz ihmal etmiştir. Ancak günün birinde babasının geçirdiği rahatsızlık, onu babasının yanına gitmeye zorlar, ancak yoğun işlerinden ötürü babasını İstanbul'a, evine getirmeyi tercih eder. Son derece iyi niyetli ve iyi kalpli bir insan olan Eşref Bey, burada yük olduğunu hissedince geri dönmek ister. İçindeki bulundukları güç durum, özellikle Kaan için zor kararlar almayı ve sıkı bir vicdan muhasebesini gerektirecektir.

Filmde, bir trafik kazasının travmasını atlatmaya çalışan iç mimar Kerem’in şifacı bir kadın ve köylülerle geçirdiği arınma süreci anlatılıyor.

Uzun süreli bir ilişkinin içindeki Ersan artık sevgilisine ilgi göstermeyi ve romantik olmayı bırakmıştır. Uzun ilişkinin rahatlığının keyfini süren adam günün birinde uzun süreli sevgilisi Ayla tarafında terk edilince sudan çıkmış balığa döner. Birkaç hafta boyunca sevdiği kadını geri kazanmaya çalışsa da sonuç nafiledir. Ayla geri dönmeyi kabul etmez. Bunun üzerine artık ayrılığı kabullenmesi gerektiğini anlayan Ersan farklı bir yerin iyi geleceği umuduyla uzun zamandır gitmediği Erdek'teki çocukluğunun geçtiği eve gider. Ancak burada da aradığı teselliyi bulamayan Ersan sahilde dolaşırken yakınlarda bir düğün olduğunu fark eder. Bir şeyler için çıkma düşüncesiyle düğüne giren Ersan, düğündeki damadın babası tarafından yıllar önce küsüp Almanya’ya yerleşen kardeşinin oğlu Feridun sanılır. İlk başta bu rolden memnun olan Ersan ilk fırsatta kaçarım diye düşünürken damadın kuzeni Hayal’i görür. Geceyle birlikte ilginç ve komik olaylar da bir bir başına gelecektir...

Hayatının ikinci baharını yaşamak isteyen ve evlilik hayatını üniversite eğitimine tercih ederek 50 yaşına gelen Nadide’nin hikayesini izleyeceğiz. Eşini kaybettikten sonra gençlik hatalarını telafi etmek için kolları sıvayan Nadide, yalnız ve orta yaşlılar için öngörülen dikiş kursundan, koroya; gezilerden kabul günlerine hiçbir aktivitede aradığı mutluluğu bulamaz ta ki gazetede gördüğü bir haberle kendisini önce okul sıralarında, ardından mavi sulara kendini atar. Bir grup genç ve gizemli bir kaptan ile "yeni bir başlangıca" yelken açar!

Sağlık lisesinden yeni mezun olup, kasabanın sağlık ocağında hemşireliğe adım atan Hanife ve aykırı kız kardeşi Hatice, küçük ve kendi halinde, muhafazakar bir kasabada yaşamaktadırlar. Hanife ne kadar çekingen ve içine kapanıksa, Hatice bir o kadar haylaz, laf dinlemez ve başına buyruktur. Edebiyata meraklı Hanife kimselere göstermeden bir şiir defteri tutarken, Hatice çevresindeki herkesi unutacak kadar şarkı söylemeye tutkundur. Bir gün yeni atanan kaymakamın oğlu Tarık kasaba merkezine gelir ve iki kız kardeşin hayatı o günden sonra tamamen değişir.

İhsan bedensel engeli nedeniyle annesine bağımlı olarak yaşamak zorunda olan ve içerisinde kısılıp kaldığı bu hayata günbegün daha fazla küsen genç bir adamdır. Hayalleri vardır; asla gerçekleşmeyeceğini düşündüğü bu hayallerin ukdesi ve annesine yük olduğu fikrinin ağırlığıyla yaşamdan kopmaktadır. Temmuz ise idealleri doğrultusunda baba evinden ayrılan ve bu süreçte ayaklarının üzerinde durmak için çabalayan bir heykeltıraştır. Geçinebilmek amacıyla çocuk romanlarında çizerlik yapar ve iyi gittiğini sandığı bir ilişkisi de vardır. Bir anda sevgilisi tarafından terk edilmesi ve elindeki işi kaybetmesi hayatını daha da altüst eder. Temmuz ve İhsan'ın yolları hayatlarının böylesine karanlık bir döneminde kesişir ve bu tesadüf ikisinin de yeniden doğmasını sağlar.

Varlıklı Alper önemli bir restoranda, yüksek mertebeli bir aşçıdır. Hayata dair pek bir beklentisi olmayan yalnız adamın tek tutkusu eski plakları dinlemektir. Cinsel hayatı sorunlu olan bu adam aşkı hiç tatmamıştır.

Zamanın birinde isimsiz bir köye bir seyyah gelir. Yeri yurdu yoktur bu adamın. Gittiği yerlerde masallar anlatır. Bir sonraki durağına kadar dinleyenlerin verdiği hediyelerle yol alır. Yolu, bir gün yetişkinlerin yüreğinin karardığı bir köye düşer. Köy halkı, masallardan da gerçekler kadar korkmaktadır. Ama çocuklar masalcı Zekeriyya’nın dilinden anlamaktadır. Masalcı, Ulak İbrahim’in hikâyesini anlatmaya başlar. Masal ilerledikçe her hayal çocukların zihninde bir karşılık bulur. Kitapta anlatılanlar artık köyün hikâyesine dönüşmüştür.

Bir gece yarısı, arkadaşlarının işlettiği barda son biralarını içip eve dönecekken içeri giren beş kişilik bir grup tarafından silahla alıkonulurlar. Elleri, ayakları, ağızları bağlanan gençler sabaha kadar dayak, işkence ve tecavüze maruz kalırlar. Kendilerini alıkoyan grubun görünürde hiçbir amacı yoktur. Yaşları 20 ile 45 arasında değişen bu grup, hayatlarında eksik kalan her şeyin hesabını hiç tanımadıkları bu gençlerden çıkartırlar.

1980 darbesinde annesini kaybeden küçük Deniz (babası o dönemde bir çok erkek çocuğa verilen ismi koymuştur) yedi yıl sonra hiç görmediği dedesinin Ege’deki çiftliğine doğru bir yolculuğa çıkar. Deniz’in dedesini hiç görmemesinin nedeni dedesiyle babasının yıllardır küs oluşudur. Hüseyin Efendi (Çetin Tekindor) okumaya diye gönderdiği oğlunun politik olaylara karıştığını öğrenince onu evlatlıktan silmiştir çünkü. Sadık’ın her şeye rağmen baba evine geri dönüşünün nedeni Deniz’den ayrılmak zorunda oluşudur; küçük oğlunu babasına emanet edecektir. Kelimenin tam anlamıyla Deniz bu çiftlikte hafif tatlı kaçık bir ailenin ortasında bulur kendini.

1900’lü yılların başında maceraperest, asi, heyecanlı ve zekası bedenine sığmayan genç tıp talebesi Ziya’nın en büyük dileği, çok iyi bir hekim olup tıbbın çare bulamadığı birçok salgın hastalığa derman olabilmektir. İstanbul’da tanıştığı delilik ve dahilik arasında duran hekim İhsan, onu bu dünyada anlayabilen tek kişi olmuştur. Birbirini bulan bu iki eksantrik ve yaralı ruh, beraber giriştikleri gizli ve yasaklı deneyin bedellerini ağır bir şekilde ödeyeceklerdir. Zira kodlarını çözmeye çalıştıkları kadim bir yazı onları adeta felaketin kapısına getirip bırakır.

Gülizar (25) İzmir’in fakir bir mahallesinde, annesinin onu emanet ettiği Suzan’la (40) birlikte yaşamaktadır, müzik onun için çok önemlidir ve en büyük hayali bir gün iyi bir şarkıcı olmaktır. Suzan, Şerif’in işlettiği pavyonda çalışmaktadır ancak Şerif’in gözü Gülizar’dadır. Suzan’dan Gülizar’ı pavyona getirmesini ister. Gülizar’ın bir diğer derdi ise kendisiyle evlenmek isteyen yaşı geçkin Bahri Bey’dir. Gülizar, başındaki bu dertlerden kurtulmak isterken hayatı tahmin edemeyeceği şekilde değişir. Öz babası süt-peynir fabrikaları sahibi zengin iş adamı Mehmet Rıfat ölüm döşeğindedir, kendisini görmek istemekte ve artık onların çiftliğinde yaşamasını vasiyet etmektedir. Çiftliğin kâhyası ve Gülizar’ın varlığını yıllardır bilen kâhya Veysel’in oğlu Murat, Gülizar çiftliğe geldiği andan itibaren ona vurulur ancak ortada bir sorun vardır; kendisi Mehmet Rıfat’ın kızı Mine ile nişanlıdır. Gülizar çiftlikte hayallerine ulaşmaya çabalarken hem geçmişteki hem yeni edindiği düşmanlarla mücadele edecek, bir yandan da Murat’a duyduğu aşkla sarsılacaktır.

Ayla (Özge Özberk), kızı Eylül ve kocası Sertaç (Sinan Tuzcu) ile mutlu bir hayat yaşamaktadır. Eşinin kendisini kapı komşusu ile aldattığını fark etmesiyle büyük bir şok yaşar. Bu psikoloji altındayken, her şeyden kaçmak ister. Ege'de küçük bir kasabada yaşayan akrabalarının sünnet düğünü için onu kasabaya çağırması, aradığı fırsattır. Ayla, kızıyla beraber akrabalarının yanına gider. Ama oradaki yaşam ve akrabaları, yıllar önce bıraktığı gibi değildir. Orada öğreneceği çok şey ve yaşayacağı çok zorluk ve yanında mutluluk vardır.

Yurdanur Eroğlu'nun gençlik hikâyesi 1970'lerdeki üniversite öğrenci olaylarıyla başlar. Sağ ve sol fraksiyonlara uzak bir arkadaş çevresinden gelen Yurdanur, olaylar sırasında bir kaza kurşunuyla en yakın arkadaşını kaybeder. Çıkan büyük kargaşada uzanan tek yardım eli Mehmet Eroğlu'nundur. Mehmet örgüt üyesi solcu bir gençtir ve bu genç adam hikâyenin ilerleyen bölümlerinde Yurdanur'un eşi ve Feriha'nın babası olacaktır. Bu iki genç dönemin siyasi olayları fonunda karşı konulmaz bir aşkla birbirlerine aşık olurlar. Ancak, Yurdanur'un siyasal yelpazenin sağında olan babası Dinçer Bey ve annesi Sema karşılarına çıkan bir engel olacaktır.