İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

17 dizisinden 3'ü İzlenir çıktı
İlk öğretimini, İzmir'de tamamladıktan sonra lisans eğitimini Eskişehir'de Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarında 1995 yılında tamamladı. Profesyonel tiyatro hayatına Ankara Devlet Tiyatrosu'nda oyuncu olarak başladı. Ardından 1995-1997 yılları arasında Bursa Devlet Tiyatrosu'nda stajyer sanatçı olarak görev yaptı. Kurulduğu yıl olan 1997 yılından bu yana İzmit Şehir Tiyatrosu’nda oyuncu olarak yer alıyor. Ayrıca, tiyatro aktörlüğünün yanı sıra çeşitli sinema ve televizyon çalışmaları da yapmaktadır. Özellikle 2010 - 2013 yılları Arasında yayınlanan Kanıt adlı dizideki Başkomiser Orhan rolü ile geniş kitlelerce tanınmıştır. Daha sonra Poyraz Karayel adlı dizide Zafer karakterini canlandırmıştır. Engin Benli, son olarak Göç Zamanı dizisinde Artem karakterini canlandırmıştır.

Kimsenin umrunda olmayan bir tarihte, kimsenin umrunda olmayan bir ülke, Bongomia. Bongomia kralı Thun’un ani ve şüpheli ölümünün ardından kimsenin ciddiye almadığı, ailesinin isim verme zahmetine bile girmediği Prens’in tahta geçmesiyle birlikte karmaşık bir hikaye başlar. Prens, üvey annesi, yengesi ve hain amcasıyla mücadele ederken yanlışlıkla Macarlar ile bir savaşa sürüklenir.

Aşkın ve nefretin, dostluğun ve düşmanlığın, iyiliğin ve kötülüğün en uçlarda yaşandığı bir hikaye... Poyraz, dibi görmüş bir adam. Hayatta sevdiği, değer verdiği her şeyi ailesini, mesleğini, karısını ve oğlunu kaybetmiş. Bütün bu dertlerle dalga geçerek ayakta kalmış. Canından çok sevdiği oğlunu, kayınpederi Ünsal’dan almak için çaresizlik içinde düşünürken, oğlunu almak için eski amiri Mümtaz, ona bir teklif yapar. Bahri Umman adlı bir mafya babasının yanına girecek ve ona bilgi sağlayacaktır. Çaresiz kalan Poyraz, bu teklifi kabul etmek zorunda kalır. Bu arada Ayşegül diye bir kızla tanışmıştır. Poyraz, kendi başını belaya sokma konusunda uzman olduğundan, Ayşegül’ü de her belanın içine katmayı başarır. İkili, ilk andan itibaren birbirlerinden hoşlanmışlardır. Ne var ki bu iki yaralı, yorgun ve yalnız insan için aşk imkansız gibi görünmektedir. Çünkü Ayşegül, Poyraz’ın patronu Bahri Umman’ın kızıdır ve üstelik Poyraz bu gerçeği Ayşegül’den saklamak zorundadır.

Kanıt, yönetmenliğini Cem Sürücü ve Biray Dalkıran'ın üstlendiği, hikâyelerini Selin Atasoy Hartevioğlu ve senaryosunu Ahmet Saatçioğlu'nun yazdığı Türk polisiye televizyon dizisi.

Sevgilisi tarafından terk edilen Ozan, aşk acısı çekmeye başlar ve gittiği hiçbir yerde teselli bulamaz. Ozan bir gün intihar etmeye karar verir. İntihar etmek devlet kontrolünde olduğu sürece yasaldır ancak bunun istisnai tek bir şartı vardır: İntihar edecek kişiye kimse aşık olmamalı ve böyle bir başvuruda bulunmamalıdır. Ozan, Yaşam sonlandırma merkezine gittiğinde başvurusu incelenir ve ret cevabı alır. Çünkü Ozan’a Ekin isminde hiç tanımadığı bir kadın aşıktır. Ozan bu yüzden ölemiyordur. Tek çaresi Ekin isimli bu kızı bulup onu aşkından vazgeçirmesidir.

Eylül hayatta istediği her şeye sahip olan güzel ve neşeli bir kadındır. Ancak bir gün başına bir gelen şanssız bir olay sonucu son bir ayını unutur. Ailesi, arkadaşları her şeyin yolunda olduğunu söyleyip dururken, Eylül bir şeylerin ters gittiğini anlamaya başlar. Ve hatırlamadığı bir ayın peşinden Bozcaada'ya gider. Orada, daha önce hiç görmediği derbeder, garip bir adam, ona seslenir: "Eylül. Beni hatırlamıyor musun? Sen burada, bu adada bana aşık oldun."

Genç yaşta yeraltı dünyasında yükselen, adaletli ve cesur bir kabadayı olan Ali Reşat Marnalı, İstanbul'un eski kabadayı geleneğini sürdürmektedir. Marnalı'nın hayatı, bir mafya grubunun kendisine kurduğu tuzakla altüst olur.

Küçük bir çocukken kan davası nedeniyle babasını kaybedip İstanbul’a sürülen Halil İbrahim (Deniz Can Aktaş), 20 yıl sonra memleketi Karadeniz’e yakışıklı, güçlü bir delikanlı olarak geri döner. Burada sevdiği kız Yasemin (Biran Damla Yılmaz) ile evlenecek ve yeni hayatını kuracaktır. Fakat yaşananlar buna izin vermez. Bir intikam yolculuğuna çıkan Halil İbrahim’in hayatı Leto’lardan Zeynep’in (Miray Daner) çıkması ile tamamen değişecektir.

Kimsenin umrunda olmayan bir tarihte, kimsenin umrunda olmayan bir ülke, Bongomia. Bongomia kralı Thun’un ani ve şüpheli ölümünün ardından kimsenin ciddiye almadığı, ailesinin isim verme zahmetine bile girmediği Prens’in tahta geçmesiyle birlikte karmaşık bir hikaye başlar. Prens, üvey annesi, yengesi ve hain amcasıyla mücadele ederken yanlışlıkla Macarlar ile bir savaşa sürüklenir.

1900’lü yılların başında maceraperest, asi, heyecanlı ve zekası bedenine sığmayan genç tıp talebesi Ziya’nın en büyük dileği, çok iyi bir hekim olup tıbbın çare bulamadığı birçok salgın hastalığa derman olabilmektir. İstanbul’da tanıştığı delilik ve dahilik arasında duran hekim İhsan, onu bu dünyada anlayabilen tek kişi olmuştur. Birbirini bulan bu iki eksantrik ve yaralı ruh, beraber giriştikleri gizli ve yasaklı deneyin bedellerini ağır bir şekilde ödeyeceklerdir. Zira kodlarını çözmeye çalıştıkları kadim bir yazı onları adeta felaketin kapısına getirip bırakır.

Köklü ve güçlü bir aileden gelen Cezayir Türk, devleti için çalışan ve bir sabotaja kurban giden ağabeyinin intikamını alır. Devletin bekası ve ailesinin güvenliği için öldü gösterilerek yeni bir hayata başlar. Cezayir Türk, yurtdışında devam eden operasyonlarda bir yaralanma sonucu sınır tanımayan doktorlardan Firuze ile tanışır. Her ne kadar eşini ve ailesini özlese de onlara bir daha dönemeyeceğini bilmektedir. Firuze'ye aşık olup yeniden bir aile kuran Cezayir, bir süre sonra deşifre olur ve tekrardan hayata, İstanbul'a dönmek zorunda kalır. Fakat bu gelişmelerden ne yeni ailesinin ne de yıllardır onu özleyen ve mezarında dua eden ailesinin haberi vardır. Emanet ederek geride bıraktığı İstanbul ise bambaşka bir İstanbul olarak karşısına çıkacaktır.

Orta Asya'nın çetin bozkırlarında Gök Kağanı Alpagu Han'ın yetim bıraktığı dillere destan savaşçı dağ kızı Akkız'la, yine Gök Sarayı'nda Alpagu Han'ın öksüz bıraktığı Gök Tegini Batuga arasındaki destansı aşkı; bu iki garip kuşun sevdalarını kılıç, yüreklerini kalkan yaparak imkânsızı başarmalarını konu alıyor. Dönem dizisi olarak karşımıza çıkan "Destan" ilk olarak "Akkız Destanı" olarak açıklanmıştı. Ardında Destan ismiyle ekranlara geleceği söylenen dizi, geçmişe doğru uzanan bir hikâyeyi konu ediniyor. Türkler'in İslamiyet'i kabul etmesinden önce 8. yüzyılda geçen bir hikâye Destan'ın ana konusunu oluşturmaktadır. Gök Kağanı Alpagu Han'ın öksüz bıraktığı savaşçı dağ kızı Akkız ile yine Gök Kağanı Alpagu Han'ın öksüz bıraktığı Gök Tegini Batuga arasında geçen hikâyede; zaman içerisinde bu ikilinin aralarında oluşan aşkla imkânsızı nasıl başardıklarını gözler önüne serecek.

Üç çocuk annesi olan Müjgan kocası Ahmet ile birlikte sakin ve düzenli bir hayat yaşamaktadır. Mali müşavir olan Ahmet sabah sekiz, akşam beş çalışan iyi bir aile babasıdır. 17 yıl aynı yastığa baş koyan Müjgan ile Ahmet’in evliliği, Ahmet’in genç ve güzel bir kız olan Sude ile karşılaşmasıyla çatırdamaya başlar. Müjgan başlangıçta kocasının kendisini aldattığına ihtimal vermez. Ancak kocasının da her geçen gün değiştiği gözünden kaçmamaktadır. Sude genç, güzel, hırslı ve zengin bir koca üzerinden istediği yaşama kavuşmak isteyen bir kadındır. Müjgan, yakın arkadaşları Nilgün ve Canan’ın desteğini alarak çetin bir mücadeleye girer. Üç kadın aşk, sadakat ve evlilikleri üzerinden hayatlarını sorgularken, o güne kadar farkına varmadıkları bütün gerçeklerle yüzleşirler.

Kariyerinin zirvesindeyken ağır biz kaza geçirip sakatlanan efsane basketbolcu Tarık Aksoy, basketbolu bırakmak zorunda kalır. Ardından, sahip olduğu her şeyi birer birer yitiren Tarık, en son çocuklarının velayetini de kaybeder. Tam hayata karşı güvenini kaybetmişken, karşısına çıkan son şans, belki de kızlarını kazanmanın yolu olacaktır.

Savaşçı, dünyanın en zor şartlarında görev yapan, akla gelebilecek tüm güçlüklere katlanan adanmış kahramanların, “Bordo Berelilerin” hikayesi... Hikayemiz, bir dönem Bordo Berelilerin seçkin birliklerinden olan ünlü Kılıç Timi, komutanları Albay Halil İbrahim Kopuz ve Yüzbaşı Kağan Bozok’un hapisten çıkıp tekrar timi toplamaları ve göreve dönüşleriyle başlar. Üstün beceri, görev duygusu ve sonsuz vatan sevgisiyle Kılıç Timi, ülkenin ihtiyaç duyduğu her noktada görev alacak, Türkiye’nin sıkılmış yumruğu, bükülmez bileği olacaktır. Aşklarını, özlemlerini, yaşadıkları türlü zorlukları omuzlarında taşıyan bu genç adamlar, kendilerini adadıkları vatan için her şeylerini fedaya hazırdırlar. Çünkü onlar için, “söz konusu vatansa, gerisi teferruattır..!”

Cennet; Mardin’de, zulümlerle dolu hayatına yıllarca göğüs germiş, güçlü bir kadındır. Kumalık, analık, işçilik eder ama isyan etmez. Tek bir gayesi vardır. Çocukları onunla aynı kaderi paylaşmasın... Kızının İstanbul’da bir üniversiteyi kazandığını öğrenince, dünyalar onun olur. Nihayet emeklerine değmiştir. Fakat bu sevinç fazla uzun sürmez. Çünkü aynı kız köyün ağasına çoktan satılmıştır. Bunu öğrendiği noktada Cennet’in gözleri kararır. Artık ya ölümdür ya kaçış…

Çocuk denecek yaşta girdiği yeraltı dünyasının tepesine doğru tırmanmakta olan Hızır Çakırbeyli ve ailesinin hikayesi anlatılmaktadır. Yeraltı dünyasına giren her adam haksızlıklara başkaldırmaya yemin eder. Güçlenip zenginleştikçe kendisi bu haksızlıkların kaynağı olur.

Babasının ani ölümüyle tahta çıkan Sultan Ahmed kendini başka bir dünyada bulur; savaşlar, entrikalar, devlet yönetimi... Ama bir gün bir tablo görmesiyle hayatına bir kadın girer: Kösem Sultan. İlk başlarda tahtın ağırlığında ezilse de yavaş yavaş işlerin farkına varacaktır. Kösem Sultan ise saraya gelmesiyle birlikte artık kendisine bekleyen hayatın ilk adımını atacaktır. O da işlerin farkına vardıktan sonra kendini saray entrikalarında ve taht kavgalarında bulacaktır. Eşinin ani ölümünden sonra zorlu bir hayat onu beklemektedir. İki çocuğunun ve torununun saltanatlarını görecek, Osmanlı İmparatorluğu'nun en kudretli valide sultanı olacak, deyim yerindeyse devleti o idare edecektir. Ne yazık ki en sonunda da kendisi saray entrikalarına kurban gidecektir.

Aşkın ve nefretin, dostluğun ve düşmanlığın, iyiliğin ve kötülüğün en uçlarda yaşandığı bir hikaye... Poyraz, dibi görmüş bir adam. Hayatta sevdiği, değer verdiği her şeyi ailesini, mesleğini, karısını ve oğlunu kaybetmiş. Bütün bu dertlerle dalga geçerek ayakta kalmış. Canından çok sevdiği oğlunu, kayınpederi Ünsal’dan almak için çaresizlik içinde düşünürken, oğlunu almak için eski amiri Mümtaz, ona bir teklif yapar. Bahri Umman adlı bir mafya babasının yanına girecek ve ona bilgi sağlayacaktır. Çaresiz kalan Poyraz, bu teklifi kabul etmek zorunda kalır. Bu arada Ayşegül diye bir kızla tanışmıştır. Poyraz, kendi başını belaya sokma konusunda uzman olduğundan, Ayşegül’ü de her belanın içine katmayı başarır. İkili, ilk andan itibaren birbirlerinden hoşlanmışlardır. Ne var ki bu iki yaralı, yorgun ve yalnız insan için aşk imkansız gibi görünmektedir. Çünkü Ayşegül, Poyraz’ın patronu Bahri Umman’ın kızıdır ve üstelik Poyraz bu gerçeği Ayşegül’den saklamak zorundadır.

“O; Güneşi bayrak, göğü çadır eyleyip kısraklarını uçsuz bucaksız ovalara sürdü. Yağız yeri titretip, mavi göğü deldi. Pusatlarını yar eyleyip, ordularını gür kıldı. Daha çok denize, daha çok toprağa ilahi muştuyu taşıdı. Dünyanın iki hükümdara dar geldiğine inandı. Ve dünyayı bir hükümdara yar kıldı. Süleyman Şah oğlu Ertuğrul ümitlerin tükendiği bir çağda dirilişin adı oldu. ”Diriliş “Ertuğrul” , dünyanın kaderini belirleyen adamın hikayesi.

Yusuf İstanbul’un kalabalığında, yaşadığı tüm zorluklara rağmen ayakta kalmaya çalışan genç bir adamdır. Bir şekilde hayata tutunmaya ve günü kazasız belasız bitirmeye çalışır. Kurduğu bu düzende hayatını yolundan çıkaracak tek şey bir aşktır. İnsanın en çok korktuğu da başına geldiğinden Yusuf hiç beklemediği bir anda aşkla tanışır.

Kanıt, yönetmenliğini Cem Sürücü ve Biray Dalkıran'ın üstlendiği, hikâyelerini Selin Atasoy Hartevioğlu ve senaryosunu Ahmet Saatçioğlu'nun yazdığı Türk polisiye televizyon dizisi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü'nde özel bir ekipte görev yapan polislerin aile yaşamları ve İstanbul sokaklarındaki maceraları anlatılmaktadır. Ve bu şehrin her sokağını, herkes için daha güzel, daha yaşanır bir yer yapmak uğruna her türlü kötülüğe ve sıkıntıya meydan okuyan, sevinçte, kederde, aşkta ve yalnızlıkta her zaman birbirlerinin yanında olan bu yürekli polisler, “birliktelik ruhu” ve “mücadele azmiyle” minibüsleriyle bu metropolün sokaklarını arşınlamakta ve karşılarına çıkan her türlü kanunsuzlukla savaşarak suçluların korkulu rüyası olmaktadırlar. Ekip görevleri sırasında değişik ve çeşitli insan hikayeleriyle sürekli karşılaşmaktadır. Zaman zaman gülümseten, zaman zaman da iç burkan bu hikayelere, meslek yıllarının tecrübesi ve babalığıyla yaklaşan, ekibin diğer genç üyelerine de yol gösteren Emniyet amiri Rıza Baba olur.