İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

Erkan Kolcak Köstendil, Türk oyuncu, yazar, yönetmen ve şarkıcıdır. Amcası oyuncu Bülent Sakrak'tır. Kuzeybatı Anadolu'da yer alan büyük bir şehir olan Bursa'da doğup büyüyen Köstendil, kaleci olmayı düşünüyor ve çalışıyormuş, ta ki yolu onda öyle bir etki bırakan iki tecrübeli oyuncuyla kesişene kadar prestijli Mimar Sinan Üniversitesi'nde tiyatro okumaya karar verdi. Güzel Sanatlar Bölümü. Köstendil daha sonra oyun ve kısa filmlerde yazmaya, yönetmeye ve oyunculuk yapmaya devam etti. 'Karsi Cinsle Tanisma Sanati' oyununu yazıp rol aldı ve 'Yılın Erkek Oyuncusu' seçildiği 'Aut' adlı bir başka oyunda yer aldı. Bu oyun aynı zamanda ona 'Genç Aktör Özel' ödülü kazandırdı. Köstendil, ilk Türk Facebook Dizisi olan 'Mukadderat'ı yazıp yönetirken hep meşguldü. Kısa filmi 'Vakit' ile birçok ödülün yanı sıra sektörde yaygın bir tanınırlık kazandı. Köstendil daha sonra İstanbul ve Amsterdam'da çekilen orta uzunlukta bir film yazıp yönetti. Televizyon oyunculuğuna başarılı bir geçiş yapan Köstendil, birçok popüler dizide boy göstermiş ve kendine has karakter yorumlarından yararlanarak oyunculuk dünyasındaki yerini almıştır. İlk kez 2005 yılında 'Kurtlar Vadisi'nde yer aldı. Köstendil, ilk büyük çıkışını 2009 yapımı 'Sakarya Fırat' ile düşük rütbeli bir askeri canlandırdı ve karakterini son derece özgün bir şekilde canlandırdı. Sonraki yıllarda birçok film ve dizide rol aldı. 2014 yılında çok sevilen Ulan İstanbul dizisinde Karlos Nevizade karakterini canlandırdı. Bu karakter Türk dizilerinde fenomen olmuş ve Köstendil'e tüm Türkiye'de büyük bir ün ve tanınırlık kazandırmıştır. Bu şovun bir bölümünde başrol oyuncularından Şebnem Bozoklu ile birlikte yazdığı 'Yanarim Yanarım' adlı şarkıyı seslendirdi. Bu performans Youtube'da milyonlarca izlenme aldı. Birkaç başarılı projeden sonra, Köstendil, uluslararası yayınlanan tarihi drama 'Muhtesem Yüzil: Kösem'de rol aldı ve Kırım'ın son Hanı 'Shahin Khan Girai'yi başarıyla canlandırdı. Son olarak 'Familya' adlı TV programında yer aldı.

Babasının ani ölümüyle tahta çıkan Sultan Ahmed kendini başka bir dünyada bulur; savaşlar, entrikalar, devlet yönetimi... Ama bir gün bir tablo görmesiyle hayatına bir kadın girer: Kösem Sultan. İlk başlarda tahtın ağırlığında ezilse de yavaş yavaş işlerin farkına varacaktır. Kösem Sultan ise saraya gelmesiyle birlikte artık kendisine bekleyen hayatın ilk adımını atacaktır. O da işlerin farkına vardıktan sonra kendini saray entrikalarında ve taht kavgalarında bulacaktır. Eşinin ani ölümünden sonra zorlu bir hayat onu beklemektedir. İki çocuğunun ve torununun saltanatlarını görecek, Osmanlı İmparatorluğu'nun en kudretli valide sultanı olacak, deyim yerindeyse devleti o idare edecektir. Ne yazık ki en sonunda da kendisi saray entrikalarına kurban gidecektir.

İstanbul’un en belalı mahallerinden Çukur’un kontrolü Koçova ailesinin elindedir. Koçovalıların Çukur’u yönetirken en önemli kuralları da uyuşturucuya asla izin vermemeleridir. Ancak gözünü bu mahalleye dikmiş ve bu yasağı kırmaya hazırlanan yeni bir grubun ortaya çıkması ile mevcut düzen bozulur.

İstanbul'da bir dolandırıcılık çetesinin lideri olan Kandemir, yanında yetiştirdiği ekibiyle kendine özgü tarzı ve ilkeleri olan soygunlar yapmaktadır. Ekibin temel felsefesi; “adaletli çalmak”tır. İhtiyacı olmayandan, ihtiyaçları kadarını, ihtiyaçtan çalarlar. Ferdi, Karlos, Yaren ve Bahadır'dan oluşan bu tayfayı birbirine bağlayan en temel şey dostluktur. Ancak Kandemir’in eski ve değerli dostu olan Ali Rıza Kaptan'ın kendisi yüzünden tuzağa düşürülüp ceza evine girdiğini öğrenmesi her şeyi değiştirir.

Hasta annesinin ölümü ile sarsılan Ali, babasından intikam almak üzere gizemli bahçıvanıyla kafa kafaya verir. Ancak ailesi ve yetkililer yaşlı adamın ortadan kayboluşunu araştırdıkça Ali eylemlerinin haklılığından şüphe etmeye başlar.

Mete, zengin bir babanın şımarık oğludur. Taşkınlıklarına son vermek isteyen babası onu sıra dışı bir cezaya çarptırır. Mete, zamanda yolculuk yaparak 16. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda kurmaca bir köye gönderilir ve bir seyis olarak yaşamaya zorlanır. Mete köyde, hayatını tamamen değiştiren Asena ile karşılaşır.

Ülkenin en ünlü isimlerinden birinin eşini mutfak tezgahında kendisini en yakın arkadaşıyla aldatırken yakalamasıyla birlike olaylar gelişir.

Kemane çalan Piroz, erkek kardeşleriyle beraber köy köy gezerek düğünlerde ve cenazelerde çalıp söylemektedir. Piroz, bir düğünden önce Sümbül adındaki geline sevdalanır. Sümbül de Piroz'a ilk görüşte âşık olur. Düğün ise iki aile arasında çıkan trajik bir kavgayla sona erer. Sümbül artık istenmeyen bir gelindir ve öldürülmesi gerekmektedir. Piroz, sevdiğini korumak için mücadeleye girişince köylüleri onun en büyük destekçisi olur. Sümbül'ü kaçıran Piroz, onu kendi göçebe köyüne götürür. Sümbül'ün ailesi bu duruma kabullenmez ve silahlanıp onun peşine düşer. Piroz ise vazgeçmemeye kararlıdır. Zamanında benzer sorunlar yaşamış olan babası Mirze, Piroz'u destekler.

25 yaşındaki Sibel, babası ve kız kardeşi ile birlikte Karadeniz’de gözlerden uzak bir köyde yaşamaktadır. Dilsiz bir kız olan Sibel’in kendi halinde bir yaşantısı vardır. O, ancak atalarından kalma bir gelenek olan ıslık çalma sayesinde çevresindekilerle iletişim kurabilmektedir. Köy halkı tarafından dışlanan genç kız, onlar taradından uğursuz olarak kabul edilmektedir. Sibel'in hayatı, bir gün ormanda gezintiye çıktığı sırada bir yabancı ile karşılaşması ile bambaşka bir hal alır.

Avustralya’da yaşayan iki Türk, geçimlerini devecilik ve el arabası ile dondurma satarak sağlar. 1915 yılında memleketlerinde savaş çıktığını öğrenen ikili, Çanakkale’ye cepheye gitmeye karar verir. Ancak, yetkililer onların adadan çıkmalarına izin vermez. Bu sırada Avustralya’da Türkler aleyhine propaganda yapılmaya başlanır. İngilizlerin Avustralya’da asker devşirmeye başladığını öğrenen iki Türk, ülkelerinde veremedikleri mücadeleyi Avustralya’da vermeye karar verir.

Belediyede temizlik hizmetlerinde görevli olan Rıza, annesine son derece düşkündür. Bu düşkünlüğü, çok istemesine rağmen evlenip bir yuva kurmasına da mani oluyordur. Karşı apartmana taşınan Serpil adlı çocuklu ve dul bir kadının hayatına girmesiyle, Rıza’nın evlilik hayalleri yeniden alevlenir, fakat bir yandan da suçluluk duygusu gittikçe artıyordur. Öyle ki, bir süre sonra gerçek hayatla bağı iyice kopmaya, annesine daha da bağlanmaya başlar. Rıza artık annesinin öldüğünün bile farkında olmadan onunla yaşamaya devam ediyor, bir yandan da umutsuzca Serpil’le ilişki kurmaya çalışıyordur.

Müslüm, arabesk müziğinin efsane ismi Müslüm Gürses'in hayat hikayesini beyaz perdeye taşıyor. Unutulmaz ses sanatçısının iniş ve çıkışlarla dolu yaşamının anlatıldığı filmde, Müslüm Gürses’in milyonları etkileyen müziğine, çocukluğundan ölümüne kadar geçen zamanda yaşamına etki eden kişilere ve çok sevdiğini her fırsatta dile getirdiği eşi Muhterem Nur’a odaklanılıyor.

İstanbul’un Cihangir semtinde yaşayan bir grup sanatçının zaten yeterince karmaşık olan ilişkileri, hayatlarına giren bir el kamerası nedeniyle iyice garip bir hal alır. Tüm kadınların âşık olduğu narsist bir yönetmen, birbirlerine kabloyla bağlı iki ev arkadaşı, aynı zamanda morg olan bir tiyatro sahnesi, ölüleri dirilten bir hemşire ve ekibin bazen sağ bazen sol, bazen de iki kolu olmayan torbacısı; Onur Ünlü’nün zaman ve mekânla oynadığı deneysel anlatısının kahramanlarıdır. Söz konusu kamera kimisi için iyi bir fırsatken kiminin sonunu getirecektir.

Hayatı hep kuralına göre yaşamış Kudret’in düzeni yaşadığı sürpriz olaylarla tepetaklak olur. O da çok sevdiği arabasına atlayıp Antep’e doğru yola çıkar. Yolculuk boyunca hem arabasının hem de Kudret'in başına gelmeyen kalmaz. Kudret yüzlerce kilometrenin sonunda hem dostluğun önemini keşfedecek hem de kuralsız yaşamın keyfini öğrenecektir.

Taksici Fikret, bir sabah her zamanki gibi işe gitmek için evden çıkarken ayağını merdivenlerde burkar. Seke seke taksi durağındaki arkadaşlarının yanına gider. Müşteri gelmeden önce laflarken muhabbet muhabbeti açar ve Fikret Almanya'da yeni evlenen amcaoğlunun komik hikayesinden başlayarak binbir türlü, "yok artık" dedirtecek bir öyküyü anlatır, kimisini şoförlere, kimisini müşteriye, bazısını da karısına. Peki gerçek aslında öyle midir?