İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

3 dizisinden 3'ü İzlenir çıktı

Emekli bir adliye memuru olan Agâh Beyoğlu, İstanbul’un en kalabalık ve hareketli semti Beyoğlu’nda yalnız ve münzevi bir yaşam sürdürmektedir. Kızı yurtdışında yaşamakta, eşi ise yıllar önce vefat etmiştir. Agâh’ın bu tekdüze yaşantısı, kendisine konan Alzheimer Başlangıcı teşhisiyle altüst olur. Hastalığından ötürü er geç bütün anılarını unutacaktır. Bu gerçek karşısında başta bocalasa da Agâh, unutmanın bir fırsat olduğunu fark eder. Yıllardır planladığı ancak sürekli ertelediği bir cinayeti işlemek için bir fırsat! Nasıl olsa işleyeceği bu suçu gelecekte hatırlamayacak, hatırlamayacağı için de vicdan azabı çekmeyecektir.

Sıdıka Saka ve İstanbul'un bir kenar mahallesinde yaşayan Sinoplu Saka ailesinin maceralarını anlatır. Sıdıka okula gönderilmemiş olsa da kendisini eğitebilmiş, kitap okuyan, espritüel bir ev kızıdır. Aklı az olan bir abisi, baskıcı ve alkolik bir babası, Sıdıka'nın sorunlu olduğunu düşünen ve bir an önce onu evlendirmek niyetinde olan bir annesi vardır. Sıdıka'nın günleri evde kapalı kalarak geçmektedir ve dış dünya ile tek bağlantısı pencereden dışarıyı izlemektir.

Burası "Şaşıfelek Çıkmazı", dünyanın tam ortası. Burada kadınlar atmaca gibidir, burada erkekler son derece dengesiz ve tutkuludur. Burada yaşayan çocuklar, kafalarını dinlemek için büyüklerin erkenden uyumasını beklerler.

İki zoolog, soyu tükenmiş olan Anadolu parsına dair bir iz bulabilmek için Anadolu’da bir yolculuğa çıkar. Veysel, halk arasında büyük bir mite dönüşmüş olan bu efsanevi varlığın vahşi bir hayvandan öte Anadolu’nun ve insanlarının kaybettiği ve halen aradıkları bir tarafı olduğuna inanır. Emre ise parsın kırk yıldır çekilememiş fotoğrafını çekebilmenin peşindedir. Yerleştirdikleri foto-kapanlar gece bir görüntü yakalar. Ama çektikleri karanlık fotoğrafın parsa ait olduğunu kanıtlayamazlar. Görüştükleri yetkililerin makam odalarında karşılarına çıkan pars tahnitleri ise iki arkadaşı şaşırtır, tedirgin eder... Veysel’in Hacıbektaş bozkırında Emre ile paylaştığı sırrı her ikisini de değiştirir. Olmayan bir şeyi aramak onları da mı yok edecektir?

Eskişehir’de karısı Mukaddes ve kızı Simge ile birlikte yaşayan Tufan, küçük bir matbaada çalışmaktadır. Yan dairede yalnız oturan komşuları Huriye, bir gece aniden fenalaşır. Doktor, Huriye’nin bir süre tek başına kalmaması gerektiğini söyler. Tufan, bakacak kimsesi olmayan Huriye’yi ortada bırakmayı göze alamaz ve bir süre onu evinde tutmaya karar verir. Yaşadığı kimi korku ve kaygıların sonucunda Tufan’ın “iyilik” hali önemli sınavlardan geçer.

1963 yılı, Mayıs ayının son günleri… Film ordudan tasfiye edilmiş dört eski askerin bir gece boyunca süren sıra dışı yolculuğunu anlatır. Teğmen Şinasi, Binbaşı Kemal, Binbaşı Rıfat ve Albay Reha aynı gece Ankara’da başlayacak olan askeri darbenin İstanbul ayağında, darbe bildirisini İstanbul Radyosu’ndan anons etmeyi planlamaktadır. Yeterince güçlü ve etkili yapılan bir anons sonucunda darbenin başarılı olacağından ve halk desteğini arkalarına alacaklarından emindirler. Fakat hiçbir şey bekledikleri gibi gitmeyecektir.

Eski arkadaşı Cevat'ın yazdığı romanın ödül almasını hazmedemeyen Muharrem, arkadaşlarının akşam yemeğine kendini zorla davet ettirir. Bu yemekte eski defterler yeniden açılır.

Mertkan’ın hayatı basittir: babasının inşaatlarının getir götür işlerine bakar, arkadaşlarla alışveriş merkezlerinde sağı solu keser, arabayla turlar. Bu basitliğe bir anlam bulmak için pek de hevesli değildir. Ne zaman ki Gül ile tanışır, boşluğu ve basitliği değerlendirmek için bir fırsat çıkar karşısına. Ancak babası Gül’ün kökenleri konusunda şüphecidir. Hayatta ayrımcılıkla karşılaştığı ilk anda ona teslim olan Mertkan, çoğunluğa uyar, babasının kendisi için çizdiği yolda hayatına bir anlam bulur.

Farklı bölgelerinin kendine has iklimleri olduğu gibi, ruhların da kendi iklimleri vardır. Üstelik değişmek için mevsimlerin dönüşünü beklemeyen, anlık değişimler bile gösterebilen iklimler. İsa ve Bahar, çalkantılı ruhlarının farklı iklimlerinde ortak bir mutluluğu paylaşamamaktadırlar. Mimar olan İsa ile televizyonda çalışan Bahar, iki farklı iklimin yaşandığı Kaş ve Ağrı’da, birbirini takip eden süreçlerde biraraya gelirler. Kaş, güneşin, kuytuda tek bir bilinmeyen bırakmayan parıltılı hali ile Ağrı ise soğuk ve kardan sıkı sıkıya örtülen bedenlerin aksine, kar beyazının aydınlığı ile, gerek hayatlarında gerekse ilişkilerinde hiçbir bilinmeyen bırakmayacaktır. Nuri Bilge Ceylan, Cannes’da Jüri Büyük Ödülü almasını sağlayan filmi Uzak’tan sonra İklimler ile yeniden beyazperdede! 2006 Cannes Film Festivali’nde de büyük ödül için yarışan İklimler, bu sefer de FIPRESCI ödülü ile festivalden ayrıldı.

Yusuf kasabada ona bir gelecek olmadığına karar vererek İstanbul'a gelmiştir. Daha önce şehre yerleşmiş akrabası Mahmut'un yanında kalıp uzaklara giden gemilerde miço olarak iş bulmak ister. İdeallerine ulaşmak için her şeyi yapmaya hazırdır. Fotoğrafçı Mahmut ise, idealleriyle arasının gitgide açıldığının bilincindedir. Üstelik, kendini bu durumdan kurtarmak için de hiçbir şey yapamaz ya da yapmaya yanaşmaz.

Gümrük memuru Musa, birbirinin zıddı iki olay arasında fark gözetmeyen birisidir. Annesinin ölümüne tepki vermeyen Musa, iki çocuk ve bir anneyi öldürmekten sorumlu tutulmasına da sesini çıkarmaz.

Konu olarak gazetelerin üçüncü sayfalarında rastlayacağımız türdeki fiziksel ve ruhsal şiddet vakalarını işleyen film, çaresiz bir adamın başına gelen talihsizlikleri yansıtır. Figüranlık yaparak yaşamını idame ettiren İsa’nın bir yanlış anlaşılma sonucunda hırsızlıkla suçlanır, mafyanın peşine düştüğü İsa bir gün içerisinde çalınan parayı bir şekilde toparlamak zorundadır. İntihar etmekten başka bir çözüm yolu bulamayan İsa, o esnada çalan kapı ziliyle birlikte başka bir yola girer. Türk sinemasının özgün yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz’un Masumiyet’ten sonra çektiği filmi Masumiyet gibi Altın Portakal’ı kazanmıştır ve yönetmenin kendine has üslubunu kanıtlar niteliktedir.

Namus cinayeti nedeniyle girdiği hapishaneden çıkan Yusuf amaçsız bir hayata sahiptir artık. İzbe bir pansiyon köşesinde yolu Bekir ve Uğur’la kesiştikten sonra hikayedeki tüm kişilerin hayatlarını derdinden sarsan hadiseler yaşanacak, herkes kendi masumiyetinin peşinden gidecek; bu seçimler de hepsinde derin yaralar açacaktır. Uğur güçlü bir hayat kadınıdır, Bekir ise ona saplantılı bir adam. Fakat Uğur'un gönlünde Zagor vardır.

Kocası ile çoktan bitmiş bir evliliği zoraki sürdürme çabasında olan Tülay, bir gün hiç beklemediği bir olaya şahit olunca sarsılır. Oturduğu C Blok’un kapıcısının oğlu Halit ile hizmetçisinin, kocası ile kendisinin yatağında seviştiğine istemeden tanık olmak, Tülay’ın tutkudan ve aşktan uzak nasıl kupkuru bir hayat sürmekte olduğunu fark etmesini sağlar. Bu olaydan sonra bütün psikolojisi ve davranışları değişen Tülay, kendi içinde bilinçsiz bir arayışa girer. Fakat bu arayış, hem kendisi için hem de çevresindeki insanlar için çok fazla risk barındırmaktadır. Türk Sinemasının en önemli ve başarılı yönetmenlerinden biri olan Zeki Demirkubuz’un ilk çalışması olan C Blok, yönetmenin ilerki yıllardaki filmleri ile ilgili pek çok ipucu barındırıyor.

Emekli bir adliye memuru olan Agâh Beyoğlu, İstanbul’un en kalabalık ve hareketli semti Beyoğlu’nda yalnız ve münzevi bir yaşam sürdürmektedir. Kızı yurtdışında yaşamakta, eşi ise yıllar önce vefat etmiştir. Agâh’ın bu tekdüze yaşantısı, kendisine konan Alzheimer Başlangıcı teşhisiyle altüst olur. Hastalığından ötürü er geç bütün anılarını unutacaktır. Bu gerçek karşısında başta bocalasa da Agâh, unutmanın bir fırsat olduğunu fark eder. Yıllardır planladığı ancak sürekli ertelediği bir cinayeti işlemek için bir fırsat! Nasıl olsa işleyeceği bu suçu gelecekte hatırlamayacak, hatırlamayacağı için de vicdan azabı çekmeyecektir.

Sıdıka Saka ve İstanbul'un bir kenar mahallesinde yaşayan Sinoplu Saka ailesinin maceralarını anlatır. Sıdıka okula gönderilmemiş olsa da kendisini eğitebilmiş, kitap okuyan, espritüel bir ev kızıdır. Aklı az olan bir abisi, baskıcı ve alkolik bir babası, Sıdıka'nın sorunlu olduğunu düşünen ve bir an önce onu evlendirmek niyetinde olan bir annesi vardır. Sıdıka'nın günleri evde kapalı kalarak geçmektedir ve dış dünya ile tek bağlantısı pencereden dışarıyı izlemektir.

Burası "Şaşıfelek Çıkmazı", dünyanın tam ortası. Burada kadınlar atmaca gibidir, burada erkekler son derece dengesiz ve tutkuludur. Burada yaşayan çocuklar, kafalarını dinlemek için büyüklerin erkenden uyumasını beklerler.