İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

18 filminden 6'sı İzlenir çıktı
Harvey Keitel, 13 Mayıs 1939 tarihinde Brooklyn, New York'ta dünyaya gelmiştir. Gençliğinde Amerika Birleşik Devletleri Deniz Piyadeleri'ne katılarak Lübnan'da görev yapmış, bu deneyimin ilerideki disiplinli çalışma ahlakını şekillendirdiği söylenir. Askerlik hizmetinin ardından New York'a dönerek, Lee Strasberg ve Stella Adler gibi efsanevi isimlerin rehberliğinde Actors Studio'da oyunculuk eğitimi aldı ve Method oyunculuk tekniğinin en önemli temsilcilerinden biri haline geldi. Keitel'in kariyeri, sinema tarihinin en verimli yönetmen-oyuncu ortaklıklarından biriyle başladı. O dönemde henüz tanınmayan genç yönetmen Martin Scorsese'nin ilk filmi "Who's That Knocking at My Door"da (1967) başrolü üstlendi. Bu iş birliği, "Arka Sokaklar" (Mean Streets) (1973) ve "Taksi Şoförü" (Taxi Driver) (1976) gibi "Yeni Hollywood" akımının temel taşlarını oluşturan filmlerle devam etti. Bu filmlerdeki ham, gerçekçi ve yoğun performanslarıyla Keitel, 70'ler sinemasının asi ve anti-kahraman ruhunu yansıtan yüzlerden biri oldu. 1990'lı yıllarda kariyerinde adeta bir rönesans yaşayan Keitel, özellikle bağımsız sinemanın yükselişinde kilit bir rol oynadı. Genç yönetmen Quentin Tarantino'nun ilk filmi "Rezervuar Köpekleri"ne (Reservoir Dogs) (1992) hem yapımcı olarak destek verdi hem de Mr. White rolüyle unutulmaz bir performans sergiledi. Bu iş birliği, Tarantino'nun kült klasiği "Ucuz Roman"da (Pulp Fiction) (1994) canlandırdığı sorun çözücü Winston "The Wolf" karakteriyle zirveye ulaştı ve Keitel'i yeni nesil için bir "cool" ikonuna dönüştürdü. Aynı dönemde, "Bugsy" (1991) filmindeki gangster Mickey Cohen rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Akademi Ödülü'ne aday gösterildi ve Jane Campion'ın yönettiği "Piyano" (The Piano) (1993) filmindeki rolüyle de büyük beğeni topladı. Kariyeri boyunca risk almaktan çekinmeyen Keitel, Abel Ferrara'nın yönettiği "Hayvan" (Bad Lieutenant) (1992) filmindeki ahlaken çökmüş polis memuru rolü gibi zorlu karakterleri canlandırmasıyla tanınır. Ayrıca "Thelma ve Louise" (1991), "Gün Batımından Şafağa" (From Dusk Till Dawn) (1996), "Büyük Hazine" (National Treasure) (2004) ve Wes Anderson'ın "Büyük Budapeşte Oteli" (The Grand Budapest Hotel) (2014) gibi çok çeşitli filmlerde yer alarak çok yönlülüğünü kanıtladı. 2019 yılında, kariyerini başlatan yönetmen Martin Scorsese ile yeniden bir araya gelerek "The Irishman" filminde rol aldı. Korkusuzluğu, ham enerjisi ve karakterlerine kattığı derinlikle tanınan Harvey Keitel, Amerikan bağımsız sinemasının en büyük destekçilerinden ve sinema tarihinin en saygın karakter oyuncularından biri olarak efsanevi statüsünü korumaktadır.

20. yüzyılın başlarında Gustave H., Büyük Budapeşte Oteli'nin işleyişini büyük bir profesyonellikle idare eden, müşterilerini en ince ayrıntılarına kadar tanıyan bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy ve komi görevlisi olarak Zero Mustafa adında genç bir adam gelir ve kısa zamanda aralarında yakın bir arkadaşlık başlar. İkili birbirlerinin sırdaşı olurken yaşadıkları şehir de büyük bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Bu esnada Gustave'ın yaşlı sevgilisi Madame D. esrarengiz bir şekilde hayata veda eder, ikili Madame D. adlı kadına veda etmek için yola çıkar. Bir asilzade olan Madame D. adlı kadının şatosuna vardıklarında miras paylaşırken denk gelirler. Madame D., Gustave'a miras olarak paha biçilmez bir rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla aile içerisinde büyük bir karmaşa çıkar. Bu andan itibaren belalarla dolu bir maceraya atılan Gustave ve Zero, gerçeklerin peşinde koşarken dışarıda da bir çağ değişmektedir.

Film, köpeklerin “köpek gribi” nedeniyle çok uzaklarda isimsiz bir adada karantina altına alındıkları distropik geleceğin Japonya’sında geçiyor. Bu adanın yerlileri olan beş köpek – Chief, Rex, Boss, Duke ve King– izole olmuş bir hayatta yalnızlıklarından bezmişlerdir. Ta ki Atari Kobayashi adında bir çocuk kaybolan köpeği Spots’u aramak için adaya gelene kadar… Atari köpeğini bulmaya çalışırken bu beş köpekten yardım isteyecek ve onlar da Atari’yi onu almaya gelen Japon yetkililerden koruyacaklardır. Yönetmen Wes Anderson, filmi çekerken Akira Kurosawa’dan ilham aldığını açıklamıştır.

Auggie'nin New York'taki tütüncü dükkanında tıpatıp aynı olan günler birbirini takip etmektedir ta ki Auggie, bize hayatın küçük detaylarının farkına varmayı öğretene kadar. Paul Benjamin, her gün sokakta gördüğü ama tam olarak kavrayamadığı hayat ile ilgili kendisine bir roman kazandıran bir sürü olaylar dizisi yaratır. Sonunda artık bir öykü oluşturma sırası Auggie'ye gelmiştir.

Akademi ödüllü Whoopi Goldberg, peşinden koşan çetenin bakacağı, akla en son gelecek yer olan sessiz bir manastıra saklanmak zorunda kalan küstah bir salon şarkıcısını canlandırmaktadır. Manastırda, aykırı davranışlarıyla bir sürü sadık taraftar toplar ve çok geçmeden rahibelerin ruhsuz kilise korosunu, danslı, şarkılı, capcanlı bir müzik korosuna çevirir.

North America has been divided into four main quadrants. A power-hungry corporation has taken over the conventional prison system and made criminals the new law enforcers. The owner of that corporation, nanoscientist Eion Prescott, created a nano-virus called Onyx. Which is distributed through deadly watches to criminals. First, infecting them. Then, forcing them into eliminating each other for freedom. Who can topple the corporation's entire system from within?

II. Dünya Savaşı'nda görev almış eski bir asker olan Frank Sheeran, yıllar boyu Bufalino suç örgütü için çalışmıştır. Birçok ünlü isim için dolandırıcılık, tetikçilik yapan ve ‘İrlandalı’ lakabı ile anılan Sheeran, aynı zamanda işçi sendikası memurudur. Frank Sheeran’ın hayatından kesitlerin sunulduğu filmde, Amerikan tarihinin en gizemli suç olaylarından biri olan işçi lideri Jimmy Hoffa'nın ortadan kayboluşuna da değiniliyor.

Film, köpeklerin “köpek gribi” nedeniyle çok uzaklarda isimsiz bir adada karantina altına alındıkları distropik geleceğin Japonya’sında geçiyor. Bu adanın yerlileri olan beş köpek – Chief, Rex, Boss, Duke ve King– izole olmuş bir hayatta yalnızlıklarından bezmişlerdir. Ta ki Atari Kobayashi adında bir çocuk kaybolan köpeği Spots’u aramak için adaya gelene kadar… Atari köpeğini bulmaya çalışırken bu beş köpekten yardım isteyecek ve onlar da Atari’yi onu almaya gelen Japon yetkililerden koruyacaklardır. Yönetmen Wes Anderson, filmi çekerken Akira Kurosawa’dan ilham aldığını açıklamıştır.

Yerliler tarafından yetiştirilen ve bir kanun kaçağına dönüşen "Beyaz Bıçak" lakaplı Tommy'nin baba tarafından kardeş olduğu beş kişiyle tanıştıktan sonra eski b atıya yaptıkları yolculuğu konu eden filmin başrollerinde Adam Sandler bulunuyor.

20. yüzyılın başlarında Gustave H., Büyük Budapeşte Oteli'nin işleyişini büyük bir profesyonellikle idare eden, müşterilerini en ince ayrıntılarına kadar tanıyan bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy ve komi görevlisi olarak Zero Mustafa adında genç bir adam gelir ve kısa zamanda aralarında yakın bir arkadaşlık başlar. İkili birbirlerinin sırdaşı olurken yaşadıkları şehir de büyük bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Bu esnada Gustave'ın yaşlı sevgilisi Madame D. esrarengiz bir şekilde hayata veda eder, ikili Madame D. adlı kadına veda etmek için yola çıkar. Bir asilzade olan Madame D. adlı kadının şatosuna vardıklarında miras paylaşırken denk gelirler. Madame D., Gustave'a miras olarak paha biçilmez bir rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla aile içerisinde büyük bir karmaşa çıkar. Bu andan itibaren belalarla dolu bir maceraya atılan Gustave ve Zero, gerçeklerin peşinde koşarken dışarıda da bir çağ değişmektedir.

Aradan geçen 10 yıl, karısı Pam’le (Polo) yaptıkları iki küçük Focker ve aşılan sayısız engelden sonra, Greg nihayet asabi kayınpederi Jack’in güvenini kazanır. Fakat para sıkıntısı çeken babamız, bir ilaç şirketinde ikinci bir işe girdiğinde, Jack’in en sevdiği erkek hemşireyle ilgili şüpheleri tekrar baş gösterir.

Ben Gates’in John Wilkes hakkında yeni bir bilgi sunumu esnasında Booths’un günlüğünden on sekiz sayfa eksiktir. Çok geçmeden Mitch Wilkinson adında biri kalkar ve söz konusu günlükten eksik olan bir sayfayı okumaya başlar. O sayfada Ben’in büyük babası Thomas Gates’ten söz edilmektedir ve kendisi Abraham Lincoln olayında suikastçiler destekçilerindendir. Ben Gates, Abraham Lincoln olayının ardındakileri çözmek istemektedir.

Altı nesildir hazine peşinde koşan Gates ailesi, ABD'de tarihle ilgilenen kişilerin gözünde deli muamelesi görmektedir. Gates'lerin sın nesil üyesi Benjamin Franklin hazine avı bayrağını devralmış son kişidir ve yaşamını kimsenin varlığına inanmadığı, Orta Doğu kökenli Tapınak Şövalyeleri hazinesini bulmaya adamıştır. ABD'nin kuruluşunda aktif rolü olan Özgür Masonlar derneği üyelerinin sakladığı ve yeri ABD tarihindeki kilit olaylara gizlenmiş ipuçlarında saklı olan hazineye Benjamin Franklin iyice yaklaştığını hissetmektedir. Ancak, elde ettiği son ipucu hazinenin yerinin çalınması imkânsız gibi görünen Bağımsızlık Bildirgesi'nin arkasında gizlendiğini söylemektedir. Bildirge'nin arkasına bakmanın, yüzyıllık hazine avının sonu olacağın düşünür, oysa bu sadece bir başlangıçtır.

Anthony Hopkins, en başarılı ve en tüyler ürpertici performansını sergilediği Dr. Hannibal Lecter rolüyle tekrar karşınızda... FBI ajanı Will Graham artık emekli olmasına rağmen "Diş Perisi" olarak bilinen seri bir katili bulmak için tekrar göreve çağırılır. Graham, bu vahşi cinayetleri durdurabilmek için ilk başta Dr. Lecter'ın zihnine girmesine izin vermelidir... Oscar ödüllü oyuncular Ralph Fiennes, Emily Watson, Harvey Keitel, Mary Louise Parker ve Philip Seymour Hoffman gibi oyuncuların inanılmaz performanslarıyla devleşen bu filmi kaçırmayın.

New York yakınlarında, New Jersey çevresinde yalnızca polislerin oturduğu gelişmiş ve çok güvenli bir semt vardır. Yıllar önce güvenliklerini sağlamak amacıyla burayı satın almışlar ve yerleşmişlerdir. Ancak arazi mafya tarafından polislere mafyanın işlerine karışmamaları şartı ile verilmiş. Yıllarca bu böyle sürüp gitmiş ta ki yılın polisi seçilen genç memur Babbitt pis bir işe karışıp, yanlışlıkla iki zenci genci öldürene kadar. Bu olay üzerine halkın sinirlerini yatıştırmak için başkomiser bir senaryo hazırlayarak Babbitt'i herkesin gözü önünde öldürtür. Bunun üzerine bölge şerifi bu olaylardan şüphelenir ve araştırmaya başlar. Ve işler bir anda kontrolden çıkar.

Gecko biraderler, rüzgarı arkalarına alıp Meksika’nın özgür ortamına doğru bir yolculuğa çıkarlar. Texas’ta sıkı bir soygun yaptıklarından dolayı, ne olur ne olmaz diye bir rahip ve ailesini de yanlarında rehin olarak bulundururlar. Buluşma için bir Meksika barının kapısını aşındırdıklarında başlarına geleceklerden habersizdirler. Mekan kesinlikle vampirlerin içeri alınmadığı barlardan değildir!Quentin Tarantino’nun senaryosunu yazıp başrollerinden birine geçtiği film, Robert Rodriguez'in, El Mariachi ve Desperado filmleriyle başladığı sinema kariyerinin şimdilik en parlak filmlerinden birisi.

Auggie'nin New York'taki tütüncü dükkanında tıpatıp aynı olan günler birbirini takip etmektedir ta ki Auggie, bize hayatın küçük detaylarının farkına varmayı öğretene kadar. Paul Benjamin, her gün sokakta gördüğü ama tam olarak kavrayamadığı hayat ile ilgili kendisine bir roman kazandıran bir sürü olaylar dizisi yaratır. Sonunda artık bir öykü oluşturma sırası Auggie'ye gelmiştir.

Jules Winnfield ve Vincent Vega, mafya babası patronları Marsellus Wallace’tan çalınan bir çantayı geri almaya giden iki profesyonel tetikçidir. Wallace aynı zamanda Vincent’a, kendisi birkaç gün sonra şehir dışındayken karısını dışarı çıkarmasını söyler. Butch Coolidge, bir sonraki maçını kaybetmesi için Wallace’tan para alan yaşlı bir boksördür. Honey Bunny ve Pumpkin, yer değişikliğine ihtiyaçları olduğuna karar veren soyguncu bir çifttir. Görünüşte birbirleriyle alakası olmayan bu insanların hayatları, hem heyecanlı hem de eğlendirici bir sinema filmi macerasında nefes kesici bir şekilde birleşecektir.

İngiltere'den mektup yoluyla bulduğu bir erkek ile evlenmeye karar veren, konuşma problemleri olan bir kadın, küçük kızı ve de çok değer verdikleri piyanosunu da yanına alarak evleneceği kişi ile tanışmak için Yeni Zelanda'ya doğru yola çıkarlar. Evlendikten bir süre sonra yanlış bir seçim yaptığını kavrayan genç kadın, yerli halk ile kaynaşmayı başarmış bir beyaz ile piyanonun etrafında başlayan yakınlaşması tutkulu bir aşka dönüşecektir.

Bir grup suçlu, bir mücevher deposunu soyarlar. Polis o kadar çabuk peşlerine düşer ki aralarında bir muhbir olduğundan şüphelenirler. Soygundan hemen sonrasıyla başlayan film, olayın öncesine dönüp soygunun planlanması aşamasını anlatıyor. Ünlü karakter oyuncularından oluşan kadroyu da bu bölümde tanıyoruz.Bol aksiyon, kan ve şiddet içeren, klasikleşmiş bir Tarantino yapımı...

Akademi ödüllü Whoopi Goldberg, peşinden koşan çetenin bakacağı, akla en son gelecek yer olan sessiz bir manastıra saklanmak zorunda kalan küstah bir salon şarkıcısını canlandırmaktadır. Manastırda, aykırı davranışlarıyla bir sürü sadık taraftar toplar ve çok geçmeden rahibelerin ruhsuz kilise korosunu, danslı, şarkılı, capcanlı bir müzik korosuna çevirir.

'Bugsy' lakaplı, New York’lu gangster Ben Siegel, Los Angeles’a kısa bir iş seyahatine çıkar. İyi görünümlü ve kadınları baştan çıkartmak konusunda başarılı Siegel, karşısına çıkan rakiplerini alaşağı etmek adına asla geri adım atmaz. Los Angles hayatı, sinema dünyası ve her şeyden öte Virginia Hill, evde onu bekleyen ailesine dönmesine engel olacaktır. Bir gün Las Vegas’a bir iş için gidince aklına parlak bir fikir gelecektir…

Hem Martin Scorsese’nin hem de Robert De Niro’nun filmografilerindeki belki de bu en çarpıcı filmde, 70’lerin Manhattan gecelerinde taksicilik yapan Vietnam gazisi Travis’le birlikte sokaklardayız.Hikaye boyunca etrafındaki hayatla ve yolunun kesişeceği "toplumun pisliğiyle" (bir çocuk fahişe, güzel bir sarışın, başkan adayı bir senatör, gözü dönmüş bir kadın satıcısı) bir türlü iletişim kuramayacak olan Travis, en nihayetinde ipleri eline alacaktır. Üstelik gündüzleri izlemeye gittiği belden aşağı filmlerdeki "vahşi" bir stilde...Sadece eşsiz senaryosu ve oyunculuklarıyla değil, sıradışı sinematografisiyle de tüm zamanların en etkili filmlerinden biri...