İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

11 dizisinden 2'si İzlenir çıktı
İsmail Düvenci, 15 Ağustos 1947 tarihinde Hatay'ın İskenderun ilçesinde dünyaya gelmiştir. Türk tiyatro ve sinemasının emektar isimlerinden biri olan Düvenci, aynı zamanda ünlü oyuncu Ceyda Düvenci'nin babasıdır. Sanat hayatına tiyatro ile başlayan ve 1966 yılında konservatuvardan mezun olan usta oyuncu, uzun yıllar boyunca tiyatro sahnelerinde sayısız oyunda rol almış ve eğitmenlik yaparak birçok genç yeteneğin yetişmesine katkı sağlamıştır. Disiplini ve sahne hakimiyetiyle tanınan Düvenci, tiyatro kökenli oyunculuk geleneğinin önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Televizyon dünyasında "Mahallenin Muhtarları", "Kurtlar Vadisi", "Yabancı Damat" ve "Binbir Gece" gibi dönemin popüler dizilerinde aldığı rollerle ekranlarda tanınırlık kazanmıştır. Ancak İsmail Düvenci'nin geniş kitlelerce sevilmesini sağlayan ilk büyük çıkışı, "Umutsuz Ev Kadınları" (2011-2014) dizisinde canlandırdığı "Zakir" karakteriyle olmuştur. Songül Öden'in canlandırdığı Yasemin karakterinin babası rolündeki performansı, ona aile babası rollerinin aranan ismi olma yolunu açmıştır. Kariyerinin en unutulmaz ve en sevilen performansı ise hiç şüphesiz 2015-2017 yılları arasında yayınlanan fenomen dizi "Poyraz Karayel" ile gelmiştir. Dizide canlandırdığı emekli albay "Cevher Güngören" karakteri; Bahri Umman'ın kadim dostu, sert mizacının altında altın gibi bir kalp taşıyan, disiplinden asla taviz vermeyen ancak "Evlatlarım" dediği ekibe babacan yaklaşan tavrıyla izleyicilerin gönlünde taht kurmuştur. Özellikle Zülfikar (Celil Nalçakan) karakteriyle olan diyalogları ve "Albayım" hitabıyla özdeşleşen sahneleri dizinin en renkli anları arasında yer almıştır. Cevher Albay rolü, Düvenci'nin ustalığını yeni nesillere de aktardığı bir zirve noktası olmuştur. "Poyraz Karayel" sonrasında "Emanet" gibi dizilerde de yer alarak sanat yolculuğuna devam eden İsmail Düvenci, yarım asrı aşan kariyeriyle Türk televizyon ve tiyatrosunda derin izler bırakmıştır.

Aşkın ve nefretin, dostluğun ve düşmanlığın, iyiliğin ve kötülüğün en uçlarda yaşandığı bir hikaye... Poyraz, dibi görmüş bir adam. Hayatta sevdiği, değer verdiği her şeyi ailesini, mesleğini, karısını ve oğlunu kaybetmiş. Bütün bu dertlerle dalga geçerek ayakta kalmış. Canından çok sevdiği oğlunu, kayınpederi Ünsal’dan almak için çaresizlik içinde düşünürken, oğlunu almak için eski amiri Mümtaz, ona bir teklif yapar. Bahri Umman adlı bir mafya babasının yanına girecek ve ona bilgi sağlayacaktır. Çaresiz kalan Poyraz, bu teklifi kabul etmek zorunda kalır. Bu arada Ayşegül diye bir kızla tanışmıştır. Poyraz, kendi başını belaya sokma konusunda uzman olduğundan, Ayşegül’ü de her belanın içine katmayı başarır. İkili, ilk andan itibaren birbirlerinden hoşlanmışlardır. Ne var ki bu iki yaralı, yorgun ve yalnız insan için aşk imkansız gibi görünmektedir. Çünkü Ayşegül, Poyraz’ın patronu Bahri Umman’ın kızıdır ve üstelik Poyraz bu gerçeği Ayşegül’den saklamak zorundadır.

Yaşamını beş çocuğuna iyi fikirler ve temiz bir isim vermeye adayan Ali Rıza Tekin, yaşadığı bir olayda haksızlığa göz yumması istenince kaymakamlık görevinden istifa eder. Kızı Necla da İstanbul'da mimarlık bölümünü kazanınca, ailecek İstanbul'a, kendilerine ait eski bir konağa taşınırlar. Çocukların okul masrafları aileyi sıkıntıya sokunca Ali Rıza Bey yeniden çalışmaya başlar. Yeni işinde de prensiplerinden ödün vermesi istenince yine istifa eder. Askerden dönen oğlu Şevket bir bankada iyi bir maaşla çalışmaya başlayınca Ali Rıza Bey'in yükü hafifler. Ama Şevket gönlünü halihazırda evli bir kadın olan meslektaşı Ferhunde'ye kaptırır. Ferhunde ivedilikle boşanıp Şevket'le evlenir evlenmez dizginleri ele alır, evin bütün düzenini değiştirir. Oğuz Ayhan'ın da aileye sinsice girmesiyle beraber olaylar yavaş yavaş kötüye gider. Ali Rıza Bey tüm olanlara direnmeye çalışsa da ömrünün sonuna dek seyretmeye mahkum olduğu "Yaprak Dökümü" artık başlamıştır.

Batı’nın karanlık güçlerinin desteklediği ‘Manager’ yapılanması, Türkiye için açık tehdit haline gelmiştir. Türkiye’de kaos yaratacak, halkı korku ve paniğe sevk edecek kanlı terör eylemleri gerçekleşmektedir. Türk ekonomisi çeşitli sınavlardan geçmekte, Metavarse, dark web, kripto iletişim sistemleri ve internet sistemleri üzerinden ülkenin en hassas noktaları siber saldırılara uğramaktadır. Bu karmaşık ve komplike düşman; ülke içindeki çok çeşitli grupları da aktif olarak kullanmaktadır. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Sipahileri, bu tehlikeyi fark eder ve süratle reaksiyon gösterir.

Aşkın ve nefretin, dostluğun ve düşmanlığın, iyiliğin ve kötülüğün en uçlarda yaşandığı bir hikaye... Poyraz, dibi görmüş bir adam. Hayatta sevdiği, değer verdiği her şeyi ailesini, mesleğini, karısını ve oğlunu kaybetmiş. Bütün bu dertlerle dalga geçerek ayakta kalmış. Canından çok sevdiği oğlunu, kayınpederi Ünsal’dan almak için çaresizlik içinde düşünürken, oğlunu almak için eski amiri Mümtaz, ona bir teklif yapar. Bahri Umman adlı bir mafya babasının yanına girecek ve ona bilgi sağlayacaktır. Çaresiz kalan Poyraz, bu teklifi kabul etmek zorunda kalır. Bu arada Ayşegül diye bir kızla tanışmıştır. Poyraz, kendi başını belaya sokma konusunda uzman olduğundan, Ayşegül’ü de her belanın içine katmayı başarır. İkili, ilk andan itibaren birbirlerinden hoşlanmışlardır. Ne var ki bu iki yaralı, yorgun ve yalnız insan için aşk imkansız gibi görünmektedir. Çünkü Ayşegül, Poyraz’ın patronu Bahri Umman’ın kızıdır ve üstelik Poyraz bu gerçeği Ayşegül’den saklamak zorundadır.

Hazin bir aşk hikâyesi… 1974 yılının kışında, bahriyeli Ferit İstanbul’a ayak basar. Müjgan, Ferit, Selim ve Nalan’ın hayatları kesişir. O yıllar ilk görüşte aşk, mümkündür hâlâ. Göz göze gelmek bile bir büyük yangın sebebidir. Ve 1974 İstanbul’u, Boğaziçi, martılar, sahil boyu döşeli Arnavut kaldırımlar, Müjgan ve Ferit’e aşk neymiş öğretecekler. Ve sonra aşkla birlikte gelen diğer tüm duyguları öğretecekler; hasreti, vefayı, sadakati, ihtirası, ihaneti, tutkuyu ama illaki susmayı. Kalbe söz geçirebilmeyi… Selim ve Nalan… İki kardeş… Yıllarca büyütmüşler içlerinde aşkın en karasını. Selim, Müjgan’a sevdalı. Nalan, bahriyeliye yaralı. Birbirine bağlı bu dört genç, dile getirilmesi bile büyük günah sayılan bir aşk yüzünden, ömürlerinin baharını kışa çevirirler.

Gönül ve Ferman birbirlerini çok sevmektedirler, hem de tam otuz senedir. Kızları Hayal ve oğulları Ali ile birlikte yaşadıkları mahallenin en sevilen ailelerinden biridirler. Yine aynı mahallede işlettikleri meyhanelerinde misafirleri gibi ağırladıkları müşterileri, tüm dostlarına kucak açtıkları evlerinde kahkahaları eksik olmaz. Hayal'in uzun süredir işsiz oluşu, Ali'nin haylazlıkları da olmasa hayat adeta mükemmel akmaktadır onlar için, ta ki otuzuncu evlilik yıldönümlerine kadar.

Zeliş, o sene otuz yaşına basmıştır. Bir “Evlilik Terapisti” olan Serdar’la son üç senedir devam eden mutlu bir birlikteliği vardır. Serdar evlenmekten ve evliliğin getireceği sorumluluklardan deli gibi korkar.. İlişkilerinin en başında Zeliş’e evliliğe sıcak bakmayan bir insan olduğunu açıkça söylemiştir. Daha öncesinde “ne zaman çok para kazanacaksın?” ya da “ne zaman evleneceksin?” “ne zaman anne olacaksın?” gibi sorulara verebileceği “ Büyüyünce!” gibi çok iyi bir cevap varken, 30 yaşına basmasıyla birlikte bu cevabı kaybettiğini anlar Zeliş. Artık büyüyünce diyebilmek gibi bir lüksü kalmamıştır, çünkü büyümüştür. İçini müthiş bir geç kalmışlık duygusu kaplar. Buna ister 30 yaş sendromu, ister Satürn geçişi, istersek de mahalle baskısı diyelim, Zeliş evliliğin geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek gelecek olduğunun farkına varır. Çünkü birçok kadın ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir, ya da evli olmadığı için acı çekiyordur.

B2 koğuşundaki kadınlar, en ağır suçlardan hüküm giymiş mahkumlardır. Kimileri talihsiz, mağdur kadınlar, kimileriyse iflah olmaz suçlulardır. Fakat onlar aynı zamanda birer eş, birer anne, birer evlattır. Belki de hepsinden önemlisi; Onlar birer kadındır. İçinde bulundukları ortamda, çoğu zaman güçlü mahkumların kendi koydukları kurallar, hapishane kurallarının önüne geçer. İçeride geçerli olan tek kural vardır: Güçlü olan ayakta kalır! Sadist gardiyanların, kin ve güç savaşlarının egemen olduğu, en içgüdüsel duygularla hareket edilen, korkutucu ve huzursuz bir dünyadır onlarınki. Tüm bu şiddet ve yoksunluk içinde, yine de sımsıcak dostlukların, kadın duygularının hakim olduğu bir iç dünya yaratmayı başarabilen isimsiz kahramanlar onlardır.

Bundan yıllar önce Doğu Karadeniz'in dumanlı dağları arasındaki Sisköy büyük bir aşka tanık olmuştur. Asiye ile Adem'in aşkına... Asiye ile Adem birbirlerine varmak için karşılıklı sözler vermişler; ancak Asiye'yi istemeyen anasının sözünden dışarı çıkamayan Adem, sevdiğini alamadan Almanya'ya gitmiştir. Asiye burada, Adem orada evlenir, ikisinin de çocukları olur. Asiye'nin kocası yıllar sonra küçük kızları Fidan ile birlikte traktörle şehirden dönerken, bir trafik kazasında ölür. Virajda aniden karşısına çıkan bir arabanın farları gözünü almış ve ona çarpmamak için direksiyonu kırmıştır. Karşısına çıkan arabanın direksiyonunda ise, trajik bir rastlantı olarak, Almanya'dan izinli olarak köye gelmiş olan Adem vardır. Asiye kocasının ölümünden de Adem'i sorumlu tutar.

Yaşamını beş çocuğuna iyi fikirler ve temiz bir isim vermeye adayan Ali Rıza Tekin, yaşadığı bir olayda haksızlığa göz yumması istenince kaymakamlık görevinden istifa eder. Kızı Necla da İstanbul'da mimarlık bölümünü kazanınca, ailecek İstanbul'a, kendilerine ait eski bir konağa taşınırlar. Çocukların okul masrafları aileyi sıkıntıya sokunca Ali Rıza Bey yeniden çalışmaya başlar. Yeni işinde de prensiplerinden ödün vermesi istenince yine istifa eder. Askerden dönen oğlu Şevket bir bankada iyi bir maaşla çalışmaya başlayınca Ali Rıza Bey'in yükü hafifler. Ama Şevket gönlünü halihazırda evli bir kadın olan meslektaşı Ferhunde'ye kaptırır. Ferhunde ivedilikle boşanıp Şevket'le evlenir evlenmez dizginleri ele alır, evin bütün düzenini değiştirir. Oğuz Ayhan'ın da aileye sinsice girmesiyle beraber olaylar yavaş yavaş kötüye gider. Ali Rıza Bey tüm olanlara direnmeye çalışsa da ömrünün sonuna dek seyretmeye mahkum olduğu "Yaprak Dökümü" artık başlamıştır.

Havin üniversiteye giden 23 yaşında bir kızdır. Babası Gülağa hapse girerken kızını amcası ve yengesine teslim etmiş ancak Havin onların zulmüne dayanamayıp evden kaçmıştır. Havin'in en yakın arkadaşı Lale, escortluk yapmakta ve çok para kazanmaktadır. Havin'i de bu işe ikna etmeye çalışmaktadır. Baran'ın en yakın arkadaşı Levon onun için bir doğum günü partisi hazırlar, hediye olarak Havin'i getirir. Tanıştıkları gece Havin ile aralarında bir şey geçmeyen Baran, Havin'in çekingenliği ve güzelliğinden çok etkilenir ve ona aşık olur. Evlenmek üzere düğün yerine giderken kaza yaparlar. Baran hafif yaralanır fakat Havin'in durumu ağırdır. Bunu fırsat bilen ve oğlunun Havin ile evlenmesini istemeyen Kumru Havin'i bir dağ evine hapsedip ona bir miktar para vererek öldü süsü verir. Asıl şok Havin'in yıllar sonra başka bir kimlikle eski hayatına ve aşkına geri dönmesidir. Baran'a farklı bir kimlikle davranmasıyla bütün olaylar karışır.

Sokaklardan başlayıp belli bir hiyerarşik bütünlük içinde kademe kademe yükselen ve en tepede son derece etkili bir "konseye" dönüşerek ülkeyi avcuna almayı amaçlayan çok güçlü bir mafya örgütü ile o örgütle mücadeleye soyunanların serüvenleri anlatılır. Bu hem toplumsal hem de bireysel yansımaları olan bir serüvendir.

Evli ve iki çocuk sahibi olan Dr. Zeynep, günün birinde hastaneden zorla kaçırılarak, bir çatışmada ağır yaralanan Reşat’ın tedavisini yapmak durumunda kalıyor. Bu olay genç kadının hayatında yeni bir dönemin başlamasına neden oluyor. Yetişme çağının sorunlarını yaşayan, sürekli olarak başını derde sokan, ana babasına karşı tepkili bir genç kız olan kızı Özlem’le ve uzun zamandır yasak bir aşk yaşayan eşi Ekrem’le sorunlar yaşayan Zeynep, kendini mafya ilişkileri içinde yeralan Reşat’la yaşadığı zor bir aşkın içinde buluyor.