İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

20 filminden 4'ü İzlenir çıktı
James "Jim" Broadbent, 24 Mayıs 1949 tarihinde İngiltere'nin Lincolnshire bölgesinde dünyaya geldi. Sanata olan ilgisi, her ikisi de birer amatör oyuncu olan anne ve babası sayesinde erken yaşlarda başladı. Tiyatroya olan tutkusunu keşfettikten sonra, Londra'daki prestijli Müzik ve Dramatik Sanatlar Akademisi'nde (LAMDA) eğitim alarak profesyonel oyunculuk kariyerine sağlam bir temel attı. Kariyerinin ilk yıllarında, özellikle yönetmen Mike Leigh ile yaptığı uzun soluklu iş birlikleriyle tanındı. Leigh'in doğaçlamaya dayalı çalışma tarzı, Broadbent'in karakter yaratma konusundaki olağanüstü yeteneğini ortaya çıkardı ve "Life Is Sweet" (1990) gibi filmlerle eleştirmenlerin dikkatini çekti. Kariyeri boyunca hem komedi hem de dramada ne kadar usta olduğunu kanıtlayan Broadbent, 1999 yapımı "Topsy-Turvy" filmindeki performansıyla Venedik Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Ancak uluslararası alanda zirveye çıktığı ve kariyerinin en parlak dönemini yaşadığı yıl 2001 oldu. Bu yıl içinde iki tamamen zıt karakterle izleyici karşısına çıkarak inanılmaz bir oyunculuk yelpazesi sergiledi. Baz Luhrmann'ın gösterişli müzikali "Kırmızı Değirmen" (Moulin Rouge!) filmindeki performansıyla BAFTA Ödülü'nü kazandı. Aynı yıl, yazar Iris Murdoch'un eşi John Bayley'i canlandırdığı "Iris" filmindeki dokunaklı ve içten rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Akademi Ödülü (Oscar) ve Altın Küre Ödülü'nü kazanarak başarısını taçlandırdı. Jim Broadbent, genç nesil izleyiciler tarafından en çok "Harry Potter" serisinde canlandırdığı Profesör Horace Slughorn karakteriyle tanınır. "Harry Potter ve Melez Prens" (Harry Potter and the Half-Blood Prince) (2009) filmiyle seriye dahil olan Broadbent, iksir ustası Slughorn'un karmaşık, hem komik hem de trajik yönlerini başarıyla yansıtarak serinin en sevilen karakterlerinden birini yarattı. Ayrıca, "Bridget Jones'un Günlüğü" serisinde Bridget'in sevecen babasını ve dünya çapında büyük beğeni toplayan "Paddington" filmlerinde antika dükkanı sahibi Mr. Gruber'ı canlandırarak popüler kültürdeki yerini sağlamlaştırdı. Kariyeri boyunca "Bulut Atlası" (Cloud Atlas) (2012), "Demir Leydi" (The Iron Lady) (2011) ve "Brooklyn" (2015) gibi pek çok önemli filmde rol alan Broadbent, televizyon ekranlarında da unutulmaz performanslar sergiledi. HBO'nun fenomen dizisi "Game of Thrones"da Üstat Ebrose karakterini ve "Longford" adlı TV filmindeki rolüyle de bir başka BAFTA ve Altın Küre ödülü kazandı. Canlandırdığı her karaktere getirdiği sıcaklık, insaniyet ve derinlikle tanınan Jim Broadbent, modern İngiliz sinemasının en çok yönlü, en üretken ve en sevilen aktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Brown ailesi ve yerel halkın popüler bir üyesi olan Ayı Paddington artık benimsenmiştir, Lucy Hala'nın 100. Doğum Günü kutlamaları için alınan hediye çalınmıştır. Hediyeyi bulmaya çalışan ekibin başlarına garip şeyler gelecektir...

Eilis Lacey (Saoirse Ronan), İrlanda'nın fakir mahallelerinden birinde yokluk içinde yaşayan bir kızdır. Sevmediği bir işte annesinin hatrına çalışan Eilis'e kasabasındaki kilise papazı yardımcı olur ve onu Amerika'ya güvenilir bir tanıdığın yanına gönderir. 1950'li yılların New York'unda Brooklyn’e gelen genç kız, Amerika'nın gelecek vaatleri için annesinin evini terk eder. Ayakları üzerinde durma mücadelesi veren Eilis bu arada bir gençten de çok hoşlanır. Fakat gurbet özlemi birkaç ay sonra Eilis için dayanılmaz olur ve bu sırada annesinden gelen bir haber ile İrlanda'ya birkaç haftalığına dönmeye karar verir. Amerikan rüyası İrlanda'daki geçmişi yüzünden bozulan Eilis, iki ülke ve üzerinde yaşadığı hayatlardan birini seçmek zorunda kalacaktır.

Perulu genç bir ayı, teyzesi Lucy tarafından büyütülür ve teyzesinin emekli ayılar için kurulan bir evde yaşamaya başlaması nedeniyle kendisine yeni bir ev bulmaya karar verir. “İngiliz” olan her şeye karşı ilgi duyan sevimli ayıcık, kendisine bir yuva bulmak için bir geminin cankurtaran botuna binip soluğu Londra’da alır. Fakat Paddington İstasyonu'nda kaybolup tek başına kalınca, şehir hayatının hiç de beklediği gibi olmadığını anlayacaktır. Bu durum istaasyonda karşılaştığı Brown ailesinin ona evlerini açmasına kadar sürer. Son derece iyi niyetli bir aile olan Brownlar, ayıcığın boynunda yazan 'Lütfen bu ayıcıkla ilgilenin. Teşekkürler.' notuyla karşılaşıp kahramanımızı geçici olarak aileye kabul ederler. Hatta ona karşılaştıkları istasyon olan "Paddington" ismini koyarlar. Sevimli ayıcık tam şansının yaver gittiğini düşünürken kendisinin nadir bulunan bir ayı türü olduğunu düşünen bir hayvan doldurma sanatçısıyla karşılaşınca işler karışır.

Paddington, şu anda Emekli Ayılar Evi'nde ikamet eden sevgili teyzesi Lucy'yi ziyaret etmek için Peru'ya seyahat eder. Brown Ailesi'nin de katılımıyla, bir gizem onları Amazon yağmur ormanları boyunca ve Peru'nun dağ zirvelerine doğru beklenmedik bir yolculuğa sürüklediğinde heyecan verici bir macera başlar.

Bridget, ilk eşi Mark Darcy, Sudan’da öldürüldüğünde dul kalmıştır. Artık 9 yaşındaki Billy ve 4 yaşındaki Mabel’ın bekâr annesidir ve çocuklarını sadık arkadaşlarının ve hatta eski sevgilisi Daniel Cleaver’ın yardımıyla yetiştirerek duygusal bir belirsizlik içinde sıkışıp kalmıştır. Jones, Urban ailesinden hayata ve aşka doğru yeni bir yol çizmesi için baskı görmeye başlar.

Oscar adayı Noah Baumbach'ın yönettiği bu filmde sinema yıldızı Jay Kelly, sadık menajeriyle birlikte çıktığı Avrupa yolculuğunda geçmişi ve bugünüyle yüzleşiyor.

Paddington, şu anda Emekli Ayılar Evi'nde ikamet eden sevgili teyzesi Lucy'yi ziyaret etmek için Peru'ya seyahat eder. Brown Ailesi'nin de katılımıyla, bir gizem onları Amazon yağmur ormanları boyunca ve Peru'nun dağ zirvelerine doğru beklenmedik bir yolculuğa sürüklediğinde heyecan verici bir macera başlar.

Nikolas adlı sıradan bir çocuk, elflerin efsanevi köyü Elf Diyarı'nı bulmak için bir yolculuğa çıkan babasını aramak üzere karlarla kaplı kuzeye doğru sıra dışı bir maceraya atılır. Bu macerada Blitzen adlı dikbaşlı bir geyik ve sadık evcil faresi de ona eşlik etmektedir. Hiçbir şeyin imkânsız olmadığını kanıtlayan bu sihirli, komik ve samimi öyküde Nikolas'ın yazgısıyla tanışması ise uzun sürmez.

Kraliçe Victoria İngiltere’sinin ünlü doktoru ve veterineri olan hayvan dostlarıyla konuşabilen; tuhaf Dr. John Dolittle, yedi yıl önce karısını kaybettikten sonra canlı, egzotik hayvanlarıyla birlikte kendisini Dolittle malikanesinin yüksek duvarlarının ardına kapatmış. Ama genç kraliçe ölümcül bir hastalığa yakalanınca, Dolittle çare aramak üzere efsanevi bir adaya doğru, epik bir maceraya gönülsüzce yelken açmıştır. Eski düşmanlarıyla karşılaştığında, bilgeliğini ve cesaretini yeniden kazanır ve muhteşem yaratıklar keşfeder. Doktor Dollitle’a bu yolculuğunda genç ve kendinden menkul çırağının yanı sıra gürültücü havyan arkadaşlarından oluşan bir grup eşlik eder. Grupta endişeli bir goril, coşkulu ama kuş beyinli bir ördek, didişen, alaycı devekuşu ikilisi, eğlenceli bir kutup ayısı ve Dolittle’ın en güvendiği akıl hocası ve sırdaşı olan inatçı bir papağan da yer almaktadır.

Brown ailesi ve yerel halkın popüler bir üyesi olan Ayı Paddington artık benimsenmiştir, Lucy Hala'nın 100. Doğum Günü kutlamaları için alınan hediye çalınmıştır. Hediyeyi bulmaya çalışan ekibin başlarına garip şeyler gelecektir...

Artık 40'lı yaşlarına gelmiş olan Bridget Jones'un hayatında uzun bir aradan sonra her şey nispeten yolundaymış gibi görünmektedir. Mark Darcy'den ayrıldıktan sonra kendini işine adamış, başka birşeye kafayı çok takmadan çalışmaktadır. Belki de yıllar sonra ilk kez hayatının mutlak kontrolünü eline geçirmiştir. Ancak bu durum, Darcy'nin 180 derece tersi bir karakterdeki Amerikalı Jack Qwant ile tanışana dek sürecektir. Amerikalı'dan etkilenen, ancak Darcy'den de tamamen vazgeçemeyen Jones'un hayatı, hamile olduğunu öğrenmesiyle bambaşka bir seyre girer. Tabii bir sorun daha vardır, bebeğin babasının bu iki adamın hangisinden olduğundan emin değildir.

Eilis Lacey (Saoirse Ronan), İrlanda'nın fakir mahallelerinden birinde yokluk içinde yaşayan bir kızdır. Sevmediği bir işte annesinin hatrına çalışan Eilis'e kasabasındaki kilise papazı yardımcı olur ve onu Amerika'ya güvenilir bir tanıdığın yanına gönderir. 1950'li yılların New York'unda Brooklyn’e gelen genç kız, Amerika'nın gelecek vaatleri için annesinin evini terk eder. Ayakları üzerinde durma mücadelesi veren Eilis bu arada bir gençten de çok hoşlanır. Fakat gurbet özlemi birkaç ay sonra Eilis için dayanılmaz olur ve bu sırada annesinden gelen bir haber ile İrlanda'ya birkaç haftalığına dönmeye karar verir. Amerikan rüyası İrlanda'daki geçmişi yüzünden bozulan Eilis, iki ülke ve üzerinde yaşadığı hayatlardan birini seçmek zorunda kalacaktır.

Bennett evsiz kadını evinin ön tarafındaki cadde boyunda bir yerde park halinde Bedford marka bir minibüsün içine geçici olarak koyar. Kadın orada 15 yıl kalır. Hikayenin gelişiminde Bennett kadının aslında piyanist Alfred Cortot 'un Margaret Fairchild adındaki (ölüm 1989) eski yetenekli bir öğrencisi olduğunu öğrenir. Zamanında Chopin çalmış ve rahibe olmayı denemiştir.

Perulu genç bir ayı, teyzesi Lucy tarafından büyütülür ve teyzesinin emekli ayılar için kurulan bir evde yaşamaya başlaması nedeniyle kendisine yeni bir ev bulmaya karar verir. “İngiliz” olan her şeye karşı ilgi duyan sevimli ayıcık, kendisine bir yuva bulmak için bir geminin cankurtaran botuna binip soluğu Londra’da alır. Fakat Paddington İstasyonu'nda kaybolup tek başına kalınca, şehir hayatının hiç de beklediği gibi olmadığını anlayacaktır. Bu durum istaasyonda karşılaştığı Brown ailesinin ona evlerini açmasına kadar sürer. Son derece iyi niyetli bir aile olan Brownlar, ayıcığın boynunda yazan 'Lütfen bu ayıcıkla ilgilenin. Teşekkürler.' notuyla karşılaşıp kahramanımızı geçici olarak aileye kabul ederler. Hatta ona karşılaştıkları istasyon olan "Paddington" ismini koyarlar. Sevimli ayıcık tam şansının yaver gittiğini düşünürken kendisinin nadir bulunan bir ayı türü olduğunu düşünen bir hayvan doldurma sanatçısıyla karşılaşınca işler karışır.

Film, her çocuğun kafasından geçen, “Noel Baba onca hediyeyi bir gecede nasıl dağıtıyor?” sorusuna cevap veriyor: “Noel Baba’nın, Kuzey Kutbu’nun altındaki operasyon merkezi sayesinde.” Dünya çocuklarından birine hediye gönderilmesi unutulunca, Noel Baba ailesinin en küçük üyesi Arthur, Noel sabahından önce son hediyeyi vermek için göreve çıkıyor...

Voldemort hem Muggle hem de büyücüler dünyasındaki kıskacını daraltmaktadır ve Hogwarts artık bir zamanlar olduğu güvenli liman değildir. Harry tehlikenin kalenin içinde bile olabileceğinden şüphelenirken, Dumbledore da Harry’yi hızla yaklaşmakta olduğunu bildiği nihai savaşa hazırlamaya her zamankinden kararlıdır. Birlikte, Voldemort’un savunma hattını kırmanın yollarını ararlar. Bu amaçla, Dumbledore eski bir dostu ve meslektaşı olan, çok önemli bilgilere sahip olduğunu düşündüğü Profesör Horace Slughorn’u görevlendirir. Profesör iyi bağlantıları olan, iyi yaşamayı seven, saf bir insandır.Bu arada, öğrenciler bambaşka bir rakibin kuşatması altındadırlar: Gençlik hormonları zirveye tırmanmaktadır.

Indy ve yakın dostu Mac, uzaklardaki bir hava meydanında Sovyet ajanlarıyla sıcak temastan güç belâ kurtulmayı başarmışlardır. Şehir dışına çıkan Indiana, genç Mutt ile tanışır. Mutt’a yardım ettiği takdirde büyü, batıl inanç ve korkunun efsanevi objesi olarak tanınan Akator’un Kristal Kafatası’nı ele geçirebilecektir.

Pevensie ailesi, savaş nedeni ile güvende olmadıkları ülkelerini tahliye ettiklerinde karşılaşacakları maceradan haberdar değildiler. Dört kardeş, bir profesörün yanında yaşamaya başlarlaR. Bu sırada saklambaç oynayan en küçük kardeş Lucy, kendisini Narnia topraklarına götüren bir elbise dolabı keşfeder. Karlar altındaki Narnia tuhaf ama eşsiz yaratıklarla doludur. Beyaz Cadı Jadis tarafından da gözlenmektedir. Ailenin tüm çocukları bu dolabın içinden geçtiklerinde bambaşka bir dünya kurulur içlerinde. Hayvanların dile geldiği bu dünyanın yöneticisi Aslanı bulmaları ve Cadıyı da etkisiz hale getirmeleri gerekmektedir.

Rodney, küçük şehirde yaşayan bir robottur ve en büyük hayali olan keşif yapmak isteği ile büyük şehre gitmeye karar verir. Niyeti ise büyük şehir meşhur bir robot ile tanışarak onun vasıtası ile kendisini geliştirmektir. Ancak aşk kapıda onu beklemektedir. İlk başına gelen şey aşık olmak olur. Güzel bir robota gönlünü kaptırır ve ardından da yaşlı bir başka robot ile birlikte kötücül olana karşı bir savaş başlatırlar.

Nihayet hedefine ulaşan Bridget Jones Mark Darcy'nin kız arkadaşı olmuştur. Herşeyin kusursuz olmasını beklerken, bu mutluluğu elinde nasıl tutacağı kaygısı yeni maceraları da beraberinde getirir. Mark'ın güzel meslektaşı Rebecca ve Bridget' in eski çapkın patronu Daniel Cleaver'ın yüzünden mutlulukları gölgelenmeye başlar. Patlak veren kıskançlık krizleri ile ilişki yavaş yavaş bir kabusa dönüşür. Bridget'in, tavsiyeleri ile ünlü arkadaşları da her zamanki gibi görev başındadır. Kendini ve hayatı sürekli sorgulayan tavrının yanında mizah yönünü hiç kaybetmeyen ünlü bekar Bridget Jones bakalım bu serüveninde aradığı mutluluğu bulabilecek mi?

Usta yönetmen Martin Scorsese'in yönetmenliğini yaptığı Gangs of New York, 1800'li yıllar New York'unda, İrlandalı ve İtalyan göçmenlerin şehrin kontrolünü ele geçirmek için sokak çetelerini oluşturmaya başladıkları dönemde geçiyor. Hikaye, Dead Rabbits ve Native Americans adlı iki çete üzerinde yoğunlaşmaktadır. Dead Rabbits çetesinin lideri öldürülür ve çete dağılır. Yıllar sonra Rabbits çetesinin öldürülen liderinin oğlu kendi çetesini oluşturup diğer çetenin liderinini ortadan kaldırmaya girişecektir.

Yeniyıl ile birlikte, 32 yaşındaki bekar bir kadın olan Bridget, artık kendi hayatının kontrolünü ellerine alması gerektiğini farkeder ve bir günlük tutmaya başlar. Artık yatağının başucunda duran en provokatif, erotik ve isterik kitap kendi yazdığı olacaktır.Kendine hakim olmaya çalışsa da kendini iki erkeğin arasına sıkışmış olarak bulur. Bir tanesi gerçek olamayacak kadar doğru, diğeri ise bir o kadar yanlış ama bu yüzden de doğru.

Gerçeğin, güzelliğin, özgürlüğün ve aşkın kutlamasının yapıldığı 1900'lü yılların göz alıcı, parlak fakat kötü şöhretli gece kulübünün adıdır Moulin Rouge... Satine, bu gece kulübünün parıldayan elması, en güzel yıldızı ve şehrin en tanınmış fahişesidir. Ama gece kulübünü finanse edecek zengin bir adamın takıntısı olmakla, gerçekten aşık olduğu beş parasız bir şair arasında seçim yapmak zorunda kalacaktır.

Geleceğin tuhaf ve gereksiz derecede karmaşık, fütüristik dünyasındayız. Devlet memuru Sam Lowrey, etrafını saran bu bürokrasi ve teknoloji cenderesinden bunalmış bir istatistikçidir. Kaçışı ve sükuneti, kendisini her şeyden izole ettiği hayallerde bulur. Rüyalarında sürekli olarak aynı kadını kurtardığını görür.Sam'in yaşadığı gerçek dünyayı ise, herşeyi görüp kontrol eden bir bilgisayar idare etmektedir. Jill Layton isimli genç kadın terorist olmakla suçlandığında, düzenli olarak hata kontrolleri yapmakta olan Sam bunda bir yanlışlık olduğunu farkeder ve Jill ile tanıştığında onun rüyalarında kurtarıp durduğu kız olduğunu anlar.