İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

14 filminden 1'i İzlenir çıktı, 17 dizisinden 1'i İzlenir çıktı
Köksal Engür, Türk tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, seslendirme sanatçısı. Köksal Engür, eğitimini tamamlamadan önce sanat yaşamına başlayan oyunculardandır. 1956 yılında TRT Ankara Radyosu, Çocuk Saati programında kısa radyo tiyatrolarıyla başlayan deneyimleri, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nden 1969 yılında mezun olana kadar sürdü. TRT'de programlara katılmanın yanında, seslendirme çalışmalarının da temelini atan sanatçı, Ankara Halkevi, Sahne 9, Ankara Deneme Sahnesi, Çağdaş Sahne, Hodri Meydan Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Küçük Sahne gibi özel tiyatrolarda ve Bakırköy Belediye Tiyatrosu ile Devlet Opera ve Balesi yapımlarında çeşitli roller aldı. Radyo deneyimlerini seslendirmedeki ustalığını geliştirmekte kullanan Engür, tiyatroyla sınırlı kalmayıp, sinema ve dizi filmlerde de oynadı. Süngerbob Kareşort çizgi dizisinde Squidward, Susam Sokağı'ndaki Büdü karakterini ve çizgi filminde Red Kit'i de seslendirmişti. Böbrek yetmezliği komplikasyonlarına bağlı olarak 26 Mart 2023 tarihinde hayatını kaybetti.

Aynı gün, aynı hastanede dünyaya gelen iki bebek, yatak sayısının azlığından dolayı yan yana yatırılırlar. Ailelerinin "doğar doğmaz birbirlerini buldular" sözü üzerine beşik kertmesi yapılan bebekler, isimlerini de efsane aşıklar Leylâ ile Mecnun'dan alırlar. Aradan 25 yıl geçer. Bir sabah ailesi Mecnun'a durumu anlatır ve Leyla'yı istemeye giderler. Mecnun başta bu durumdan rahatsızlık duysa da Leyla'yı görür görmez aşık olur. Onu etkilemek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun, bir gece rüyasında ak sakallı dedeyi görür. Ak sakallı dedenin rüyalarından çıkıp Mecnun ile beraber yaşamaya başlamasıyla da işler karışır.

En büyük eğlence kaynağı, herkesin büyük ilgi gösterdiği yazlık sineması olan bir kasaba… Kasabanın deli oğlanı Emin, çevresindeki tüm insanlara her türlü işte yardım eden ve herkesin sevdiği bir adamdır. Televizyonun henüz yeni yeni Anadolu’ya yayılmaya başladığı bu dönemde köy halkı dönemin en büyük icadıyla tanışmaya hazırlanmaktadır. Televizyona dair çeşitli beklentiler vardır. Mekanik işlerle uğraşmayı seven Emin de televizyonun nasıl bir buluş olduğunu merak etmektedir. Televizyon kasabaya gelirken, beraberinde birçok şey getirecektir.

İki kardeş olan Özcan ve Sercan tefeciye olan senet borçlarını ödemek için, Müslüm dayılarının kendilerine olan borcunu almaya giderler. Dayı parayı vermek için elini cebine attığı an kalp krizi geçirir ve ölür. Dayının cebinde onlara ait para vardır ama henüz çıkarıp vermemiştir. Parayı dayılarının cebinden aldıkları gibi tefeciye borç ödemesine giden kardeşleri büyük bir sürpriz beklemektedir, çünkü para sahtedir. Sahte paradan kurtulmanın yolunu, aldıkları yere bırakmak olarak gören kardeşler, cenaze evine parayı ölen dayılarının ceket cebine koymak için gelirler ve geri dönüşü imkansız bir maceraya girmiş olurlar.

Allah Yazdıysa Bozsun, rüyasında arkadaşının nişanlısıyla evlendiğini gören genç bir kadının hikayesini konu ediyor. Irmak, aşkta yüzü gülmeden 30'lu yaşlarına gelen genç bir kadındır. Onun hayatı, ilk defa kaldığı bir evde yastığının altına anahtar koymasıyla bambaşka bir hal alır.

Raşit Çelikezer'in yönetmen koltuğunda oturduğu "Eyvah Karım" filminde, zengin ve sosyetik bir çiftin hikayesi anlatılıyor. Karısının tatile gitmesini fırsat bilen adam hemen çapkınlık planları yapar. Fakat başına gelenler planladıklarından bambaşkadır. Evde çapkınlık planı yapan adamın tadını önce eve giren üç farklı hırsız bozar. Bu yetmezmiş gibi bir de karısı sürpriz yapmak için aniden eve geri döner. Asuman Dabak ve Yosi Mizrahi'nin başrolünde yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Wilma Elles ve Sadi Celil Cengiz yer alıyor.

Ahmet, başkanlığı kaptırdığı için hala Oflu'ya çok kızgındır. Oflu Hoca yüzünden hem itibarını hem parasını kaybetmiştir. Tekrar başkan olmanın yollarını ararken zengin müteahhit İdris, oğlu Şaban'a Nur'u ister. Ahmet kendini kurtarmak için hemen kabul eder. Durumu öğrenen Kadir ve Oflu Nur'u kaçırmaya karar verirler.Ama Nur'u kaçırırken yanlışlıkla Ahmet'in halasını kaçırırlar. Hala, Ali Osman'a evvelden beri aşıktır, onunla evlenmek ister. Ama Ali Osman bu durumu istememektedir. Hala, Ali Osman'ı ikna ederse Arsin'deki arsaları Ahmet'in üstüne yapacağını söyler. Teklifi duyan Ahmet hemen çark eder, Oflu'ya babasını bu evliliğe ikna ederse Nur'u Kadir'e vereceğini söyler. Ama aklında başka bir plan vardır.

Bir başkasına şaka gibi, kabus gibi gelebilecek bir gün, Oflu Hoca için sıradan bir gündür. Çünkü o her gün yerel kanalda, akıl hocalığı yaptığı programda, tahammül sınırlarını zorlayan abuk sorulara yanıt vermekte; yöredeki her dişi için artık bir tehlike unsuru haline gelmiş babasını mümkün mertebe zapt etmeye çalışmakta ve bir “deli mıknatısı”na dönmüş ekmek fırınında, envai çeşit abuk olay yaşamaktadır. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Oflu Hoca’nın hayatını birdenbire değiştirecek ve onu pek de istemediği, komik bir rekabetin ortasına düşürecek olaylar ardı ardına yaşanmaya başlar. Öncelikle Hoca’nın da gençliğinde futbol oynadığı Doğanspor kulübünün zor durumdan kurtulması için “namuslu, zeki ve gönüllerin şampiyonu” bir başkan gerekmektedir. Bu özelliklerden bir tanesini bile taşımayan ve hiç de güven vermeyen Müteahhit Ahmet ile Oflu Hoca’nın başkanlık mücadelesi inanılmaz olaylar eşliğinde başlar.

Sağlık lisesinden yeni mezun olup, kasabanın sağlık ocağında hemşireliğe adım atan Hanife ve aykırı kız kardeşi Hatice, küçük ve kendi halinde, muhafazakar bir kasabada yaşamaktadırlar. Hanife ne kadar çekingen ve içine kapanıksa, Hatice bir o kadar haylaz, laf dinlemez ve başına buyruktur. Edebiyata meraklı Hanife kimselere göstermeden bir şiir defteri tutarken, Hatice çevresindeki herkesi unutacak kadar şarkı söylemeye tutkundur. Bir gün yeni atanan kaymakamın oğlu Tarık kasaba merkezine gelir ve iki kız kardeşin hayatı o günden sonra tamamen değişir.

Tekin (Tolga Çevik) ve emekli trafik polisi yardımcısı İsmail Abi (Köksal Engür), kaybolan bir kızı bulmak için, hayatları pahasına her türlü tehlikeyi göze alır. Sıradan bir kayıp kız vakasının peşinde başlayan hikâye, hesaplaşmaların, oyun içinde oyunların geliştiği bir maceraya dönüşür. Kim masum kim suçlu birbirine karışır. Hafiyelerimizin tek bir hatası vardır, o da kendi yöntemlerini kullanmak!

Celal Tan ünlü bir anayasa profesörüdür. Bir gün Celal Tan’ın ailesi onun için sürpriz bir doğum günü kutlaması hazırlar. Ancak genç karısı Özge’yi kıskanan Celal Tan eve gelir gelmez karısıyla kavgaya başlar. Kavga sırasında Celal Tan, Özge’yi öldürür. Tüm aile cinayete şahit olmuştur. Polisin soruşturması sırasında aile içinde dengeler bozulacak ve sırlar ortaya dökülecektir.

Güzel ama belalı köylü kızı Kadife bir gün ırmağın kenarında baygın bir genç bulur. Genç adam ayıldığında hafızasını kaybettiği anlaşılır...

Bütün hayatını bir mucize bekleyerek geçiren Fikri Şemsigil, sonunda bu mucizeyi yaşar ve 'Güneşin Oğlu' olduğunu öğrenir. Fakat yaşadığı mucize, düşündüğünün aksine Fikri Bey'in hayatını alt üst eder. Fikri Bey'in ruhu artık, çevresindeki insanların bedenlerine girip çıkmaktadır. Ve sonunda Fikri Bey, bu kez, yıllarca beklediği mucizeden kurtulmak için, gerçeklerin peşine düşmek zorunda olduğunu anlar. Olaylar çığırından çıkmıştır. Peki, karşı apartmandaki komşusu dünyalar güzeli kız ne olacaktır?

Sırtını yüksek kayalıklara dayamış, yüzünü yüce bir denize dönmüş, etekleri zeytinliklerle süslü küçük fakir bir köy. Köyün sakinleri sert bir coğrafyayla başa çıkmak için uğraş veren, sade ve çalışkan insanlardır. Zaman her gün ezan sesiyle beş ayrı vakte bölünür. İnsana özgü bütün olaylar her gün bu beş vakit dilimi içinde yaşanır. Yetişkinler büyüklerinden gördüklerini çocukları üzerinde devam ettirirler. Sevgilerini beceriksizce gösterip, dayağı cennetten çıkma sayarlar. Babalar daima oğullarından birini ötekine üstün tutar. Anneler kızlarına acımasızca buyurur. Çocukluktan gençliğe geçen, 12-13 yaşlarında üç çocuk Ömer, Yakup ve Yıldız bu beş vakitli filmde, köy sakinleri arasında öne çıkar. Beş vakit geçer ve çocuklar bu küçük köyde öfkeyle suçluluk arasında gidip gelerek, ağır ağır büyürler.

Ali, geçirdiği bir kaza sonucu hafızasını kaybeder. Çevresindeki herkes, kendilerini Ali'nin kafa karışıklığı ile gelen bir karmaşanın içinde bulurlar. Elden ele dolaşan, sahibini arayan değerli bir yüzük, uzak bir hırsızlık hikâyesi ve yalan bir polis soruşturması da işin içine girince İstanbul'da bir mahalle halkı entrikalarla başbaşa kalır.

En büyük eğlence kaynağı, herkesin büyük ilgi gösterdiği yazlık sineması olan bir kasaba… Kasabanın deli oğlanı Emin, çevresindeki tüm insanlara her türlü işte yardım eden ve herkesin sevdiği bir adamdır. Televizyonun henüz yeni yeni Anadolu’ya yayılmaya başladığı bu dönemde köy halkı dönemin en büyük icadıyla tanışmaya hazırlanmaktadır. Televizyona dair çeşitli beklentiler vardır. Mekanik işlerle uğraşmayı seven Emin de televizyonun nasıl bir buluş olduğunu merak etmektedir. Televizyon kasabaya gelirken, beraberinde birçok şey getirecektir.

Büyük bir işhanında çaycı olarak çalışan Yoksul tecrübeli, saf ve iyi niyetli bir adamdır. Çay ocağının sahibi Süleyman onun iyi niyetinden her konuda yararlanmaktadır. Aynı iş hanında tekstil atölyesinde çalışan aşık olduğu kız da Yoksul'un temiz duygularıyla oynamakta ve ondan ödenmeyen borçlar almaktadır. Bir gün bir iş yeri sahibi olan Kerim Bey Yoksul'a nasıl davranması gerektiği hakkında öğüt verir. Yoksul'un yaşadığı bu olaylar çok sıradan gözükse de aslında tüm rolleri değiştirecek bir güce sahiptir.

Kaan Tuğlu, bekar bir babadır. Amerika’da doktora yaparken yaşadığı tek gecelik ilişkiden doğan 9 aylık kızıyla birlikte İstanbul’da yaşamakta, bir menkul kıymetler şirketinde borsa brokerlığı yaparak geçimini sağlamaktadır. Bebeğine bakan bakıcı kaçınca Kaan, Ayperi isimli bir köylü kızını dadı olarak işe alır. Kaan'ın sadece cahil bir köylü kızı sandığı Ayperi, onun yozlaşmış hayatına bomba gibi düşer. Kaan son derece çapkın ve sorumsuz bir metropol bekarı, Ayperi ise dediğim dedik bir Antepli köylü kızı olduğu için ikisi sürekli kavga etmeye başlarlar. Ama birbirlerinden hiç haz etmeyen bu iki inatçı keçinin bilmedikleri bir şey vardır. Kaderleri bundan kırk küsur yıl önce Kıbrıs Savaşı'nda yazılmıştır. Ayperi'nin dedesi Asım Onbaşı, Kaan'ın dedesi Emin Ağa'nın hayatını kurtarmak için bir kurşunun önüne atlamış, Emin Ağa’ya büyük bir vicdan borcu yüklemiştir. Kaan’ın Antepli bir Ağa olan dedesi, Asım Ağa’nın torununu kendi torununa almaya ant içmiştir. Dedeleri onların nasibini kertmiştir lakin bizimkiler kanlarıyla canlarıyla bu nasibe karşı dururlar. Ama ikisinin de karşı duramadığı tek bir şey vardır. Kaan’ın tatlı mı tatlı, dokuz aylık kızı Sue Ellen.

İstanbul'da yaşayan bir kız, yurtdışındaki ailesine başarı hikâyeleri anlatır, ancak gerçekler hayallerinden çok uzaktır ve beklenmedik olaylara yol açar.

Sait, Nazım, Turgut, Orhan ve Aziz… Beş kardeşten oluşan bu aile, eski bir mahallede, dededen kalma ahşap bir konakta birlikte yaşamaktadırlar. Kardeşlerin en büyüğü Sait, depremde anne ve babalarını kaybettiklerinden beri ailenin babası gibidir. Tüm kardeşleri, her türlü zorluğa rağmen bir arada tutmayı başarmıştır. Duygusal gazeteci Nazım, mahallenin imamı Turgut, şarkıcılık hayalleri kuran bodyguard Orhan ile at yarışı tutkunu havai Aziz; hepsi Sait'in çocuğu gibidirler ve birbirlerinden ayrı bir yaşam sürmeyi hayal bile etmemektedirler. Ta ki Sait bir gün kardeşlerine, evleneceğini açıklayana kadar…

Mardin ve yöresini en büyük aşireti olan Derikfan aşiretinin ağası Cano'nun başı annesiyle derttedir. Annesi Sidar aşirete varis olacak bir torun istemektedir. Ancak bu hayali hiçbir zaman gerçekleşmeyecek gibi durmaktadır. Çünkü, Cano'nun imam nikahlı karısı Rukiye'yi sevmemektedir. Cano'dan umudu kesen Sidar bir gece ani bir karar ile İstanbul'da yaşayan oğlu Fırat'ın yanına yola çıkar. Ancak, Sidar'ın Fırat hakkında bilmediği bazı gerçekler vardır. Öte yandan Mardin'de, Cano çocuğu olmadığı için hakkında çıkan dedikodularla başa çıkamaz hale gelmiştir. O da çareyi İstanbul'a kardeşinin yanına gitmekte bulur. Çok korktuğu uçak yolculuğu sırasında ise hayatının aşkı olacak Lal ile tanışacak ancak Cano'nun sakarlıkları yüzünden bu tanışma Lal için olumlu olmayacaktır. Mardin'den İstanbul'a gelen Derikfan ailesini birçok sürpriz beklemektedir.

Leyla ile Mecnun dizisi ani bir kararla yayından kalkınca, dizinin yapımcılarından Funda ve yönetmen Onur durumu oyunculara açıklar. Bütün dizi ekibi işsiz kalmıştır. İşi ve birbirleriyle çalışmayı seven ekip durumu kabullenmekte güçlük yaşar. Ali, canlandırdığı Mecnun karakterinin etkisinden bir türlü kurtulamamaktadır. Serkan’ın bir yanı hâlâ “İsmail Abi”dir. Evli ve bir çocuk babası Osman ise dizideki karakteri Yavuz gibi bütün vaktini arkadaşlarıyla geçirmektedir. Cengiz herkesin gözünde hâlâ Erdal Bakkal’dır. Ahmet, tıpkı İskender gibi bütün ekibin babası konumundadır. Kimse rolünden tam olarak çıkamamıştır ve her biri gündelik hayata adapte olmakta zorluk çekmektedir. Oyuncular Leyla ile Mecnun'un senaristi Burak'a giderek yeni bir dizi yazmasını isterler. Üç yıldır aynı diziyi yazmakta olan Burak'ın yeni bir proje üzerinde düşünecek vakti olmamıştır. Herkes kara kara ne yapacağını düşünmeye başlar.

İstanbul’un fethinden sonra kurduğu devleti, cihan imparatorluğuna çevirmek isteyen Fatih, imparatorluğun ömrünü uzatacak kanunlarla da devlet yapısını sağlamlaştırmak ister. İstanbul’un fethinden sonra kurduğu devleti, cihan imparatorluğuna çevirmek isteyen Fatih, imparatorluğun ömrünü uzatacak kanunlarla da devlet yapısını sağlamlaştırmak ister. Bu esnada şehzadeler Bayezid, Mustafa, Cem ve valideleri Gülbahar, Çiçek ve Gülşah arasında gizliden gizliye süren rekabet, daha açıktan ve üst boyutlara taşınır. Şehzade valideleri için tek hedef, Sultan’dan sonra kendi evlatlarının tahta çıkmasıdır. Çünkü ancak bu şekilde hayatta kalmaları mümkün olacaktır.

Aynı gün, aynı hastanede dünyaya gelen iki bebek, yatak sayısının azlığından dolayı yan yana yatırılırlar. Ailelerinin "doğar doğmaz birbirlerini buldular" sözü üzerine beşik kertmesi yapılan bebekler, isimlerini de efsane aşıklar Leylâ ile Mecnun'dan alırlar. Aradan 25 yıl geçer. Bir sabah ailesi Mecnun'a durumu anlatır ve Leyla'yı istemeye giderler. Mecnun başta bu durumdan rahatsızlık duysa da Leyla'yı görür görmez aşık olur. Onu etkilemek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun, bir gece rüyasında ak sakallı dedeyi görür. Ak sakallı dedenin rüyalarından çıkıp Mecnun ile beraber yaşamaya başlamasıyla da işler karışır.

Yıl 1920, yer İstanbul. 1. Dünya Savaşı’nda bozguna uğrayan Osmanlı’nın başkenti müttefikler tarafından işgal edilmiş durumdadır. Anadolu’nun İstanbul’dan bir bilgi akışına ihtiyacı vardır, İstanbul’un elitleri ise konudan bağımsız "tatlı" bir hayat yaşamaktadırlar. Sait Molla önderliğinde kurulan İngiliz Muhipleri Cemiyeti, İngilizlerle İstanbul cemiyet hayatını kaynaştırır. Bu noktada Deli Saraylı ve Hüsrev Binbaşı’ya bir görev verilir. Bu ekip İstanbul’da bir konak tutarak istihbarat sağlayacaktır. Yabancı oldukları cemiyet hayatına giren ekip, tam bir aile olarak kurulur, tüm aile fertleri (uşaktan ailenin çocuklarına kadar) istihbarat için çalışırlar. Ancak yabancı oldukları bu ortamda herkes bol bol pot kırmaktadır.

Her şey Azize'nin Hasan'ı çevresi ile tanıştırmak için verdiği partiyle başlar. Saffet gelemediği için Zeyno yalnızdır. Azize'nin tüm heyecanlı bekleyişine rağmen Hasan da gelmez. Biten partinin ardından iki kız canları sıkkın bir şekilde karanlıkta otururlarken, en beklemedikleri anda Hasan çıkagelir. Azize küskünlüğünü bozmayıp sessiz kalırken, birbirini daha önce hiç görmemiş olan Zeyno ve Hasan muzip bir oyunla ilk kez diyaloğa girerler. Havada oluşan tuhaf elektriğin farkına varan Azize oyunu sona erdirir ama çok geçtir; yüz yüze gelen Hasan ve Zeyno, "ilk görüşte aşk" denen tuzağa düşmüşlerdir bile. O andan itibaren her ikisi için de kalp ağrısı başlayacaktır.

Rock şarkıcısı Ali’nin bir cinayete şahit olması ve kaçmak zorunda kalması ile gelişen komik ve eğlenceli olaylar anlatılıyor. Ulaştığı köydekilere kendisinin müezzin olduğuna ikna etmesi ve köylü kızı Zeynep ile yaşadıkları konu ediliyor.

Ünlü müzisyen Hüseyin Kenan Gün'ün çocukluğu, dayısı Saib Paşazade'nin yanında, sıkıntılar içerisinde geçmiştir. Gençlik yıllarında aradığı huzuru müzikte bulan Hüseyin, gene dayısının dayatmasıyla liseden sonra mecburen mühendislik okumuştur. Fakat lise yıllarında kalbin kazınan aşkı Leyla'yı asla unutmamıştır. Yıllar sonra Leyla'nın başka biriyle nişanlandığını öğrenen Hüseyin Kenan'ın acıları yeniden tazelenir...

II. Dünya Savaşı’nda Adolf Hitler toplama kamplarında Yahudilerden aldığı altınları eritip külçe haline getirtir, daha sonra savaşı kaybedeceğini anlayan Naziler altınları korumak için güvendikleri insanlara emanet ederler. Bunlardan biri de Türktür. Dizide altınların Türkiye’de olup olmadığı Kırımlı ailesinin etrafında işleniyor. Kayıp Nazi altınlarının peşine düşerek startını veren, Aras Dağlı'nın gizli örgütlerle olan mücadelesini merkezine alıyor.

Yönetmen Ali (Haluk Bilginer) ile Halkla ilişkiler uzmanı Ayşe (Şevval Sam) yeni evli bir çifttir. Bir yandan evliliğin günlük kurallarını ve çatışmalarını öğrenirlerken, bir yandan da sözü geçen taraf olmak için bu kuralları işlerine geldiği gibi çarpıtırlar. Her iki tarafın aileleri ve arkadaşları da bu mücadeleye katılınca işler iyice eğlenceli bir hal alır.


Senaryosunu Ahmet Ümit'in öyküsünden Uğur Yücel'in uyarlayarak yazdığı Karanlıkta Koşanlar, bir seri katilin işlediği cinayetleri çözmeye çalışan emniyet mensuplarının ve çocukluktan beri yakın arkadaş olan üç insanın bakışlarından hayatı anlatır.

Engin Günaydın'ın kaleminden, büyük şehirde umudunu yitirmeden çırpınan bataklık insanlarının paylaştığı bir apartman ve her bölümde daha da çılgınlaşan bir hikayeler...
Görsel yok