İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

Matthias Schoenaerts, 8 Aralık 1977 tarihinde Anvers, Belçika'da dünyaya gelmiştir. Sanatla iç içe bir ailede büyüyen Schoenaerts, Belçika'nın efsanevi aktörlerinden Julien Schoenaerts'in oğludur. Bu durum, onun erken yaşta oyunculuk dünyasıyla tanışmasını sağladı. İlk oyunculuk deneyimini henüz 13 yaşındayken, babasıyla birlikte rol aldığı ve Akademi Ödülü'ne aday gösterilen "Daens" (1992) adlı filmde yaşadı. Gençlik yıllarında grafiti sanatına da ilgi duyan Schoenaerts, oyunculuk kariyerine odaklanmaya karar vererek Anvers'teki Dramatik Sanatlar Akademisi'nde eğitim aldı. Kariyerinin başlarında Belçika ve Hollanda'da çeşitli film ve televizyon projelerinde yer aldı. Ancak onu uluslararası sinema sahnesine taşıyan ve kariyerinde bir dönüm noktası olan rol, 2011 yapımı "Rundskop" (Bullhead) filmi oldu. Filmde, hormonlu sığır ticareti yapan ve steroid bağımlısı sorunlu bir çiftçi olan Jacky Vanmarsenille'i canlandırdı. Bu rol için geçirdiği inanılmaz fiziksel dönüşüm ve sergilediği yoğun, içgüdüsel performans, ona dünya çapında büyük bir beğeni kazandırdı. Film, En İyi Yabancı Dilde Film dalında Akademi Ödülü'ne aday gösterildi ve Schoenaerts'in adını Hollywood'un en yetenekli yeni nesil aktörleri arasına yazdırdı. "Bullhead"in getirdiği başarının ardından Schoenaerts, hızla uluslararası projelerde yer almaya başladı. 2012 yılında, Jacques Audiard'ın yönettiği ve Marion Cotillard ile başrolü paylaştığı "De rouille et d'os" (Rust and Bone) filmindeki performansıyla büyük beğeni topladı. Bu filmdeki rolüyle Fransa'nın Oscar'ı olarak kabul edilen César Ödülleri'nde En Çok Umut Vadeden Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Bu noktadan sonra kariyeri Hollywood ve Avrupa sineması arasında mekik dokudu. "The Drop" (2014) filminde Tom Hardy, "Far from the Madding Crowd" (2015) filminde Carey Mulligan ve "The Danish Girl" (2015) filminde Eddie Redmayne ve Alicia Vikander gibi önemli isimlerle birlikte rol aldı. Tilda Swinton ve Ralph Fiennes ile birlikte rol aldığı "A Bigger Splash" (2015) ve Jennifer Lawrence ile başrolü paylaştığı casusluk-gerilim filmi "Red Sparrow" (2018) gibi filmlerle de tanınırlığını artırdı. 2020 yılında, Charlize Theron ve KiKi Layne ile birlikte rol aldığı Netflix'in aksiyon filmi "The Old Guard"da ölümsüz savaşçılardan biri olan Booker karakterine hayat verdi. Son olarak, Steven Knight tarafından yaratılan ve büyük beğeni toplayan "The Regime" adlı mini dizide Kate Winslet ile başrolü paylaşarak bir kez daha yeteneğini gözler önüne serdi. Matthias Schoenaerts, canlandırdığı karakterlere kattığı fiziksel güç, ham duygu ve derinlikle tanınan, kuşağının en karizmatik ve en yetenekli aktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Film, vicdani retçi olan ve trajik bir kadere maruz kalan Franz Jägerstätter’in gerçek hikayesini konu ediyor. Avusturyalı Franz Jägerstätter, II. Dünya Savaşı’nda yaşananların ardından Naziler için savaşmayı reddeder ve bu yüzden de 1943 yılında idam edilir.

Yüzyıllar boyunca gizlice insanlığı koruyan dört ölümsüz savaşçı, yeni bir ölümsüzü keşfettikleri sırada gizemli güçleri nedeniyle hedef hâline gelir.

Bob Saginowski kuzeni Marv'ın yerinde barmenlik yapmaktadır ve ne zaman Brooklyn suç baronları mekanlarını yasadaşı kazanımları için bir banka olarak kullanmaya gelse onları görmezden gelmektedir. Bu gördüklerini bir yandan içine atarken bir yandan da suçluluk duyduğu için kilisesindeki ayinlere katılmak istemez. Bob'un yalın hayatı çöpte hırpalanmış bir pitbull yavrusu bulduğunda daha karmaşıklaşır. Köpek için komşusu Nadia 'dan yardım istediğinde, köpeğin sağlığı için duydukları endişe aralarında bir yakınlaşma ortaya çıkarır. Köpeğin gerçek sahibi ve Nadia'nın ağzı bozuk eski sevgilisi Eric Deeds geri döndüğünde her ikisini de geri ister ve barın soyulması Bob'u Eric'in Çeçen patronuyla karşı karşıya getirir. Bob iyi bildiğini düşündüğü insanlar ve kendisi hakkında şok edici gerçeklerle yüzleşmek zorunda bırakılır.

Beklenmedik ve acımasız bir düşman ona çok yaklaştığında, Kara Zor-El yani Supergirl, isteksizce beklenmedik bir yoldaşla güçlerini birleştirir ve intikamla adalet için destansı bir yıldızlararası yolculuğa çıkar.

Andy ile ölümsüz savaşçılardan oluşan ekibi, insanlığı koruma görevlerini tehdit eden yeni ve güçlü bir düşmanla karşılaşınca amaçlarına yeniden sarılarak var güçleriyle savaşır.

1930'larda geçen Amsterdam, tanık oldukları cinayetin zanlısı haline gelen ve Amerikan tarihindeki en çirkin entrikalardan birini ortaya çıkaran üç arkadaşı takip ediyor.

Yüzyıllar boyunca gizlice insanlığı koruyan dört ölümsüz savaşçı, yeni bir ölümsüzü keşfettikleri sırada gizemli güçleri nedeniyle hedef hâline gelir.

Film, vicdani retçi olan ve trajik bir kadere maruz kalan Franz Jägerstätter’in gerçek hikayesini konu ediyor. Avusturyalı Franz Jägerstätter, II. Dünya Savaşı’nda yaşananların ardından Naziler için savaşmayı reddeder ve bu yüzden de 1943 yılında idam edilir.

Hayatta annesinden ve baleden başka tutkusu olmayan Dominika, geçirdiği bir kaza sonucu baleye veda etmek zorunda kalmıştır. Gelecek planları bir anda tuzla buz olan genç kadın, onun gibi üstün yetenekli gençlere bedenlerini ve zihinlerini bir silah olarak kullanmayı öğreten Rus gizli istihbarat örgütü Serçe Okulu'na katılır. Zorlu ve sadistik bir eğitimden geçen genç kadın, programın şimdiye kadarki en tehlikeli öğrencisi olur. Dominika şimdi sahip olduğu güçle geçmişiyle yüzleşmeli ve sevdiği herkesin hayatı tehlikedeyken, Dominika'nın güvenebileceği tek kişi olduğunu söyleyen Amerikalı CIA ajanı Nathaniel Nash ile uzlaşma sağlamalıdır.

1967 yapımı komedi Barefoot In The Park'ın sevilen çifti Robert Redford ve Jane Fonda yıllar sonra bir kez daha beyaz perdede bir araya geliyor. İkilinin yeniden romantik anlar yaşadığı film, ikiliyi bir araya getiren 4. yapımdır. 2 Oscar ödülü sahibi Fonda ile 1 Oscar ödülü sahibi Redford bu kez kapı komşuları olan iki dul insanı canlandıracak. Yıllardır Colorado'nun küçük bir kasabasında birbirinin yanında yaşayan bu iki dul, Addie Moore ve Louis Waters, hiçbir şekilde iletişim halinde değildir. Ancak bu durum Addie'nin komşusuyla iletişime geçmek için attığı bir adım ile değişmek üzeredir. Bu adım ikisinin de hayatını değiştirecektir...

Yıllardan 1682. Güçlü iradeli ve yetenekli bir peyzaj mimarı Sabine De Barra, mesleğini Fransa’nın kırsal kesiminde icra etmektedir. Bir gün beklenmedik bir davet gelir. Sabine, Kral 14.Louis’nin sarayında çalışmak için görüşme gerçekleştirir. Kral’ın tasarımcısı Andre Le Notre, Sabine’in karakteristik gözlerinden ve ileri görüşlülüğünden rahatsız olur, ancak yinede Sabine’in Versay Sarayı’ndaki ana bahçelerden birini dizayn etmesi için seçer. Geçen süre zarfında La Notre, Sabine’nin yönteminin içindeki küçük karmaşayı tanımaya başlar.

Bob Saginowski kuzeni Marv'ın yerinde barmenlik yapmaktadır ve ne zaman Brooklyn suç baronları mekanlarını yasadaşı kazanımları için bir banka olarak kullanmaya gelse onları görmezden gelmektedir. Bu gördüklerini bir yandan içine atarken bir yandan da suçluluk duyduğu için kilisesindeki ayinlere katılmak istemez. Bob'un yalın hayatı çöpte hırpalanmış bir pitbull yavrusu bulduğunda daha karmaşıklaşır. Köpek için komşusu Nadia 'dan yardım istediğinde, köpeğin sağlığı için duydukları endişe aralarında bir yakınlaşma ortaya çıkarır. Köpeğin gerçek sahibi ve Nadia'nın ağzı bozuk eski sevgilisi Eric Deeds geri döndüğünde her ikisini de geri ister ve barın soyulması Bob'u Eric'in Çeçen patronuyla karşı karşıya getirir. Bob iyi bildiğini düşündüğü insanlar ve kendisi hakkında şok edici gerçeklerle yüzleşmek zorunda bırakılır.