İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

4 filminden 1'i İzlenir çıktı, 16 dizisinden 1'i İzlenir çıktı
1 Mayıs 1954 tarihinde Adana’da doğan Samancılar, Kürt kökenlidir. 1974 yılında bir gazetenin açtığı fotoroman kralı yarışmasında birinci oldu. İki yılda yirminin üzerinde fotoromanda başrol oynadı. 1975 yılında, yönetmenliğini Yılmaz Duru'nun yaptığı İnce Memed Vuruldu filmiyle sinemaya adım attı. 1998 yılına kadar, dördü başrol olmak üzere yaklaşık seksen filmde çeşitli roller oynadı. 1998'de, Fransız yönetmen Claude Lelouche'un çektiği Hasards ou coïncidences (Şans ya da Tesadüf) adlı filmde rol aldı. 2005 yılında Sadri Alışık Kültür Merkezi'nde sergilenen Selvi Boylum Al Yazmalım adlı oyunun başrollerini Kerem Alışık ve İpek Tuzcuoğlu ile paylaştı. 15 yaşından beri şiir yazan Samancılar, Eylül 2003'te Sonbaharın Sarısını Vurdular Gece; 2016 yılında Yanmış Orman Kokusu adlı şiir kitaplarını yayımladı.

Dört tarafı narenciye bahçeleriyle sarılı, sırtını Magarsus Antik Kenti’ne yaslamış bir sahil ilçesi Sarıbahçe... Despot bir narenciye tüccarı Halil Kurak… Ve bu narenciye krallığını ileride yönetmeye talip üç muhtemel varis... Tansu, Turgut ve Beton…

30 yıldır inşaat işçiliği yapan ve şu anda İstanbul'da lüks konut inşaatında çalışan İbrahim bazı tetkiklerin sonucu akciğer kanseri olduğunu öğrenir. Sigortalı olduğu gün sayısı yetersiz olduğundan malulen emekli olamaz. Sigortasını dışarıdan ödeyip emekli olmayı ister ama bir toplu parası da yoktur. Üstelik depremzede olan ailesi konteynırdan devletin yaptığı konutlara çıkmayı beklemektedir. Bu konutların uzun yıllar sürecek taksitlerine rağmen İbrahim sonuçta ev sahibi olacakları için mutludur. Yoğun çalışma temposu sırasında üniversiteli bir genç olan Fırat yüksekten düşerek hayatını kaybeder. Hukuki süreçlerden uzak bir şekilde kan parası verilmesi gündeme gelir. İbrahim Fırat'a verilen kan parasını duyar. Genç çocuğun ölümüne üzülmüş olsa da o an aklına bütün ruhunu esir alacak bir düşünce gelir ve yerleşir. Ölümünden gelecek tazminatla ailesi deprem konutlarının taksitlerini ödeyebilecektir.

Bu belgesel,Tuncel Kurtiz'in farklı sanatsal üretimlerini ilk kez tüm boyutlarıyla yansıtırken arka planında da Türkiye'nin siyasi gerçeğine yer verir

30 yıldır inşaat işçiliği yapan ve şu anda İstanbul'da lüks konut inşaatında çalışan İbrahim bazı tetkiklerin sonucu akciğer kanseri olduğunu öğrenir. Sigortalı olduğu gün sayısı yetersiz olduğundan malulen emekli olamaz. Sigortasını dışarıdan ödeyip emekli olmayı ister ama bir toplu parası da yoktur. Üstelik depremzede olan ailesi konteynırdan devletin yaptığı konutlara çıkmayı beklemektedir. Bu konutların uzun yıllar sürecek taksitlerine rağmen İbrahim sonuçta ev sahibi olacakları için mutludur. Yoğun çalışma temposu sırasında üniversiteli bir genç olan Fırat yüksekten düşerek hayatını kaybeder. Hukuki süreçlerden uzak bir şekilde kan parası verilmesi gündeme gelir. İbrahim Fırat'a verilen kan parasını duyar. Genç çocuğun ölümüne üzülmüş olsa da o an aklına bütün ruhunu esir alacak bir düşünce gelir ve yerleşir. Ölümünden gelecek tazminatla ailesi deprem konutlarının taksitlerini ödeyebilecektir.

Hükümete muhalif bir gazete çıkartan, gayrimüslüm yazar Aram'ın İstanbul'da küçük bir matbaası vardır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye'de de artan yabancı düşmanlığı Aram'ı ve gazetesini bulur. Ödeyemeyeceği bir varlık vergisi yükümlülüğü ile arananlar listesine giren Aram, çareyi yakın arkadaşının yardımıyla kaçmakta bulur. Sovyet Gürcistan'ın sınırına gelmeden, Karadeniz ormanlarında saklanacak bir kulübe bulur. Burada sınıra geçeceği günleri sabırla beklerken, sürgünde yazmaya ve geçmişini unutmamak için çizmeye devam eder. Bu sürgün hiç bitmeyecek gibidir...

Sinema emekçileri 1977'de yeni sansür tüzüğünü protesto etmek, özgür sanatı savunmak ve sosyal haklarını almak için uzun bir yürüyüş yapma kararı aldılar. Böylece sinemanın 60 yılı aşan suskunluğuna da bir son verilecekti. Oyunculardan, set işçileri ve yönetmenlere kadar 400'ü aşkın sinemacı 5 Kasım günü Ankara'ya kadar 3 gün sürecek bir yürüyüş başlattı.Halkın şaşkın bakışları ve desteği altında yürüdüler. Bu belgesel 100 yılı aşan sinemamızın unutulan fakat en onurlu dönemlerinden biri olan sinema emekçilerinin yürüyüşünün hikayesidir.

Küçük lokantasını ayakta tutmaya çalışan Afife ile tefeci bir ailenin veliahtı olan Kemal arasında filizlenen imkânsız aşk, her iki ailenin de kaderini değiştirecektir.

Aydan (Seda Bakan), İstanbul’un bir kenar mahallesinde kuaförlük yaparken kendini lüks bir güzellik merkezinin sahibi olarak bulur. Yeni işindeki gölge patronu, kimsenin hakkında hiçbir şey bilmediği gizemli iş insanı Emir (Uğur Güneş)’dir. Aydan, Emir’in dünyasına uyum sağlamaya çalışırken, zoraki ortağı, yetimhanede büyümüş serseri ruhlu Çiğdem’in (Ahsen Eroğlu) başına açtığı dertlerle de uğraşmak zorunda kalır. Emir’i takip eden gözü kara komiser Efe’nin (Emre Bey) yolu da kaçınılmaz olarak Çiğdem’le ve kuaförle kesişir. Aydan tüm bu kaos içinde teselliyi can dostu manikürcü Fiko’da (Şebnem Bozoklu) bulmaya çalışırken, Aydan’ın yeni lüks dünyasını hazmedemeyen eski kocası, yetenekli kuaför Tarık da (Celil Nalçakan) her gün başka bir belayla karşılarına çıkar.

Ormanda vahşice işlenen Hamdi Atılbay cinayeti, karışık geçmişini arkada bırakarak artık yeni düzenini kurmak isteyen genç savcı Leyla ile düzenli ve şöhret dolu bir hayata sahip olan hırslı gazeteci Kenan’ın yollarını kesiştirir. Ne var ki bu cinayet, sadece onların aşklarının değil aynı zamanda hayatlarıyla ilgili bildikleri doğruların yıkılacağının da habercisidir.

Dört tarafı narenciye bahçeleriyle sarılı, sırtını Magarsus Antik Kenti’ne yaslamış bir sahil ilçesi Sarıbahçe... Despot bir narenciye tüccarı Halil Kurak… Ve bu narenciye krallığını ileride yönetmeye talip üç muhtemel varis... Tansu, Turgut ve Beton…

“Katledilen hayallerin gerçek hayat hikayeleri” başlığıyla paylaşılan posterde gazete kupürleri yer alıyor ve gerçek olayların manşetleri göze çarpıyor. Bu manşetlerde kadın cinayetleri vurgusu çoğunlukla yer alıyor ve dizinin temelinde bu olayların anlatılması bekleniyor. Dizinin diğer yapımlar gibi bir mini dizi formatında olması ve şimdilik tek sezon yayınlanması planlar arasında.

Zülüf kuş uçmaz kervan geçmez, dağların doruklarında kör bir kuyuda ölümü beklemektedir. Yerin yedi kat dibindedir. Zülüf atıldığı bu kuyudan genç bir adam tarafından kurtarılır.

Kapadokya’nın zengin ve güçlü adamlarından, ileri yaştaki Fikret Karakaya, genç güzel Zühre ile evlenmek ister. Zühre, düğün için Niğde’den konağa getirilir. Mertliği ile tanınan taş ustası Seyit’in yolu Zühre’yle bu süreçte kesişir. Ateş ve su kadar birbirlerinden uzak durmaları gerekse de, Seyit ile Zühre arasında, tutkulu, büyüleyici bir aşk başlar. Ancak aşkları, değdikleri herşeyi, yakıp yıkar, küle döndürür. Üstelik karşılarında Fikret Karakaya kadar güçlü bir engel daha vardır. Çoban Yıldızı, Seyit ile Zühre’nin Kapadokya’nın masalsı dünyasında başlayıp, İstanbul’a uzanan, soluk soluğa izlenecek, gerilim dozu yüksek bir aşk hikayesi.

Urfa sıra gecelerinin önde gelen ailelerinden birinin Bozoğlu ailesinin beş oğlundan biri Cemal, kan davası yolunda kaybettiği abisinin karısıyla nikahlanır ve onun çocuğuna babalık yapar. Kendisini ailesine adayan Cemal'in yüreği, bir gün Ceylan'a çarpar. Cemal artık abisinin emaneti Selva ve Ceylan arasında savrulmaya başlar.

Kemal ve eşi Leyla’nın, çocukları Kerem ve Yasemin’le birlikte herkesi kıskandıracak bir hayatları vardır. Büyük bir aile şirketi, güzel bir ev, dışarıdan her şeye sahip, kusursuz bir aile gibi görünürler. Ancak bu muhteşem aile tablosu bir gecede yerle bir olur. Şarman Holding’in veliahtı, Leyla Şarman Özdemir ve Kemal Özdemir’in biricik oğulları Kerem, annesi ve babasının evde olmadığı bir gece, iki polis tarafından götürülür ve daha sonra kendisinden haber alınamaz. Ailenin biricik oğullarını bulmak için verdikleri amansız mücadele, aile içerisindeki ilişkilerin sarsılmasına ve herkesin kendine sakladığı sırların açığa çıkmasına da neden olur.

Çömlekçilik yapan İsmail zamanında zorla bir evlilik yapmış ve bu evlilikten dört çocuk sahibi olmuştur. Sonra bir başkasına aşık olan İsmail'in, Kudret'in üzerine getirdiği kuması Cennet'ten de üç çocuğu vardır. Artık çömlekçilikten para kazanamayan İsmail çocuklarının da isteğiyle İstanbul'a göç etmeye karar verir. Bu arada ailenin ortanca kızı Hayat yörenin köklü ailelerinden birinin oğluyla aşk yaşamaktadır. Gençlik ateşine karşı koyamayan Hayat ve Kerem evlenmeden beraber olurlar, bunu duyan aile Hayat'ı 70 yaşındaki Abbas'a verir.

Esmer, güzeller güzeli genç bir kızdır. Her gün saatlerce dolaştığı dağlardan toplayıp, ilaç yaptığı otlar gibi yabanidir. Okuma yazma bilmeyen Esmer, resimlerine bakmaktan eskittiği masal kitabını kolunun altına alıp, dağlarda gezer. Bir gün her zamanki gibi dağlarda dolaştığı bir gün, yerde yatan bir adam görür. Kendisini ısıran yılanın acısıyla kıvranan bu adam, köyün köklü ailelerinden Elbeylilerin oğlu Ali Murat'tır. Esmer, adamın yarasını keser, içindeki zehri akıtarak Ali Murat'ı ölümden kurtarır. Esmer ve Ali Murat ilk gördükleri anda birbirlerine vurulurlar..

Mezopotamya'nın bereketli toprakları. Hiçbir penceresi birbirine bakmayan, yüksek avlulu evleri, daracık sokakları olan topraklarda kanun tanımaz töreler, töreye karşı gelen aşk! Kalbinde hep hasret büyütmek zorunda kalan bir kızla, töreleri ve kalbi arasında kalan Boran'ın tutkulu aşk hikâyesi! Yazgısı, onu üç yaşındayken özünden, ailesinden koparıp, İstanbul'a sürükler. Kökleri doğuda, batı dünyasına ait Sıla, bir yalanla büyür. Sıla başka bir dünyaya kök salmaya çalışırken o farkında değildir ki, o topraklar kızların kaderini başkaları yazar. Sıla'nın hiç duymadığı berdel kelimesi, hayatının tüm seyrini değiştirir. Hiç tanımadığı ağabeysinin canını kurtarmak için, hiç görmediği aşiret reisi Boran'la zorla evlendirilir. Artık Sıla kocaman bir evde, yıkılmaz kuralları olan bir töreye hapistir. Sıla her gün kaçış planları yapar ama farkında değildir ki, asıl kaçmaya çalıştığı şey, içinde yavaş yavaş büyüyen Boran'a duyduğu umarsız aşktır.
Görsel yokŞeker ve helva imalathanesi işleten, aksi huylu, Kıbrıs gazisi Sadık Helvacı, asla mutlu edemediği, gözü yükseklerde olan karısı Nesrin ve iki oğlu ile İstanbul'a yakın bir kasabada yaşamaktadır. Oğulları birbirlerinden gece ve gündüz kadar farklıdır. Hukuk fakültesi mezunu, başarılı, hırslı bir genç olan Yiğit ve özgürlüğüne düşkün, ele avuca sığmaz, serseri ruhlu kardeş Doğan. Doğan için her yeni gün, yeni bir macera demektir. Yiğit'in ise hedefi bellidir. Doğan birlikte olduğu her kadını sever. Yiğit ise tek bir kadını. Aynı kasabada yaşayan İstanbul'a yerleşme sevdasıyla yanıp tutuşan deli dolu Yasemin'i. Yiğit'in yanında işe başladığı kasabanın toprak zengini Sabit Merdoğlu, Yiğit'e ümitsizce sevdalı kızı Pınar Merdoğlu, kasaba aristokrasisinin çapkın mensubu milyoner Namık Ören, Yasemin'in alkolik annesi, hemşire Sebahat Kırca ve Yasemin'in İstanbul'da yaşayan kuzeni Evrim bu iki gencin ilişkilerinde etkin bir rol oynayacaktır.

Ali Yahya 30 yıl önce Erzincan'dan İstanbul'a göç etmiştir. Beş çocuk babası Ali Yahya her biri birbirinden farklı amaçları olan evlatlarını İstanbul'da yetiştirme ve ailesini bir arada tutma mücadelesi verir.

Bahar İstanbullu bürokrat bir ailenin kızıdır. New York'taki sanat eğitimini tamamlarken Seymen ile tanışır. Birbirlerine âşık olan çift evlenmek üzere Kapadokya'ya giderler. Seymen ise Kapadokya'nın gelişmiş, aynı zamanda da geleneklerine bağlı köklü bir ailesinin varisidir. Asmalı Konak denilen büyük bir konakta ailesi ile birlikte yaşamaktadır. Bahar, gelin geldiği yöreye ve Seymen'in yöredeki saygınlığına hayran kalır.

Bir dönemin ünlü tiyatro ve sinema oyuncusu Cahide Sonku'nun hayatı...