İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

18 dizisinden 4'ü İzlenir çıktı
Necip Memili 27 Mayıs 1980 tarihinde Adana’da dünyaya geldi. İki erkek kardeşi olan oyuncu Endüstri Meslek Lisesi Elektrik bölümünde okudu. Sonrasında makine montaj alanında çalışan oyuncu 1999 yılında Adana Seyhan Belediye Tiyatrosunda amatör olarak sahne almaya başladı. 2003 yılında kazandığı Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Oyunculuk Bölümünden 2007 yılında mezun oldu. Üniversite eğitiminden sonra İstanbul’a yerleşti. 2007 yılında kendisi gibi oyuncu çocukluk arkadaşı Caner Cindoruk ile birlikte Savaş Dinçel‘in yazdığı “Uçurtmanın Kuyruğu” adlı tiyatro oyununda oynadı. 2007 yılında Yaprak Dökümü dizisi ile ekranlara adım attı.

Emekli bir adliye memuru olan Agâh Beyoğlu, İstanbul’un en kalabalık ve hareketli semti Beyoğlu’nda yalnız ve münzevi bir yaşam sürdürmektedir. Kızı yurtdışında yaşamakta, eşi ise yıllar önce vefat etmiştir. Agâh’ın bu tekdüze yaşantısı, kendisine konan Alzheimer Başlangıcı teşhisiyle altüst olur. Hastalığından ötürü er geç bütün anılarını unutacaktır. Bu gerçek karşısında başta bocalasa da Agâh, unutmanın bir fırsat olduğunu fark eder. Yıllardır planladığı ancak sürekli ertelediği bir cinayeti işlemek için bir fırsat! Nasıl olsa işleyeceği bu suçu gelecekte hatırlamayacak, hatırlamayacağı için de vicdan azabı çekmeyecektir.

Kendine has karakterleri ve sert kurallarıyla renkli bir Roman mahallesi olan Çıngıraklı’nın “koruyucusu” konumundaki mafya lideri Kartal ile Organize Büro’nun gözü kara ve kural tanımaz komiseri Efe’nin arasındaki kovalamaca oyunu bir cinayet vakasıyla ters yüz olur. Katili yakalamak için girdikleri yollar onları hiç tahmin etmeyecekleri bir ismin karşısına çıkaracaktır.

Adana'nın güçlü ve zengin toprak ağası Muzaffer Bey’in çırçır fabrikasında işçi olarak çalışan Güllü, aynı fabrikada makinecilik yapan Kemal’i sevmektedir. Güllü’nün babası Cemşir, onu da diğer kızları gibi paralı birine vermek istemektedir. Muzaffer Bey’in yeğeni Zaloğlu lakaplı Ramazan, Güllü’yü uzun zamandan beri istemektedir. Cemşir, Güllü’yü Zaloğlu’na vermeyi kafasına koyar. Cemşir’in planlarından habersiz olan Güllü ve Kemal ise, birkaç ay sonra evlenmeyi düşünmektedir. Ancak altı aylık bir Avrupa seyahatinden dönen Muzaffer Bey, Güllü’yü tesadüfen fabrikasında görünce, Güllü’nün kaderi hiç kimsenin tahmin edemeyeceği biçimde değişecektir.

Yaşamını beş çocuğuna iyi fikirler ve temiz bir isim vermeye adayan Ali Rıza Tekin, yaşadığı bir olayda haksızlığa göz yumması istenince kaymakamlık görevinden istifa eder. Kızı Necla da İstanbul'da mimarlık bölümünü kazanınca, ailecek İstanbul'a, kendilerine ait eski bir konağa taşınırlar. Çocukların okul masrafları aileyi sıkıntıya sokunca Ali Rıza Bey yeniden çalışmaya başlar. Yeni işinde de prensiplerinden ödün vermesi istenince yine istifa eder. Askerden dönen oğlu Şevket bir bankada iyi bir maaşla çalışmaya başlayınca Ali Rıza Bey'in yükü hafifler. Ama Şevket gönlünü halihazırda evli bir kadın olan meslektaşı Ferhunde'ye kaptırır. Ferhunde ivedilikle boşanıp Şevket'le evlenir evlenmez dizginleri ele alır, evin bütün düzenini değiştirir. Oğuz Ayhan'ın da aileye sinsice girmesiyle beraber olaylar yavaş yavaş kötüye gider. Ali Rıza Bey tüm olanlara direnmeye çalışsa da ömrünün sonuna dek seyretmeye mahkum olduğu "Yaprak Dökümü" artık başlamıştır.

Film, ünlü mizah dergisi Gırgır'ın usta karikatüristlerinden Tekin Aral'ın yarattığı Arap Kadri ve Tarzan karakterlerinin hikâyesini anlatıyor. Arap Kadri’nin en önemli özelliği özgürlüğüne son derece düşkün olmasıdır. Ormanda yaşar, pek kural tanımaz. Arap Kadri, ormana gelince de düzenli yaşamaya çalışan canlıları görünce, bu düzene çomak sokar. Tarzan ile aralarındaki çatışmanın en temel sebebi de buradan kaynaklanır.

Genç oyuncu Dilara, yakında zamanda çıkacak bir şampuan olan "Belinda" için çekilecek reklam filminde oynayacaktır. Provalara başlayan Dilara bir gün, reklam senaryosunun tüm unsurlarının gerçekleştiğini fark eder. Artık o Dilara değil Handan'dır. Genç kadın, gerçekleri kanıtlamak için çaresizce çabalar.

30 yaşında ve cezaevinde, Murat üzerinden anılarının ve kabuslarının etkisini atamaz. Annesinin travmalarını kendininmiş gibi içselleştirmiştir. Annesi büyüyüp onu kurtarmasını, babası ise başka bir kadınla evliyken 7 yaşında bir adam olmasını beklemektedir. Kendi mutluluğu için organize edilmiş gibi görünen sünnet düğünü en büyük kabusu haline gelir. Mahkemede olmasının sebebini bilemeden trajikomik bir şekilde farklı hikayelerin arasında savrulur. İşlemediği suçlar için yargılanmakta, çaresi olmayan acıları hafifletmeye çalışmaktadır. Ebeveynlerinin hikayeleri, ilkokul öğretmenleri ve her daim etrafta olan avukat İnanç peşini bırakmaz. Mahkeme salonu her tarafın birbiriyle çatıştığı bir savaş alanına döner. Murat bu savaşa balıklama atlar. Polis memurunun silahını alarak hayatını mahveden insanı sonunda öldürür. Murat yine entrikalı bir kumpasın kurbanı mı olmuştur? Yoksa bu sefer jenerasyonlar arası aktarılan bu yüklerden kurtulabilecek midir?

Deli Dumrul'un hikayesini anlatan filmde Dumrul, kalbi aşkın ateşiyle yanmakta olan bir adamdır. Aşkı uğruna Azrail'e ve deniz korsanlarına kafa tutar. Sevdiği kız için türlü maceralarla boğuşan Dumrul, sevdiği kıza kavuşabilecek midir yoksa deniz korsanlarına yenilecek midir?

Taksici Fikret, bir sabah her zamanki gibi işe gitmek için evden çıkarken ayağını merdivenlerde burkar. Seke seke taksi durağındaki arkadaşlarının yanına gider. Müşteri gelmeden önce laflarken muhabbet muhabbeti açar ve Fikret Almanya'da yeni evlenen amcaoğlunun komik hikayesinden başlayarak binbir türlü, "yok artık" dedirtecek bir öyküyü anlatır, kimisini şoförlere, kimisini müşteriye, bazısını da karısına. Peki gerçek aslında öyle midir?

Temel, ilk film olan Sümela Manastırı’ndaki şifreyi çözerek hazineye ulaşmış ve aşık olduğu kadına kavuşmuştur; ya da kendisi bu şekilde sanmaktadır. Aslında Rus mafyası Korkunç İvan’ın adamları yanlışlıkla Türk mafyasıyla çatışmış ve karşılıklı olarak birbirlerini öldürmüşlerdir. O esnada Temel, çukurdaki altınları Sümela’nın hazinesi sanarak alır. Ne var ki altınları çalınan hem de adamları öldürülen Rus mafya lideri sinirden küplere binmiştir. En zalim adamlarından olan Abromoviç’i, Temel’i öldürmesi için Trabzon’a yollar. Saftirik Temel, bir şekilde kaçış yolu bulur ama adamların peşini bırakmadığını anladığında Abromoviç’in peşinden dostu Turgay ile birlikte Moskova’nun yolunu tutar.

Temel Karadeniz'de yaşayan saf ve hayallerinin peşinden giden bir delikanlıdır ve bu haliyle herkesin alay konusudur. Kalbinin sesini dinleyen beş parasız Temel, Trabzon'un en bilindik ve zengin ailelerinden Yücesoyların kızı Zuhal'e aşık olur. Zuhal'i babasından isteyen Temel'i, Hıdır Yücesoy kapı dışarı eder. Sevdiğine ulaşamayan ve hayalleri yıkılan Temel, arkadaşı Turgay'ın Sümela Manastırı'nın çatısına çıkarak intihara giriştiğini öğrenir. Arkadaşını vazgeçirmek için manastırın çatısına çıkan Temel, Turgay'ı ikan etmek yerine kendisi de intihar etmeye karar verir. Onları çatıdan indirmeye çalışan polislerden Sümela Manastırı'nda büyük bir hazine saklandığını öğrenen Temel intihar etmekten cayıp bahsedilen hazineyi aramaya başlar. Bu sayede hem zengin olacak hem de Zuhal'e olan aşkını ispatlayacaktır.

Eşref, çocukken uzaktan aşık olduğu ve "Rüya" adını verdiği kızı yıllarca ararken güçlü bir mafya üyesine dönüşür. İdealist bir müzisyen olan Nisan, Eşref’in işlettiği otelde gerçekleşen bir düğünde sahne almasıyla kendini büyük bir tehlikenin içinde bulur. Eşref, Nisan’a aşık olur, ancak onun aslında yıllardır peşinde olduğu Rüya ve aynı zamanda polis için muhbirlik yaptığını bilmemektedir. Aşk, ihanet ve güç mücadelesi içinde sıkışan Eşref, hem çetesiyle hem de kendi duygularıyla büyük bir hesaplaşmaya sürüklenir.

Sandık Kokusu, güçlü bir kadının ayakta kalma mücadelesini, aile olabilmenin, geçmişten gelen yüklere rağmen özgürleşebilmenin zorlu yolculuğunu derinlikli karakterleriyle izleyici ile buluşturuyor. Anne ve kızlarının hikayelerinin anlatılacağı dizide; kah gülecek kah ağlayacak ama her zaman kendinizden bir şeyler bulacaksınız.

Ali Tahir (Birkan Sokullu) Sakarya Cephesi’nde savaşırken şehit düşer. Defnedilmek üzereyken yaşanan bir mucize ona yeniden hayat verir. Ancak bu mucize Ali Tahir’in hiç yaşlanmamasına neden olur. 130 yıllık yaşamına çok şey sığdıran Ali Tahir için hayatına devam etmek daha da zorlaşır. Ali Tahir’in -son ismiyle Kemal’in- sırrını bilen tek kişi ise çocukluğundan beri tanıdığı Turgut (Necip Memili) olmuştur. Asıl mesleği avukatlık olan ama yazmaya heves duyan ve ilk romanını yazmak için uğraşan Harika (Ebru Şahin) ise halası Süreyya (Zerrin Tekindor) tarafından büyütülmüştür ve halaları, kardeşi ve kuzenleriyle birlikte 8 kadın aynı evde yaşamaktadır. Evden romanını yazmak için ayrılan Harika’nın hiç ummadığı anda yolu Kemal’le kesişir.

Ailevi sebeplerle Eskişehir’den İstanbul’a taşınan Servet ailesi bambaşka bir çevreye girerler. Başladıkları özel üniversitedeki ortama uyum sağlamaya çalışan ikizler Kerem ve Ece burada kendilerine hiç benzemeyen insanlarla tanışacak, bir yandan büyüme sancıları içinde yetişkinliğe doğru adım adım yol alırken bir yandan da kendilerini keşfedecekleri arayışlar, hatalar ve ilk aşkın heyecanlarıyla savrulacakları, adına gençlik denen uzun bir yolculuğa çıkacaklardır. İkizler büyüme sancılarıyla sınanırken babaları Harun 25 yıldır ayak basmadığı baba evine geri dönmek zorunda kalınca baba oğul arasındaki küslük derin hesaplaşmalarla tüm aileyi zorlayacaktır. Anneleri Beliz ise kendini keşfedeceği yeni bir döneme girecektir. İkizlerin dedesi Asaf ve babaanneleri Ayla, 25 yıl sonra oğulları ve torunlarıyla aynı çatı altında yaşamaya başladıklarında girecekleri çatışmalarla büyümenin ve olgunlaşmanın bir ömre yayıldığını anlayacaklardır.

1939 yılında kömür şehri Zonguldak’ta bir kasabada madenci Davut (Uğur Güneş), kardeşleri ve ana-babasıyla mütevazı bir hayat sürmektedir. Madenin sahibi Paşazade Malik Bey (Murat Daltaban) adında zengin bir adamdır. Yağmurun çok yağdığı bir gün uyarıları dikkate almayan Malik Bey yüzünden beklenen olur ve maden çöker. Davut, bu düzene karşı sesini yükseltmeye karar verir. Malik Bey’in de Davut için hiç beklenmeyen bir teklif vardır. Malik Bey’in kızı Gülfem (Esra Bilgiç) hayatın gerçeklerinden uzak, korunarak büyütülmüştür. Gülfem, ele avuca gelmez, söz dinlemez, hatta kaba-saba bir adam olarak gördüğü Davut’un zamanla içten içe hayranlık duymaya başlar. Malik Bey ise kızı Gülfem’i, Ali Gelik (Necip Memili) adında zengin bir maden patronuyla evlendirmeyi düşünmektedir.

Kendine has karakterleri ve sert kurallarıyla renkli bir Roman mahallesi olan Çıngıraklı’nın “koruyucusu” konumundaki mafya lideri Kartal ile Organize Büro’nun gözü kara ve kural tanımaz komiseri Efe’nin arasındaki kovalamaca oyunu bir cinayet vakasıyla ters yüz olur. Katili yakalamak için girdikleri yollar onları hiç tahmin etmeyecekleri bir ismin karşısına çıkaracaktır.

Emekli bir adliye memuru olan Agâh Beyoğlu, İstanbul’un en kalabalık ve hareketli semti Beyoğlu’nda yalnız ve münzevi bir yaşam sürdürmektedir. Kızı yurtdışında yaşamakta, eşi ise yıllar önce vefat etmiştir. Agâh’ın bu tekdüze yaşantısı, kendisine konan Alzheimer Başlangıcı teşhisiyle altüst olur. Hastalığından ötürü er geç bütün anılarını unutacaktır. Bu gerçek karşısında başta bocalasa da Agâh, unutmanın bir fırsat olduğunu fark eder. Yıllardır planladığı ancak sürekli ertelediği bir cinayeti işlemek için bir fırsat! Nasıl olsa işleyeceği bu suçu gelecekte hatırlamayacak, hatırlamayacağı için de vicdan azabı çekmeyecektir.

İstanbul’un en belalı mahallerinden Çukur’un kontrolü Koçova ailesinin elindedir. Koçovalıların Çukur’u yönetirken en önemli kuralları da uyuşturucuya asla izin vermemeleridir. Ancak gözünü bu mahalleye dikmiş ve bu yasağı kırmaya hazırlanan yeni bir grubun ortaya çıkması ile mevcut düzen bozulur.

Japon mutfağında ustalaşmayı hedefleyen genç bir şef, zengin bir iş adamının özel aşçısı olur ve bu durum beklenmedik bir aşk hikâyesine yol açar.

Sessiz, sakin, kendi deminde yaşayıp giden Orhan Yarımcalı’nın, Almanya’dan yirmi yıl sonra memleketine dönüşünü, çektiği hasretlik, sevdiklerinden uzak kalmasına sebep kin ve bitmeyen öfkenin hikâyesi Kehribar… Nam-ı diğer “Yarımcalı Orhan”ın Türkiye’nin en meşhur kabadayılarından biri olma hikayesi. İlk ve tek aşkı Leyla’dan ayrı yaşadığı yirmi yıl boyunca, kendi içine kapanıp, bir gün içinde ki yalnızlıktan geri dönüşünün hikâyesi Kehribar.

Yıllar önce uğradığı haksızlıkların intikamını almaya yemin etmiş Ali, yaşama duyduğu öfkeyi kumar masalarından çıkaran Vedat ve unutamadığı aşkı ile kendisini kumarda öne süren kocası arasında kalan Begüm… Birbirlerine kardeş olmak yerine düşman olmayı tercih eden iki adam ve aşkı için ölümüne mücadele ettikleri bir kadın… Yok edici bir aşkın üç kahramanı arasında geçen mücadele, geçmişin karanlık sırlarını ortaya çıkaracak.

Babasının ani ölümüyle tahta çıkan Sultan Ahmed kendini başka bir dünyada bulur; savaşlar, entrikalar, devlet yönetimi... Ama bir gün bir tablo görmesiyle hayatına bir kadın girer: Kösem Sultan. İlk başlarda tahtın ağırlığında ezilse de yavaş yavaş işlerin farkına varacaktır. Kösem Sultan ise saraya gelmesiyle birlikte artık kendisine bekleyen hayatın ilk adımını atacaktır. O da işlerin farkına vardıktan sonra kendini saray entrikalarında ve taht kavgalarında bulacaktır. Eşinin ani ölümünden sonra zorlu bir hayat onu beklemektedir. İki çocuğunun ve torununun saltanatlarını görecek, Osmanlı İmparatorluğu'nun en kudretli valide sultanı olacak, deyim yerindeyse devleti o idare edecektir. Ne yazık ki en sonunda da kendisi saray entrikalarına kurban gidecektir.

İstanbul'da bir dolandırıcılık çetesinin lideri olan Kandemir, yanında yetiştirdiği ekibiyle kendine özgü tarzı ve ilkeleri olan soygunlar yapmaktadır. Ekibin temel felsefesi; “adaletli çalmak”tır. İhtiyacı olmayandan, ihtiyaçları kadarını, ihtiyaçtan çalarlar. Ferdi, Karlos, Yaren ve Bahadır'dan oluşan bu tayfayı birbirine bağlayan en temel şey dostluktur. Ancak Kandemir’in eski ve değerli dostu olan Ali Rıza Kaptan'ın kendisi yüzünden tuzağa düşürülüp ceza evine girdiğini öğrenmesi her şeyi değiştirir.

Dila, Barazoğlu ailesinin güzel gelinidir. Kocası, Karadağlı ailesinin büyük oğlu Rıza tarafından öldürüldükten sonra hayatı altüst olur. Dila kocasının intikamını almaya ve Rıza'yı öldürmeye yemin eder. İstanbul'dan çıkıp intikamını almak için kayınpederinin büyük çiftlik evinde yaşamaya başlar. Rıza, Barazoğlu ailesinden olduğunu bilmeden görür görmez Dila'ya tutulur. Aynı zamanda Dila, kocasının katili olduğunu bilmeden Rıza'ya aşık olur. Hikayede, düşman iki aileden gelen iki gururlu kişinin imkansız aşkını keşfedeceksiniz. Dila kocasının katilinin Rıza olduğunu öğrenecek mi? Geçmiş unutulacak mı?

Adana'nın güçlü ve zengin toprak ağası Muzaffer Bey’in çırçır fabrikasında işçi olarak çalışan Güllü, aynı fabrikada makinecilik yapan Kemal’i sevmektedir. Güllü’nün babası Cemşir, onu da diğer kızları gibi paralı birine vermek istemektedir. Muzaffer Bey’in yeğeni Zaloğlu lakaplı Ramazan, Güllü’yü uzun zamandan beri istemektedir. Cemşir, Güllü’yü Zaloğlu’na vermeyi kafasına koyar. Cemşir’in planlarından habersiz olan Güllü ve Kemal ise, birkaç ay sonra evlenmeyi düşünmektedir. Ancak altı aylık bir Avrupa seyahatinden dönen Muzaffer Bey, Güllü’yü tesadüfen fabrikasında görünce, Güllü’nün kaderi hiç kimsenin tahmin edemeyeceği biçimde değişecektir.

Dünyada sahipleri tarafından terk edilen oyuncaklar, "Oyuncak Dünyası" denen masalsı bir yere gönderilir. Orada, bir bez bebek olan Nana'nın 100 yıllık hayali, eski sahibinin yanında insan gibi yaşamak ve insanlarla aynı duyguları hissetmektir. 100. doğum gününde hayallerini gerçekleştirmek için insan olmayı diler. Nana'nın insan olma dileği kabul edilir. Nana geceleri bez bebeğe dönüşür ve gündüzleri insan gibi yaşar, ta ki insan olana kadar. Bu durum 1 yıl devam etmelidir. Oyuncaklar Dünyası'ndaki kurallara göre kimse aynı dileği yerine getiremez. Bu kural nedeniyle, doğum gününe bir yıl kalan ve Nana ile aynı dileği paylaşan Şoker, bu zor dünyaya alışma sürecinde onu isteğinden vazgeçirmeye çalışır.

Bulut (Serdar Özer), yıllar sonra yaşadığı doğu kasabasına genç ve idealist bir savcı olarak döner ve çocukluk aşkı Beyaz'ı (Vildan Atasever) törenin kurbanı olmak üzereyken bulur. Beyaz annesiyle birlikte hizmetçi olduğu konağın sahibi Tahir ağa (Tamer Levent) tarafından tecavüze uğramıştır. Ama bunu asla dile getirip haklarını savunamaz, çünkü annesi ve olayla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir sürü masum insan öldürülecektir. Susmanın bedeli ya tecavüzlerin sürmesi ya da ölümdür. O ölümü seçer ama, annesi tarafından kurtarılır. Suskunluk ağanın oğluyla evlendirilmesine karar verildiğinde de sürer. Çünkü Tahir ağa Beyaz'a aşık olan oğlu Cemal'e (Gökhan Atalay) söz geçiremez. Cemal, ilk gece kendisini hayal kırıklığına uğratan Beyaz'ı kötü bir kadere sürükler.

Yaşamını beş çocuğuna iyi fikirler ve temiz bir isim vermeye adayan Ali Rıza Tekin, yaşadığı bir olayda haksızlığa göz yumması istenince kaymakamlık görevinden istifa eder. Kızı Necla da İstanbul'da mimarlık bölümünü kazanınca, ailecek İstanbul'a, kendilerine ait eski bir konağa taşınırlar. Çocukların okul masrafları aileyi sıkıntıya sokunca Ali Rıza Bey yeniden çalışmaya başlar. Yeni işinde de prensiplerinden ödün vermesi istenince yine istifa eder. Askerden dönen oğlu Şevket bir bankada iyi bir maaşla çalışmaya başlayınca Ali Rıza Bey'in yükü hafifler. Ama Şevket gönlünü halihazırda evli bir kadın olan meslektaşı Ferhunde'ye kaptırır. Ferhunde ivedilikle boşanıp Şevket'le evlenir evlenmez dizginleri ele alır, evin bütün düzenini değiştirir. Oğuz Ayhan'ın da aileye sinsice girmesiyle beraber olaylar yavaş yavaş kötüye gider. Ali Rıza Bey tüm olanlara direnmeye çalışsa da ömrünün sonuna dek seyretmeye mahkum olduğu "Yaprak Dökümü" artık başlamıştır.