İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

13 dizisinden 2'si İzlenir çıktı
Nihal Koldaş tam adı Nihal Geyran Koldaş, (d. 1956, Ankara) Türk oyuncu ve tiyatro yönetmeni. En bilinen rolleri, Masumiyet filmindeki Yusuf'un (Güven Kıraç) dilsiz ablası ve Bıçak Sırtı dizisindeki konağın hizmetçisi Gönül'dür. Ayrıca, Masumiyet'in Zeki Demirkubuz'la birlikte iki yapımcısından biridir. Yoğunlukla tiyatro çalışmaları yaptı. 1997 yılında, Bilsak Tiyatro Atölyesi bünyesinde Heiner Muller'in Hamlet Makinesi ve Shakespeare'in Hamlet oyunlarından yola çıkılarak yazılan Park Yapılmaz oyununu Ceysu Koçak'la birlikte tasarladı ve kurguladı. 1999'da Bilsak Tiyatro Atölyesi'nin 11. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivalinde de sahnelenen oyunu Kurbağa Öyküleri'nde rol aldı. 2003 yılında Tiyatro Diyez'de, başrolünü Hale Soygazi'nin oynadığı Özel Bir Gün adlı oyunu yönetti. 2004'te Aylin Deveci ve Gözde Saner'le birlikte Sevim Burak’ın Mut adlı öyküsünü tiyatroya uyarladı ve oyunu yönetti. 2005 yılında, Angels in America oyunuyla ünlü yazar Tony Kushner'ın, batılı bir kadının tarih boyunca sömürülen doğudan af dilemesini anlatan tek kişilik Evcimen/Kabil oyununda rol aldı. 2007 yılı Kasım ayında, yine Bilsak Tiyatro Atölyesi & Maya Sahnesi ürünü olan, çevirisini, proje tasarımını ve kurgusunu yaptığı ve rol aldığı Beckett Grimavi oyunuyla tiyatro seyircisiyle buluşmaya hazırlanmaktadır. Ayrıca, Kanal D'de yayınlanan Bıçak Sırtı dizisinde rol aldı. Bilsak Tiyatro Atölyesi & Maya Sahnesinde çalışmayı sürdürmektedir. 2012 yılında yönetmenliğini Umut Dağ'ın üstlendiği Kuma isimli filmde başrol oynamıştır.

Emekli bir adliye memuru olan Agâh Beyoğlu, İstanbul’un en kalabalık ve hareketli semti Beyoğlu’nda yalnız ve münzevi bir yaşam sürdürmektedir. Kızı yurtdışında yaşamakta, eşi ise yıllar önce vefat etmiştir. Agâh’ın bu tekdüze yaşantısı, kendisine konan Alzheimer Başlangıcı teşhisiyle altüst olur. Hastalığından ötürü er geç bütün anılarını unutacaktır. Bu gerçek karşısında başta bocalasa da Agâh, unutmanın bir fırsat olduğunu fark eder. Yıllardır planladığı ancak sürekli ertelediği bir cinayeti işlemek için bir fırsat! Nasıl olsa işleyeceği bu suçu gelecekte hatırlamayacak, hatırlamayacağı için de vicdan azabı çekmeyecektir.

Polis Akademisi'nde öğrenci olan Sarp ve Mert, kardeş olduklarından habersiz birbirlerine rakip olurlar. Bu rekabet, içine girdikleri tehlikeli hayatlarda da devam eder.

Babasını yıllar evvel kaybetmiş, annesiyle küçük bir kasabada yaşayan genç kadın, bir sabah penceresinin baktığı boş arazideki kalasların kaldırılmakta olduğunu fark eder. Bu hareketlilik, zamanının çoğunu evdeki odasında geçiren genç kadının kendini ve yaşadığı ortamı bir kez daha gözden geçirmesine neden olur.

Küçük Şeyler, bir anda işssiz kalması ile hayatları değişen bir çiftin yaşamında odaklanıyor. Onur ve Bahar, beyaz yaka yaşam tarzına sahip olan bir çiftir. İstanbul'da yaşayan çift, şehrin uzak bir semtinden av almaya karar verir. Ev aldıktan bir süre sonra Onur'un işten çıkarılması çiftin hayatını derinden etkiler. Onur, birçok iş görüşmesine gitse de istediği sonucu bir türlü alamaz. Genç adamın işsiz kalması bir süre sonra evliliklerinin de tehlikeye girmesine neden olur. Çiftin yaşadığı kavgalara, bedensel ve ruhsal değişimlere odaklanılan filmin yönetmen koltuğunda “Babamın Kanatları” filmiyle tanınan Kıvanç Sezer oturuyor.

Zamanda sabitlenmiş otuz yaşlarındaki münzevi bir kadın, mağarayı andıran bir odada yaşar. Şehre yaptığı ender ziyaretlerde iblislerin musallat olduğu bir sandalcıyla sohbet eder. Şehrin ücra köşelerinde ikiz kardeşini arar. Zamandan kopmuş, mekânı belirsiz bu yolculukta aynı rüya tekrar tekrar anlatılır.

Mertkan’ın hayatı basittir: babasının inşaatlarının getir götür işlerine bakar, arkadaşlarla alışveriş merkezlerinde sağı solu keser, arabayla turlar. Bu basitliğe bir anlam bulmak için pek de hevesli değildir. Ne zaman ki Gül ile tanışır, boşluğu ve basitliği değerlendirmek için bir fırsat çıkar karşısına. Ancak babası Gül’ün kökenleri konusunda şüphecidir. Hayatta ayrımcılıkla karşılaştığı ilk anda ona teslim olan Mertkan, çoğunluğa uyar, babasının kendisi için çizdiği yolda hayatına bir anlam bulur.

1930'lu yıllarda Zonguldak’a iş sebebiyle yeni taşınan Halit'in güzeller güzeli karısı Mükerrem, şehrin en varlıklı ailelerinden birinin oğluyla adı konulmayan bir ilişkiye başlar.

Namus cinayeti nedeniyle girdiği hapishaneden çıkan Yusuf amaçsız bir hayata sahiptir artık. İzbe bir pansiyon köşesinde yolu Bekir ve Uğur’la kesiştikten sonra hikayedeki tüm kişilerin hayatlarını derdinden sarsan hadiseler yaşanacak, herkes kendi masumiyetinin peşinden gidecek; bu seçimler de hepsinde derin yaralar açacaktır. Uğur güçlü bir hayat kadınıdır, Bekir ise ona saplantılı bir adam. Fakat Uğur'un gönlünde Zagor vardır.

İzmir'de başarılı bir cerrah olan Doğan, acil serviste verdiği mücadelelerin ardından, yıllardır uzak durduğu ailesinin yanına dönmek zorunda kalır. Kız kardeşinin düğünü için İstanbul'a gelen Doğan, geçmişte ardında bıraktığını sandığı hesaplarla yüzleşirken, Hancıoğlu ailesinin içindeki güç savaşlarının tam ortasında kalır. Bir yanda otoriter baba Tahir, diğer yanda hırslarıyla sınır tanımayan abisi Sinan… Doğan'ın gelişi, aile içindeki dengeleri altüst ederken; adalet duygusuyla hareket eden genç ve güzel avukat Çağla, çok sevdiği Behram abisi nedeniyle istemeden de olsa bu kaosun içine sürüklenir. İkilinin yolları geri dönüşü olmayan bir biçimde kesişirken, kaderleri yeniden yazılmaya başlar. Devamında yaşanan beklenmedik gelişmeler ise Doğan'ı, istemese de ailesiyle planladığından çok daha uzun bir süre bir arada kalmaya sürükler.

Aynı üniversitede okuyan Ali ve Seher, bir münazara sırasında tanışır ve yolları kesişir. “Bir insanı suça iten toplum mudur, yoksa kendi seçimleri mi?” sorusu, onların hem düşünsel hem de duygusal bir bağ kurmasını sağlar. İkili, zalimlere karşı omuz omuza verdikleri mücadeleyle İstanbul’un suç dünyasını altüst eder.

Aynı iş yerinde çalışmaktan başka ortak noktası olmayan üç kadının, evliliklerinde kendilerine biçtikleri roller ellerinden alındıktan sonra, ayakta kalabilmek için birbirlerine tutunmalarının hikayesini ele alacak.

Cihan ve Aylin Fırtına, oğulları Mert (19), büyük kızları Cemre (16) ve küçük kızları Melisa (7) ile; mutluluk ve refah içinde, imrenilecek bir hayat yaşamaktadır. Kariyerleri, evleri, hayatları… Kısacası çizdikleri aile tablosu mükemmeldir. Ama bu mükemmel hayatları tek bir yanlış anlama ile darmadağın olur. Onlar hem çocuklarını hem de ailelerini korumak için her şeyi göze almak zorundadırlar.

Fırat Bulut, İstanbul Adliyesi'nde görevli bir cumhuriyet savcısıdır. Başarılı bir savcı olan Fırat, eşi Zeynep ve beş yaşındaki kızı Nazlı'yla mutlu bir hayat yaşar. Ancak bir gün uyandığında son dört ayda olanları hiçbir şekilde hatırlamadan kendisini cezaevinde bulur. En son anısı, kızının doğum gününü kutladığı gecedir. Şok ve dehşet içinde, karısını ve kızını öldürmekle suçlandığını fark eder. İkinci duruşması yaklaşmaktadır ve müebbet cezasına çarptırılmıştır. Karısını ve kızını gerçekten öldürmüş müdür? Cumhuriyet savcısı Fırat Bulut’un hapsedilmesinden önce araştırdığı en son dava, ülkenin en önce gelen ailelerinden olan Yesarilerin halefleri olan ikiz kardeşlerden, Barış Yesari'nin davasıdır. Barış Yesari'nin evinde bir genç kız öldürülmüştür. Hafızası geçici olarak mı yoksa sonsuza dek mi kaybolmuştur teşhis konulamayan Fırat Bulut, masumiyetini kanıtlamak için hem hatırlamak, hem hayatta kalmak hem de cezaevinden kaçmak zorundadır.

Firuze ve Ayaz. İki güzel kalp, iki aile yükü taşıyan çocuklar. Kader onları bir araya getirdi. Babasının on üç kişiyi öldüren asansör kazasında haksız mahkumiyeti Firuze'yi tetikledi. Evin adamı olma sorumluluğunu taşıyan Ayaz, bir başkasıyla evlenmek üzereyken annesi için feda ettiği Firuze ile karşı karşıyadır.

Ablası Alev'in gayri meşru dünyaya getirdiği çocuğu Zeynep'i öldürmeye teşebbüs etmesinin ardından Zeynep'e sahip çıkan Damla, yıllar sonra Alev'in hapisten çıkarak, kızını geri istemesiyle, hayatını verdiği Zeynep'i kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. İki kız kardeşin verdiği annelik mücadelesinin arasına bir de Zeynep'in öz babası Adnan girecektir.

Emekli bir adliye memuru olan Agâh Beyoğlu, İstanbul’un en kalabalık ve hareketli semti Beyoğlu’nda yalnız ve münzevi bir yaşam sürdürmektedir. Kızı yurtdışında yaşamakta, eşi ise yıllar önce vefat etmiştir. Agâh’ın bu tekdüze yaşantısı, kendisine konan Alzheimer Başlangıcı teşhisiyle altüst olur. Hastalığından ötürü er geç bütün anılarını unutacaktır. Bu gerçek karşısında başta bocalasa da Agâh, unutmanın bir fırsat olduğunu fark eder. Yıllardır planladığı ancak sürekli ertelediği bir cinayeti işlemek için bir fırsat! Nasıl olsa işleyeceği bu suçu gelecekte hatırlamayacak, hatırlamayacağı için de vicdan azabı çekmeyecektir.

Polis Akademisi'nde öğrenci olan Sarp ve Mert, kardeş olduklarından habersiz birbirlerine rakip olurlar. Bu rekabet, içine girdikleri tehlikeli hayatlarda da devam eder.

Deniz, bir kasabada babasıyla beraber yaşayan ve herkes tarafından çok sevilen küçük bir çocuktur. Ancak annesiz büyümüş olmaktan dolayı bir yanı hep eksiktir. Deniz'in babası Hakan ise, Deniz'in annesi Zeynep ile tutku dolu bir aşk yaşamıştır ancak hayat onları bir şekilde ayırmıştır. Bu yüzden Hakan Zeynep'siz, Deniz de annesiz kalmıştır. Bir gün Zeynep, eşi Semih ile çıktığı deniz yolculuğunda bu kasabaya gelir ve Deniz'le tanışınca içi çok ısınır. Bu karşılaşmadan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Azra ve Kerem'in ellerinde sevgilerinden başka hiçbir şeyleri yoktur. Spor akademisinde tanışan bu iki insan o günden beri beraberlerdir. Ancak aşk maalesef yeterli değildir. Azra ailesine bakmaya çalışırken, Kerem iş bulma derdindedir. Sonra bir fırsat çıkar karşılarına ve aşk için aşkı feda etmeye karar verirler.

Gizem Özsoy (Sanem Çelik) hayatını yalnız başına sürdüren genç ve işinde başarılı bir kadındır. Gizem, kız kardeşi Funda'dan gelen ani ölüm haberi karşısında hiç beklemediği bir gerçekle yüz yüze kalır. Funda, ikisinin de üvey kardeşi olan Cengiz'in kendisine tecavüz etmesini daha fazla kaldıramayarak ve bu yükün altında ezilerek intihar etmiştir. Gizem kardeşinin ölümünden Cengiz'i sorumlu tutarak onu polise şikâyet edeceğini söyleyince bir anda Cengiz'in ölüm tehditlerine de maruz kalır. Artık kendi hayatı da tehlikededir ve bir kadın sığınma evini idare eden arkadaşı Canan Görgün'e sığınır. Canan'ın evinde kardeşi Murat ile tanışır. Her iki kardeş de kendi geçmişlerinde aile içi şiddete maruz kalmışlardır. Murat yurt dışında gazetecilik yaparak geçmişinden kaçsa da, Canan kurduğu sığınma eviyle kendisini annesi gibi mağdur kadınları kurtarmaya adamıştır.

İşlemediği bir suç yüzünden 10 yıl cezaevinde kalan Ali, Osmanlı hanedanından bir asilzade olmakla gurur duyan Orhan ve evli bir genç kadın olmasına rağmen aşkı henüz tatmamış Nisan’ın kaderini birbirine bağlayan 10 yıllık büyük bir sır...