İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

12 filminden 2'si İzlenir çıktı, 3 dizisinden 2'si İzlenir çıktı
Patricia Davies Clarkson, 29 Aralık 1959 tarihinde New Orleans, Louisiana, ABD'de dünyaya gelmiştir. Politikacı bir anne ve okul yöneticisi bir babanın kızı olan Clarkson, oyunculuğa erken yaşlarda ilgi duydu. Louisiana Eyalet Üniversitesi'nde konuşma patolojisi okurken drama tutkusunun ağır basmasıyla Fordham Üniversitesi'ne geçiş yaptı ve tiyatro bölümünden birincilikle mezun oldu. Ardından prestijli Yale Drama Okulu'nda yüksek lisans eğitimini tamamlayarak oyunculuk sanatında sağlam bir akademik temel attı. Kariyerine New York'ta tiyatro sahnelerinde adım atan ve Broadway'de olumlu eleştiriler alan Clarkson, sinemaya geçişini Brian De Palma'nın yönettiği klasikleşmiş suç filmi "Dokunulmazlar" (The Untouchables) (1987) ile yaptı. Bu filmde Kevin Costner'ın canlandırdığı Eliot Ness'in eşi rolüyle beyaz perdede ilk kez dikkatleri üzerine çekti. Ardından Clint Eastwood ile "Ölüm Havuzu" (The Dead Pool) (1988) filminde rol alarak Hollywood'daki yerini sağlamlaştırmaya başladı. 1990'lı yıllar boyunca çeşitli sinema ve televizyon projelerinde yer alsa da, kariyerindeki gerçek sanatsal kırılma noktası Lisa Cholodenko'nun yönettiği bağımsız dram "High Art" (1998) ile yaşandı. Bu filmdeki uyuşturucu bağımlısı eski Alman oyuncu Greta performansı, ona bağımsız sinema dünyasında büyük prestij kazandırdı ve yeteneğinin sınırlarını gösterdi. Hemen ardından Frank Darabont'un gişe rekorları kıran başyapıtı "Yeşil Yol" (The Green Mile) (1999) filmindeki Melinda Moores rolüyle çok daha geniş kitlelerce tanınmaya başlandı. 2000'li yıllar, Clarkson'ın kariyerinin zirvesini yaşadığı ve Hollywood'un en saygın karakter oyuncularından birine dönüştüğü altın dönemi oldu. Todd Haynes'in "Cennetten Çok Uzakta" (Far from Heaven) (2002) ve Lars von Trier'in "Dogville" (2003) gibi sanatsal yönü ağır basan önemli yapımlarında yer aldı. 2003 yılı ise kariyeri için adeta bir dönüm noktasıydı; hem "Hayatın İçinden" (The Station Agent) filmindeki rolüyle eleştirmenlerden tam not aldı hem de "Pieces of April" (Şeker Gibi) filmindeki kanser hastası, alaycı anne rolüyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü'ne (Oscar) aday gösterildi. Aynı dönemde, kült televizyon dizisi "Six Feet Under"da (2002-2005) canlandırdığı renkli ve özgür ruhlu Sarah O'Connor karakteriyle iki kez Emmy Ödülü kazanarak televizyon dünyasında da zirveye çıktı. İlerleyen yıllarda "İyi Geceler ve İyi Şanslar" (Good Night, and Good Luck) (2005), Martin Scorsese imzalı "Zindan Adası" (Shutter Island) (2010), hit komedi "Adı Çıkmış" (Easy A) (2010) ve popüler distopik aksiyon "Labirent" (The Maze Runner) serisi (2014-2018) gibi birbirinden çok farklı türlerdeki projelerde usta oyunculuğunu konuşturmaya devam etti. Televizyon dünyasındaki güçlü varlığını "House of Cards" (2017-2018) dizisiyle pekiştiren Clarkson, 2018 yılında HBO'nun karanlık ve psikolojik mini dizisi "Sharp Objects"teki Adora Crellin rolüyle kariyerinin en çarpıcı performanslarından birine imza attı ve bu rol ona En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Altın Küre ödülü kazandırdı. Kendine has zarif duruşu ve ikonik pürüzsüz sesiyle tanınan usta oyuncu, günümüzde de nitelikli sinema filmlerinde ve prestijli televizyon projelerinde başrol ve kilit karakterlere hayat vermeyi sürdürmektedir.

Amerikan Marşal'ı Teddy Daniels, (DiCaprio) Shutter Island’daki cani delilerin bulunduğu akıl hastanesine geldiğinde, rutin bir soruşturma şeytani bir nitelik kazanır. Soruşturma ilerledikçe, Teddy adaya dair çok daha şaşırtıcı ve çok daha korkutucu gerçeklerle karşılaşır ve bazı yerlerin insanın peşini hiç bırakmadığını öğrenir.

Beyaz Saray'ın ihanetine uğrayan Kongre Üyesi Frank Underwood gücü ele geçirmek için mücadeleye başlar. Silahları şantaj, baştan çıkarma ve hırstır.

Sürprizlerle dolu sıra dışı bir dünyada, taban tabana zıt olan dostlar Guy ve Sam, arkadaşlık ve leziz bir yemek gibi yeni şeyler denemeyi öğrenirler.

Edgecomb, hikayesini anlatırken bir huzurevinde yaşamaktadır ve hapishanedeki görevinin üzerinden yıllar geçmiştir. Hapishanedeki hücrelerinden alınan idam mahkumlarının elektrikli sandalyenin bulunduğu ölüm odasına giderken yürüdükleri, bir millik yeşil yolda yaşananlara her defasında tanık olan Edgecomb, ömrü boyu unutamayacağı olaylara tanık olur. Edgecomb, yıllar boyunca sayısız idam mahkumu nakleder ama hiç birisi onu John Coffey kadar etkilemez. Oldukça iri yarı bir adam olan Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahkum olmuştur. Ürkütücü görünümünün aksine oldukça ince, kırılgan ve düşünceli bir yapıya sahip olan Coffey, bazı doğaüstü güçlere sahiptir. Edgecomb'un ona gerçekten suçlu olup olmadığını sorması ile aralarında bir diyalog başlar.

Thomas (Dylan O’Brien) bu son görevde, isyancılardan oluşan gruba liderlik ediyor. Şimdi arkadaşlarını kurtarmak için, en ölümcül labirent olduğu ortaya çıkan WCKD kontrollü efsanevi Last City'ye girmek zorundadırlar. Hayatta kalabilenler ise, labirente ilk geldikleri günden beri merak ettikleri soruların cevaplarını alacaklar.

Dünyayı kasıp kavuran Labirent serisinin bu yeni bölümünde daha fazla aksiyon, heyecan ve muhteşem görsel efektler sizi bekliyor. Labirent'ten kaçmış olabilirler ancak Thomas (Dylan O'Brien) ve arkadaşları şimdi daha büyük bir engel ile karşı karşıyadırlar: WCKD olarak bilinen gizli organizasyon ile ilgili ipuçları bulmak. Araştırmaları onları Alev'e götürür, ala gelmeyecek tehlikelerle dolu terk edilmiş bir arazi. Bu şoke edici, mutlaka görülmesi gereken macerada, kahramanlarımız birlikte çalışıp sonuçlara ulaşmaya çalıştıkça gizem daha da derinleşecektir!

Kalp atışlarınızı hızlandıracak bu çok satan romandan uyarlanan gerilimli yapımda Thomas (MTV'nin Teen Wolf serisinin Dylan O'Brien'ı) kendini kocaman ve sürekli değişen bir labirentte, dış dünyaya dair hiçbir hatırası olmayan bir grup oğlanla birlikte bulur. Her köşeden bir tehlike çıkarken - özellikle de ölümcül Griever'lar geceleri beton duvarların arasında dolanırken - Thomas ve diğerleri orada bulunuşlarının gerçek nedenlerini ortaya çıkarmak ve çok geç olmadan bir çıkış yolu bulmak için olabildiğince hızlı olmalıdırlar.

Eko-anarşist bir yapı olan The East'in hedefinde yolsuzlukları ve suç dosyaları örtbas edilen belli başlı şirketler vardır. Küresel elitlere kendi sömürülerinden biraz olsun tattıran bu grubun eylemleri, kısa süre içinde ana akım medya'da yankı bulur. Özel bir güvenlik şirketi olan Hiller Brood, eski bir FBI ajanı olan Sarah Moss'u VIP müşterilerin koruması olarak işe alarak örgütün içine sızması için görevlendirir. Örgütün içine girdikten sonra özellikle grubun lideri Benji ile yakınlaşan Sarah, The East'in fikirlerini ve ideallerine de sempati duymaya başlar. İki farklı dünyada iki rol arasında kalan kadın, şimdi bir seçim yapmalıdır.

Emma Morley (Anne Hathaway) ve Dexter Mayhew (Jim Sturgess) birbirlerine tamamen zıt sosyal yapılardan gelen iki genç insandır. Emma işçi sınıfı bir aileden yetişmiş, hayata dair devrimci ruhu olan bir genç kızdır. Dexter ise baba parası ile okuyan, çapkın ve eğlenceden başka bir şeyi umursamayan biridir. İkilinin yolları üniversiteden mezun oldukları gün kesişecek ve 15 Temmuz günü onlar için uzun yıllar sürecek bir arkadaşlığın başladığı gün olacaktır. Onların hayatları bazen beraber bazen uzak diyarlarda akıp giderken, her yıl 15 Temmuz'da aralarındaki ilişkinin seyrine de tanık oluruz. Mutlulukları, hüzünleri, umutlarıyla geçen 20 yılın ardından tanıştıkları mezuniyet gününün gerçek anlamını da anlayacaklardır.

Amerikan Marşal'ı Teddy Daniels, (DiCaprio) Shutter Island’daki cani delilerin bulunduğu akıl hastanesine geldiğinde, rutin bir soruşturma şeytani bir nitelik kazanır. Soruşturma ilerledikçe, Teddy adaya dair çok daha şaşırtıcı ve çok daha korkutucu gerçeklerle karşılaşır ve bazı yerlerin insanın peşini hiç bırakmadığını öğrenir.

Amerikalı Vicky ve Cristina İspanya’da bir yaz geçirirler ve gösterişli sanatçı (Javier Bardem) ve onun güzel fakat dengesiz eski eşi (Penélope Cruz) ile tanışırlar. Vicky (Rebecca Hall) evlenmek üzere olan muhafazakar bir kadındır. Cristina (Scarlett Johansson) ise cinsel serüvenlere açık özgür ruhlu bir kadındır. Kaderleri kesişen üç insan arasında doğan aşk ilişkisi kaotik sonuçlar doğuracaktır. Vicky Cristina Barcelona, öyküsünün geçtiği kent olmaksızın düşünülemeyecek bir film olarak karşımıza çıkıyor. Woody Allen aşk ve sanatın sınır tanımazlığını unutulmaz bir hikaye ile hatırlatıyor.

1980 Kış olimpiyatlarında gerçekleşen bir mucizenin etkileyici öyküsü. Amerikan Buz Hokeyi takımının Sovyetlerin dişli takımını yenip Altın Madalyaya uzanmasını anlatıyor. Bu inanılmaz başarının altında ise oyunculuktan gelen Takım Koçu Herb Brooks'un sıradan oyunculardan oluşan takımına duyduğu güven yatıyor.

30'ların Amerika'sında Rock dağlarında bir kasabadayız. Peşindeki gangsterlerden kaçan güzeller güzeli Grace, bir kasabaya sığınmak zorunda kalır. Kadına acıyan kasaba halkı, başlangıçta iyi niyetlerle kadına sahip çıkar ve arasına alır. Fakat kadının konumunun kendileri açısından da bir tehlike arz etmesiyle aralarındaki ilişki farklı boyutlar kazanmaya başlayacaktır. Grace, kasabalının öteki yüzünü görmeye başlar ve çaresiz bir şekilde kendini kurban olarak bulur.

1950'li yılların Amerika'sında, sakin ve sessiz bir hayat süren Whitaker ailesi Connecticut'ta herkesin imrendiği bir mutluluk çizmektedir. Ancak Cathy, eve erken geldiği bir gün inanılmaz bir manzara ile karşı karşıya kalır. Kocası Frank'i başka bir erkekle beraber odalarındaki yatakta yakalamıştır. Aralarında bu konuyu hiç konuşmayan ve hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam eden ikili, gitgide birbirlerinden uzaklaşmaya başlar. Kendini yalnız ve mutsuz hisseden Cathy bahçıvanları Raymond ile dostane bir ilişki geliştirir. Hem evli beyaz bir kadının bekar ve siyah bir erkekle yakın gözükmesi çevredeki insanların olumsuz tepkilerine yol açacaktır.

Edgecomb, hikayesini anlatırken bir huzurevinde yaşamaktadır ve hapishanedeki görevinin üzerinden yıllar geçmiştir. Hapishanedeki hücrelerinden alınan idam mahkumlarının elektrikli sandalyenin bulunduğu ölüm odasına giderken yürüdükleri, bir millik yeşil yolda yaşananlara her defasında tanık olan Edgecomb, ömrü boyu unutamayacağı olaylara tanık olur. Edgecomb, yıllar boyunca sayısız idam mahkumu nakleder ama hiç birisi onu John Coffey kadar etkilemez. Oldukça iri yarı bir adam olan Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahkum olmuştur. Ürkütücü görünümünün aksine oldukça ince, kırılgan ve düşünceli bir yapıya sahip olan Coffey, bazı doğaüstü güçlere sahiptir. Edgecomb'un ona gerçekten suçlu olup olmadığını sorması ile aralarında bir diyalog başlar.

Judy ve Peter kardeşler büyülü bir dünyanın kapısını açan büyülü bir masa oyunu keşfettiklerinde, 26 yıldır oyunun içinde mahsur kalan Alan'ı oturma odalarına farkında olmadan davet ederler. Alan'ın tekrar oyunun içine dönmemesi için tek umudu gerçek dünyaya taşınan bu tehlikeli oyunu bitirmesidir. Artık bu üç kişi bir anda kendilerini Alan ile oyundan gerçek dünyaya gelen dev gergedanlardan, kötü maymunlardan ve diğer korkunç yaratıklardan kaçarken bulurlar.

Sürprizlerle dolu sıra dışı bir dünyada, taban tabana zıt olan dostlar Guy ve Sam, arkadaşlık ve leziz bir yemek gibi yeni şeyler denemeyi öğrenirler.

Kendisine zarar verdiği için yıllarca akıl hastanesinde kalan Camille (Amy Adams), bir adli muhabirdir ve iki küçük kızın cinayetini araştırmak için memleketi Wind Gap, Missouri’ye geri döner. Görevi dolayısıyla aralarında zarar verici bir ilişki bulunan, her şeyin kusursuz olmasını isteyen, küçük kasaba sosyetesinin üyesi annesi Adora’nın (Patricia Clarkson) yanına dönmek zorunda kalan Camille, hafızasından silip atmaya çalıştığı çocukluk trajedileriyle ve şımarık üvey kardeşi Amma (Eliza Scanlen) ile yeniden yüzleşecektir.

Beyaz Saray'ın ihanetine uğrayan Kongre Üyesi Frank Underwood gücü ele geçirmek için mücadeleye başlar. Silahları şantaj, baştan çıkarma ve hırstır.