İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

8 filminden 4'ü İzlenir çıktı
Richard Tiffany Gere, 31 Ağustos 1949 tarihinde Philadelphia, Pensilvanya'da dünyaya gelmiştir. Metodist bir ailenin çocuğu olarak Syracuse, New York'ta büyüyen Gere, Massachusetts Üniversitesi'nde felsefe bursuyla eğitim gördü ancak iki yıl sonra oyunculuk tutkusu ağır basınca okulu bıraktı. Profesyonel kariyerine tiyatro sahnelerinde başlayan oyuncu, özellikle 1973 yılında Londra yapımı "Grease" müzikalindeki Danny Zuko performansıyla ilk kez dikkatleri üzerine çekti. Sinemadaki ilk önemli çıkışını "Looking for Mr. Goodbar" (1977) filmindeki yardımcı rolüyle yaptıktan sonra, Terrence Malick'in görsel şaheseri "Cennet Günleri" (Days of Heaven) (1978) ile başrol oyuncusu kumaşına sahip olduğunu kanıtladı. Ancak Richard Gere'i küresel bir yıldıza ve dönemin en önemli seks sembollerinden birine dönüştüren yapım, Paul Schrader'ın yönettiği "Amerikan Jigolo" (American Gigolo) (1980) oldu. Bu başarıyı, Debra Winger ile başrolü paylaştığı ve romantik drama türünün klasikleri arasına giren "Subay ve Centilmen" (An Officer and a Gentleman) (1982) filmiyle perçinledi. Francis Ford Coppola'nın "The Cotton Club" (1984) gibi filmleriyle geçen 80'lerin ardından, 1990 yılında Julia Roberts ile başrolü paylaştığı modern kült klasik "Özel Bir Kadın" (Pretty Woman) (1990) ile kariyerinde muazzam bir ikinci yükseliş yaşadı. Bu film, onu romantik komedilerin aranan yüzü yaptı. İkili, yıllar sonra "Kaçak Gelin" (Runaway Bride) (1999) filminde tekrar bir araya geldi ve yine büyük bir gişe başarısı yakaladı. Dramatik yeteneklerini ve çok yönlülüğünü "İlk Korku" (Primal Fear) (1996) ve "Sadakatsiz" (Unfaithful) (2002) gibi gerilim dozu yüksek filmlerde sergileyen Gere, müzikal yeteneğini de konuşturduğu "Chicago" (2002) filmindeki Billy Flynn rolüyle Müzikal veya Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Altın Küre Ödülü'nü kazandı. 2000'lerin sonrasında tüm dünyada izleyicileri derinden etkileyen "Hachi: Bir Köpeğin Hikayesi" (Hachi: A Dog's Tale) (2009) gibi duygusal yapımlarda yer aldı. "Entrika" (Arbitrage) (2012) ve "Norman" (2016) gibi bağımsız sinema örneklerinde sergilediği olgunluk dönemi performanslarıyla eleştirmenlerden tam not aldı. Sinema kariyerinin yanı sıra, yetenekli bir piyanist ve bestecidir. Ayrıca 20'li yaşlarından beri Budizm'e olan derin bağlılığı ve Dalai Lama ile olan yakın dostluğuyla bilinir; Tibet'in bağımsızlığı ve insan hakları konularındaki aktif savunuculuğu, kişisel hayatının ve kamuoyundaki imajının önemli bir parçasıdır.

Bir profesör ile bir köpek arasındaki müthiş dostluğu konu edinen. 1987 yılında Hachiko Monogatari isimli Japon filmine konu olan gerçek olaylar bu defa Stephen P. Lindsay tarafından senaryolaştırılmıştır.

Kendine çok güvenen, başarılı avukat Martin Vail, bir psikoposun öldürüldüğü cinayet davasında yargılanan ve cinayet bölgesinden kaçarken yakalanan Aaron'u savunmaya karar verir. Medyanın da ilgi odağı bu davadadır. Dava aynı zamanda bir takım yolsuzlukları da ortaya çıkarabilecektir ve davanın savcılığını da Martin'in eski kız arkadaşı yapmaktadır. Martin'in bu davayı kazanması hukuk çevrelerince imkansız gibi görülmektedir. Dava görgü tanıklarının odada üçüncü bir kişi olduğu yönündeki çelişkili ifadelerinden dolayı daha da karmaşık bir hal alır. Hukuk sistemini sorgulayan "adalet," "suçlu" ve "masum" kavramlarının gerçekliğini araştıran Edward Norton'a bu filmdeki performansından dolayı birçok filmin kapısını açacak olan "İlk Korku" sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir.

Zengin ve yakışıklı işadamı Edward etrafındaki kadınlardan ve hayatının tekdüzeliğinden çok sıkıldığı bir anda New York caddelerinde güzel Vivian ile tanışır. Beraber geçirdikleri büyülü bir geceden sonra aralarında bir anlaşma yaparlar. Bir hafta boyunca sevgili olacaklar ama bu haftanın sonunda herkes yoluna devam edecektir. Vivian geceleri tekrar yol kenarlarına, Edward da elit yaşamına...En lüks otellerde kalıp, zengin kıyafetler ile bambaşka bir hafta geçiren Vivian gönlünü kaptırmaya başladığı anda Edward’ dan uzaklaşmaya karar verir. Zira hayat standartlarının farklılığının duyguların önüne geçeceğinden şüphesi yoktur. Fakat aşkın gücü onların bu rüya gibi bir haftalarını gerçek hayatla birleştirir. Ortada ne standart ne de bir fark kalır...

Sene 1929... Yer, Chicago... Hapishanede bir araya gelen iki kadın... Biri kocasını öldürmüştür diğeri ise erkek arkadaşının ölümüne sebebiyet vermiştir. Kısa süre sonra düştükleri bu mahkumiyet sürecinden kurtulmanın yollarını arayacaklardır. Bu emellerine ulaşmaları için tuttukları avukat ise, cinayet davaları üzerine yaptığı ünle bu çevrelerin en ünlü simalarından biri olacaktır.

Sonny Kapoor, Marigold Oteli'nin ikincisini açabilmek için çalışırken, hayatında başka bir önemli değişim daha var. Sonny, hayatının aşkı Sunaina ile evlilik planları da yapmaktadır. Öte yandan ilk filmde de karşımıza çıkan Evelyn ve Douglas da otelin çalışanları arasına katılmış, Marigold ailesi iyice genişlemiştir. Otelde kalan tek boş odaya yerleşen Guy Chambers isimli yazar yazdığı roman için ilham ararken Sonny'nin annesi Bayan Kooper ile tanışır. Yaklaşan görkemli Hint düğünü nedeniyle heyecan ve stres dolu günler yaşanmaktayken otele atanan yenü müdür Muriel kimsenin tam olarak farkına varamadığı sırları ortaya çıkaracaktır.

Bir profesör ile bir köpek arasındaki müthiş dostluğu konu edinen. 1987 yılında Hachiko Monogatari isimli Japon filmine konu olan gerçek olaylar bu defa Stephen P. Lindsay tarafından senaryolaştırılmıştır.

Sene 1929... Yer, Chicago... Hapishanede bir araya gelen iki kadın... Biri kocasını öldürmüştür diğeri ise erkek arkadaşının ölümüne sebebiyet vermiştir. Kısa süre sonra düştükleri bu mahkumiyet sürecinden kurtulmanın yollarını arayacaklardır. Bu emellerine ulaşmaları için tuttukları avukat ise, cinayet davaları üzerine yaptığı ünle bu çevrelerin en ünlü simalarından biri olacaktır.

Connie Sumner, kocası ve oğluyla mutlu bir yaşantısı olan bir kadındır. Bir gün iş için New York'ta bulunduğu sırada rüzgar yüzünden dengesini kaybeder ve düşer. O sırada orada bulunan genç kitapçı Paul Martel, kadına yardım eder ve dizindeki yaraya pansuman yapmak için evine davet eder. Connie, genç adamın evinde çok kısa bir süre geçirir ve hemen evine döner. Bu olayın, kocası Edward ile olan ilişkisi için bir test olduğunu düşünmektedir. Ancak bir süre sonra genç adamın dairesine tekrar gider; olaylar artık kontrolden çıkmıştır.

Kendine çok güvenen, başarılı avukat Martin Vail, bir psikoposun öldürüldüğü cinayet davasında yargılanan ve cinayet bölgesinden kaçarken yakalanan Aaron'u savunmaya karar verir. Medyanın da ilgi odağı bu davadadır. Dava aynı zamanda bir takım yolsuzlukları da ortaya çıkarabilecektir ve davanın savcılığını da Martin'in eski kız arkadaşı yapmaktadır. Martin'in bu davayı kazanması hukuk çevrelerince imkansız gibi görülmektedir. Dava görgü tanıklarının odada üçüncü bir kişi olduğu yönündeki çelişkili ifadelerinden dolayı daha da karmaşık bir hal alır. Hukuk sistemini sorgulayan "adalet," "suçlu" ve "masum" kavramlarının gerçekliğini araştıran Edward Norton'a bu filmdeki performansından dolayı birçok filmin kapısını açacak olan "İlk Korku" sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir.

Bu romantik dramada Richard Gere, savaştan sonra eşi Laurel'in (Jodie Foster) yanına dönen asker Jack Sommersby rolünde. Kocasının savaşta öldüğünü düşünüp nişanlanan Laurel kendini suçlu hisseder. Daha önce hiç sevmediği kocasının tamamen farklı, iyi, yardım sever, düşünceli bir adam olduğunu görüp onu tekrar kazanmaya karar verir. Savaş mı onu böyle değiştirdi yoksa o gerçek Jack değil mi?

Zengin ve yakışıklı işadamı Edward etrafındaki kadınlardan ve hayatının tekdüzeliğinden çok sıkıldığı bir anda New York caddelerinde güzel Vivian ile tanışır. Beraber geçirdikleri büyülü bir geceden sonra aralarında bir anlaşma yaparlar. Bir hafta boyunca sevgili olacaklar ama bu haftanın sonunda herkes yoluna devam edecektir. Vivian geceleri tekrar yol kenarlarına, Edward da elit yaşamına...En lüks otellerde kalıp, zengin kıyafetler ile bambaşka bir hafta geçiren Vivian gönlünü kaptırmaya başladığı anda Edward’ dan uzaklaşmaya karar verir. Zira hayat standartlarının farklılığının duyguların önüne geçeceğinden şüphesi yoktur. Fakat aşkın gücü onların bu rüya gibi bir haftalarını gerçek hayatla birleştirir. Ortada ne standart ne de bir fark kalır...

Set in a small politically unstable Latin American country, the story follows the half English and half Latino Dr. Eduardo Plarr, who left his home to find a better life. Along the way he meets an array of people, including British Consul Charley Fortnum, a representative in Latin America who is trying to keep Revolution from occurring. He is also a remorseful alcoholic. Another person the doctor meets is Clara, whom he immediately falls in love with, but there is a problem: Clara is Charley's wife.