İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

14 filminden 7'si İzlenir çıktı
Robert Lee Zemeckis, 14 Mayıs 1952 tarihinde Chicago, Illinois, ABD'de dünyaya gelmiştir. Litvanya ve İtalyan kökenli işçi sınıfı bir ailenin çocuğu olarak büyüyen Zemeckis, çocukluk yıllarında televizyona ve babasının 8mm kamerasına büyük bir ilgi duydu. Lisans eğitimine Northern Illinois Üniversitesi'nde başladıktan sonra, sinema tutkusunun peşinden giderek prestijli Güney Kaliforniya Üniversitesi (USC) Sinema Sanatları Okulu'na geçiş yaptı. Burada, ileride en büyük yaratıcı ortağı olacak Bob Gale ile tanıştı ve çektiği kısa filmlerle Öğrenci Akademi Ödülü'nü kazanarak efsanevi yönetmen Steven Spielberg'in dikkatini çekmeyi başardı. Spielberg'in kanatları altına girmesi, onun Hollywood kariyerinin kapılarını araladı. Yönetmenlik kariyerine Spielberg'in yapımcılığını üstlendiği "I Wanna Hold Your Hand" (1978) ve "Used Cars" (1980) gibi komedi filmleriyle adım atsa da, bu yapımlar gişede beklenen başarıyı gösteremedi. Kariyerindeki asıl kırılma noktasını, başrollerini Michael Douglas ve Kathleen Turner'ın paylaştığı romantik macera filmi "Romancing the Stone" (1984) ile yaşadı. Filmin beklenmedik gişe başarısı, onun stüdyo sisteminde güvenilir ve yetenekli bir yönetmen olduğunu kanıtladı. Bu başarının hemen ardından Zemeckis, sinema tarihinin en ikonik ve sevilen bilimkurgu serilerinden biri olan, Bob Gale ile birlikte yazdığı ve yönettiği "Geleceğe Dönüş" (Back to the Future) (1985) başyapıtına imza attı. Film, küresel bir fenomene dönüşerek iki başarılı devam filmiyle (1989, 1990) unutulmaz bir üçleme haline geldi. Görsel teknolojilere olan büyük merakıyla tanınan yönetmen, "Masum Sanık Roger Rabbit" (Who Framed Roger Rabbit) (1988) ile canlı çekim ve animasyonu kusursuz bir şekilde harmanlayarak efektlerde çığır açtı. "Ölüm Kadına Yakışır" (Death Becomes Her) (1992) filmiyle ise bilgisayar destekli görsel efektlerin (CGI) sinemadaki öncülerinden biri oldu. Kariyerinin mutlak zirvesini, Tom Hanks'in başrolünde yer aldığı ve popüler kültürde derin izler bırakan draması "Forrest Gump" (1994) filmiyle yaşadı; gişe rekorları kıran bu yapım ona En İyi Yönetmen dalında Akademi Ödülü (Oscar) kazandırdı. Bilimkurgu draması "Mesaj" (Contact) (1997), "Gizli Gerçek" (What Lies Beneath) (2000) ve Tom Hanks ile yeniden bir araya geldiği hayatta kalma destanı "Yeni Hayat" (Cast Away) (2000) gibi başarılı yapımların ardından Zemeckis, 2000'li yıllarda tamamen hareket yakalama (motion capture) teknolojisine yöneldi. "Kutup Ekspresi" (The Polar Express) (2004), "Beowulf" (2007) ve "Yeni Yıl Şarkısı" (A Christmas Carol) (2009) gibi filmlerle animasyon sinemasının sınırlarını zorladı. 2012 yapımı övgü toplayan "Uçuş" (Flight) filmiyle geleneksel canlı çekim sinemasına güçlü bir geri dönüş yapan usta yönetmen; "Tehlikeli Yürüyüş" (The Walk) (2015), "Müttefik" (Allied) (2016) ve "Pinokyo" (Pinocchio) (2022) gibi projelerle üretkenliğini sürdürdü. Görsel efekt teknolojilerini hikaye anlatımının temel ve organik bir parçası haline getiren yenilikçi tarzıyla modern Amerikan sinemasının en önemli mimarlarından biri olarak kabul edilen Zemeckis, kendi kurduğu ImageMovers yapım şirketi aracılığıyla endüstriye yön vermeye devam etmektedir.

Dönemin özellikle tasarımıyla öne çıkan otomobillerinden olan bir DeLoran'ın içine gizlenmiş icat, Marty'i yanlışlıkla 50'lere geri götürür. Sorumsuz delikanlı bu gösterişsiz Amerikan kasabasında bir kazaya yol açar ve müstakbel anne ve babasının tanışmasına engel olur. Böylece kendisi de hiç doğmamış olacağı için bu durumu düzeltmesi gerekmektedir. Ama hayat sandığından daha karmaşıktır ve sorumluluk kelimesinin anlamını öğrenmek zorundadır.

Marty bu kez 2015'e gidip henüz doğmamış çocuğuna yardım etmek zorunda kalacak. Elbette bunu yaparken ortalığı karıştıp zamanın dokusuna ve düzenine zarar verecek. Dostumuz, yol açtığı sorunları çözmek için yeniden geçmişe, sonra da geleceğe gidip gelecek. 50'lere döndüğünde, ilk serüvendeki sahnelerin bazılarını yeniden yaşama fırsatı bulacak ama bu kez başka birinin gözünden!

Bir adam düşünün... Ömrü boyunca modern kent çevresinde yaşamış; 747'lerle dünyayı dolaşmış ve sürekli bilgisayar ortamında çalışarak yaşamını sürdürmüş. Ve bir gün bindiği uçak denize düşünce Fiji'de ıssız bir adada dört yıl tek başına yaşamak zorunda kalmış. Adada tek başına yaşayan bu adamın bilinç düzeyi tümüyle değişir mi yoksa modern dünyaya dönünce yine aynı kişi mi olur? Hayatının dönüm noktası olan bu olay yaşanmadan evvel sadece işine gömülü bir hayat sürdüren, kız arkadaşı dahil çevresinde sevdiği herkesi ihmal eden bu adam için eski hayatını sürdürmek mümkün olacakmıdır? Yoksa önünde yepyeni bir hayat mı durmaktadır?

1955 yılında kısılıp kalan Marty'yi kurtarmak için Dr. Brown zamanda seyahat eder. Ancak kendisi 1885'e gelip DeLorean bozulduğu ve o zamanın teknolojisi yetmediği için burada takılan Doktor, Marty'ye bir mektup yazarak arabayı gömdüğü yeri söyler. 1955'teki Marty bu sayede arabayı bulur ve Doktoru kurtarmaya vahşi batıya gelir. Tabii burada işler umduğu gibi olmaz zira Dr. Brown hem iyi bir doktor olmuş hem de çok feci aşık olmuştır bunun dışında peşine de onu öldürmek isteyen bir kanun kaçağı çetesini takmıştır.

Richard Young satılığa çıkarılan evine yıllar sonra geri döner. Evinin her köşesine baktığında hayatından izler görür ve yaşadığı anlar her bir noktada yeniden canlanmaya başlar. Ancak eşi benzeri olmayan bu ev, sadece Richard Young’ın değil, kuşaklar boyunca pek çok kişinin hayatında iz bırakmıştır. Bu evin anıları, geçmişten günümüze yüzyıllarca sürecek bir yolculuğun başlangıcı olur.

Pinocchio, gerçek bir çocuk olmak isteyen tahtadan bir kuklanın hikayesini konu ediyor. Gepetto Usta'nın ahşaptan yaptığı Pinokyo’nun en çok istediği şey gerçekleşir ve insan olur. Ancak yalana meyilli olan Pinokyo’nun her yalan söylediğinde burnu uzar. Bu durum Gepetto ile kurduğu baba oğul ilişkisini de etkiler.

Roald Dahl’ın klasikleşen romanı The Witches'dan uyarlanan filmde, 1960’lı yıllarda Amerika’nın güneyinde anne babasının ölümünün ardından büyük annesiyle yaşamaya başlayan yedi yaşında bir çocuğun, cadıların aslında gerçek olduğunu öğrenmesiyle başından geçenler anlatılmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında kendi ülkeleri hesabına tetikçilik yapan Amerikalı Max Vatan ile Fransız Marianne Beausejour'un 1942'deki bir görevleri sırasında yolları kesişir. İkisi de Casablanca'daki Nazi Alman elçiyi öldürmek üzere görevlendirilmiştir. Ancak bu görev sırasında birbirlerine aşık olurlar ve sonrasında evlenirler. Ancak evlenmiş olmalarına rağmen birbirlerinden sakladıkları birçok sır vardır ve bu aralarındaki sevgiyle birlikte hissedilir bir gerilimin de ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Başarılı bir pilot Whip, düşmekte olan bir uçağı bütün pilotluk yeteneklerini kullanarak çok sıra dışı bir biçimde, en az hasarla yere indirmeyi başarır; mürettebatla birlikte uçaktaki pek çok insanın da hayatı kurtulur. Whip hastanede gözünü bir kahraman olarak açar ama kaza soruşturmasında hiç beklemediği bir ithamla karşılaşır. Raporlar kaptan pilotun uçuşa alkol alarak çıktığını göstermektedir. Bir yandan kurtardığı hayatlar, hiç kimsenin o uçağı kendisi gibi indiremeyeceğini söylerken bir yandan da hakkında açılan mahkeme ile uğraşmak durumundadır.

Ebenezer Scrooge, Noel tatiline son derece alçakça başlıyor, sadık hizmetkarına ve neşeli yeğenine bağırıyor. Scrooge daha sonra öbür dünyada vurdumduymazlığının bedelini ödeyen ölmüş iş ortağı Joseph Marley’nin hayaletiyle karşılaşır. Marley aynı kaderi paylaşmaması için Scrooge’a yardım etmek ister ve ona üç ruhun onu ziyaret edeceğini söyler. Ancak Geçmiş, Bugün ve Gelecek Noellerinin hayaletleri, onu gözlerinin açılmasını sağlayacak bir yolculuğa çıkardığında, Yaşlı Scrooge görmek istemediği gerçeklerle karşı karşıya kalır ve kalbini açarak, çok geç olmadan kötülük dolu yılları telafi etmek zorunda kalır.

Beowulf güçlü ve korkusuz bir savaşçıdır. Bütün şehirleri kana bulayan ve çıkardığı kaosla insanları terörize eden grendel'le başa çıkabilecek tek kişi beowulf'tur. Fakat grendel'i yenmek, kabusun bitmesine yetecek midir? İntikam duygusu ile yanıp tutuşan grendel'in annesi, grendel'den bile daha tehlikeli olacaktır.

Claire Spencer sesler duymaya ve ürkütücü görüntüler görmeye başladığında, dünya dışı bir ruhun onunla iletişim kurmaya çalıştığını düşünür. Bu sırada, kocası ona gördüğü her şeyin kafasında olduğunu söyleyerek güven vermeye çalışır. Ancak Claire araştırdıkça, sevdiği adamın bu konu hakkında düşündüğünden çok daha fazlasını bilebileceğini keşfeder.

Bir adam düşünün... Ömrü boyunca modern kent çevresinde yaşamış; 747'lerle dünyayı dolaşmış ve sürekli bilgisayar ortamında çalışarak yaşamını sürdürmüş. Ve bir gün bindiği uçak denize düşünce Fiji'de ıssız bir adada dört yıl tek başına yaşamak zorunda kalmış. Adada tek başına yaşayan bu adamın bilinç düzeyi tümüyle değişir mi yoksa modern dünyaya dönünce yine aynı kişi mi olur? Hayatının dönüm noktası olan bu olay yaşanmadan evvel sadece işine gömülü bir hayat sürdüren, kız arkadaşı dahil çevresinde sevdiği herkesi ihmal eden bu adam için eski hayatını sürdürmek mümkün olacakmıdır? Yoksa önünde yepyeni bir hayat mı durmaktadır?

Forrest Gump, düşük IQ’su olmasına rağmen, Amerikan tarihinin en önemli olaylarının tam ortasında yer alan biridir. Alabama'da büyüyen Forrest, koşma yeteneği sayesinde üniversiteye girer, Vietnam Savaşı'na katılır, Beyaz Saray’a davet edilir ve karides işinden milyoner olur. Ancak tüm bu başarılar, çocukluk aşkı Jenny’ye duyduğu sevginin yanında sönük kalır.

1955 yılında kısılıp kalan Marty'yi kurtarmak için Dr. Brown zamanda seyahat eder. Ancak kendisi 1885'e gelip DeLorean bozulduğu ve o zamanın teknolojisi yetmediği için burada takılan Doktor, Marty'ye bir mektup yazarak arabayı gömdüğü yeri söyler. 1955'teki Marty bu sayede arabayı bulur ve Doktoru kurtarmaya vahşi batıya gelir. Tabii burada işler umduğu gibi olmaz zira Dr. Brown hem iyi bir doktor olmuş hem de çok feci aşık olmuştır bunun dışında peşine de onu öldürmek isteyen bir kanun kaçağı çetesini takmıştır.

Marty bu kez 2015'e gidip henüz doğmamış çocuğuna yardım etmek zorunda kalacak. Elbette bunu yaparken ortalığı karıştıp zamanın dokusuna ve düzenine zarar verecek. Dostumuz, yol açtığı sorunları çözmek için yeniden geçmişe, sonra da geleceğe gidip gelecek. 50'lere döndüğünde, ilk serüvendeki sahnelerin bazılarını yeniden yaşama fırsatı bulacak ama bu kez başka birinin gözünden!

Dedektif Eddie Valiant (Bob Hoskins), Toontown'un sahibi iş adamı Marvin Acme'nin Jessica Rabbit'le olan uygunsuz ilişkisini kanıtlamak için kiralanmıştır. Tam bu sırada Acme'nin cinayete kurrban gitmesiyle bütün gözler güzel Jessica'nın kocası süperstar çizgi kahraman Roger Rabbit'e çevrilir ve bir anda, adaletin yerini bulmasını isteyen pek tekin bir adam olmayan Yargıç Doom'un hedefi haline gelir.

Dönemin özellikle tasarımıyla öne çıkan otomobillerinden olan bir DeLoran'ın içine gizlenmiş icat, Marty'i yanlışlıkla 50'lere geri götürür. Sorumsuz delikanlı bu gösterişsiz Amerikan kasabasında bir kazaya yol açar ve müstakbel anne ve babasının tanışmasına engel olur. Böylece kendisi de hiç doğmamış olacağı için bu durumu düzeltmesi gerekmektedir. Ama hayat sandığından daha karmaşıktır ve sorumluluk kelimesinin anlamını öğrenmek zorundadır.