İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

11 filminden 2'si İzlenir çıktı, 2 dizisinden 2'si İzlenir çıktı
Samuel Henry John Worthington, 2 Ağustos 1976 tarihinde Godalming, Surrey, İngiltere'de dünyaya gelmiştir. Henüz altı aylıkken ailesiyle birlikte Perth, Batı Avustralya'ya taşınan Worthington, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını burada geçirdi. Gençliğinde bir süre inşaatlarda tuğla ustası olarak çalıştıktan sonra, içindeki oyunculuk tutkusunu takip ederek prestijli Ulusal Dramatik Sanat Enstitüsü'ne (NIDA) girdi ve 1998 yılında buradan mezun oldu. Mezuniyetinin ardından kariyerine Avustralya televizyon ve sinemasında başlayan oyuncu, "Bootmen" (2000), "Dirty Deeds" (2002) ve "Gettin' Square" (2003) gibi yapımlarda rol aldı. Ancak onu kendi ülkesinde yıldız statüsüne taşıyan ve Avustralya Film Enstitüsü (AFI) En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandıran yapım, eleştirmenlerce çok beğenilen bağımsız drama "Somersault" (2004) oldu. Avustralya'daki başarısının ardından uluslararası projelere yönelen Worthington, Hollywood'daki ilk büyük çıkışını "Terminatör Kurtuluş" (Terminator Salvation) (2009) filminde canlandırdığı Marcus Wright karakteriyle yaptı. Ancak onu küresel bir ikon haline getiren ve sinema tarihinde kalıcı bir yer edinmesini sağlayan rol, James Cameron'ın yönettiği ve gişe rekorları kıran çığır açıcı bilimkurgu destanı "Avatar"da (2009) canlandırdığı Jake Sully karakteri oldu. Bu film, dünyanın en çok hasılat yapan filmi unvanını kazanarak Worthington'ın kariyerinde eşi benzeri görülmemiş bir dönüm noktası yarattı. "Avatar"ın getirdiği büyük ivmeyle aksiyon ve fantastik sinemanın aranan yüzlerinden biri haline gelen oyuncu, "Titanların Savaşı" (Clash of the Titans) (2010) ve devam filmi "Titanların Öfkesi" (Wrath of the Titans) (2012) filmlerinde Perseus karakterine hayat verdi. Aynı dönemde, popüler video oyunu serisi "Call of Duty: Black Ops"ta (2010) ana karakter Alex Mason'ı seslendirerek oyun dünyasında da geniş bir hayran kitlesi edindi. Sonraki yıllarda kariyerini farklı türlerdeki projelerle zenginleştirmeye devam eden Worthington; gerçek bir hikayeye dayanan dağcılık gerilimi "Everest" (2015), Mel Gibson'ın yönettiği Oscar ödüllü savaş draması "Savaş Vadisi" (Hacksaw Ridge) (2016), fantastik dram "Kulübe" (The Shack) (2017) ve psikolojik gerilim "Fractured" (2019) gibi filmlerde rol aldı. Yakın dönemde, sinema tarihine geçen rolüne "Avatar: Suyun Yolu" (Avatar: The Way of Water) (2022) ile geri dönerek serinin başarısını sürdürdü. Worthington, önümüzdeki yıllarda vizyona girecek diğer "Avatar" devam filmlerinde de başrolü üstlenmeye ve "Under the Banner of Heaven" (2022) gibi prestijli televizyon projelerinde yer alarak kariyerini çeşitlendirmeye devam etmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri'nin 2. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından Desmond T. Doss da birçok Amerikalı gibi orduya katılmaya gönüllü olur. Ancak dindar bir Hristiyan ve bir pasifist olan Doss, savaşta insan öldürmeyi ve herhangi bir şekilde silah kullanmayı reddetmektedir, onun yerine savaş alanında yaralıları kurtararak hizmet etmek istemektedir. Bu tavrı hem komutanları hem de asker arkadaşları arasında ilk başta çok sert tepkiyle karşılanır, askeri mahkemeye bile çıkar. Ancak Doss, son derece sert bir eğitimden geçip kendi hayatı pahasına silahsız bir şekilde savaş alanına gitmeyi çoktan göze almıştır.

Kendi oğlunu öldürme suçundan haksız yere hapse atılan bir baba, çocuğun hâlâ hayatta olabileceğini öğrendikten sonra onu kurtarmak için her şeyi göze alır.

Bir hırsızlık olayında ağabeyi ölen yarı felçli Jake Sully, Pandora adındaki uzak bir gezegende görevinin başına geçmeye karar verir. Bu yerde Na’vi adında giderek tükenmekte olan bir halk yaşamaktadır. Askeri bir şirket, söz konusu yeri ve oradaki kaynakları mercek altına almak üzere Avatar adında bir program oluşturmuştur. Bu program insanları kısmen insan kısmen de Na’vi haline büründürerek misyon amaçlı Pandora’ya göndermektedir. Bu sisteme gönüllü dahil olan Botanist Dr. Grace Augustine ve Jake Sully için başka bir yaşam var olacaktır. Sully, Pandora’ya geçtiği anda felçli bedeni değişime uğrayarak işlevsel hale gelir. Bu sırada Na’vi halkından Prenses Neytiri ile karşı karşıya gelen Jake, ansızın bir farkındalık yaşar ve bir araştırma misyonu ile gönderildiği bu gezegeni, kendi dünyalısından korumaya karar verir.

Kendini işine adamış bir dedektif olan Pyre, saygın bir Utah Mormon ailesi ve onların hükümete olan güvensizlikleri ile bağlantılı görünen acımasız bir cinayeti araştırmakla görevlendirilir. Pyre, gizemi çözüp kiliseyi suçla ilişkilendiren kanıtlar bulurken, kendisini çalkantılı bir inanç krizinin ortasında bulur.

Londra'nın merkezindeki işlek bir inşaat alanında II. Dünya Savaşı'ndan kalma patlamamış bir bomba bulunur. Askerler ve polis, zamana karşı yarışarak kitlesel bir tahliyeye başlarken kaos yaşanır.

Pandora gezegeninde geçen destansı macera devam ediyor. Sully ailesi, Pandora'nın Kül halkı kabilesiyle tanışır ve yeni tehditlerle yüzleşirler. İnsanlar, Pandora'nın kaynaklarını sömürmeye devam ederken, Na'vi halkı doğayla uyum içinde yaşamaya çalışır. Jake ve Neytiri, ailelerini korumak ve Pandora'yı savunmak için büyük bir mücadeleye girişirler.

Zee, "Ölülerin Kraliçesi" olarak bilinen korkulan bir tetikçidir ancak genç ve kör bir kadını öldürmeyi reddettiğinde hem suç meslektaşları hem de kararlı bir polis dedektifi tarafından avlanır.

Gözünü yükseklere diken profesyonel bir hırsız ve uzman ekibi, 12.000 metre yükseklikte seyreden bir uçaktaki kasadan 500 milyon dolar değerindeki altını çalmaya kalkışır.

James Cameron'ın Pandora dünyasına geri döndüğü duygu yüklü aksiyon ve macera filmi "Avatar: Suyun Yolu" yeni zirvelere ulaşıyor ve saklı kalmış derinlikleri keşfediyor. İlk filmdeki olayların yaklaşık on yıl sonrasında geçen "Avatar: Suyun Yolu"nda Sully ailesinin hikayesi, peşlerini bırakmayan sorunlar, birbirlerini korumak için yaptıkları, hayatta kalmak için verdikleri mücadeleler ve katlandıkları trajediler anlatılıyor. Tüm hikaye, izleyicilerin yeni Na'vi kültürleri ve egzotik deniz canlılarıyla tanıştıkları Pandora'nın nefes kesici atmosferinde geçiyor.

Ray Monroe ve eşi Joanne, bir kazada yaralanan kızlarını yakınlardaki bir hastanenin acil servisine götürür. Kız tomografiye gönderildiğinde annesi de onunla birlikte gider. Ancak bunun ardından kız ve annesi sırra kadem basar ve onların orada olduklarına dair tüm hastane kayıtları ortadan kaybolur. Endişe içindeki Ray, ailesini ve onlara ne olduğuna dair gerçeği bulmak için zamanla yarışır.

Amerika Birleşik Devletleri'nin 2. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından Desmond T. Doss da birçok Amerikalı gibi orduya katılmaya gönüllü olur. Ancak dindar bir Hristiyan ve bir pasifist olan Doss, savaşta insan öldürmeyi ve herhangi bir şekilde silah kullanmayı reddetmektedir, onun yerine savaş alanında yaralıları kurtararak hizmet etmek istemektedir. Bu tavrı hem komutanları hem de asker arkadaşları arasında ilk başta çok sert tepkiyle karşılanır, askeri mahkemeye bile çıkar. Ancak Doss, son derece sert bir eğitimden geçip kendi hayatı pahasına silahsız bir şekilde savaş alanına gitmeyi çoktan göze almıştır.

Canavar Kraken'e yenilişinden 10 yıl sonra Zeus'un yarı Tanrı oğlu Perseus, on yaşındaki oğlu Helius'a bakan bir balıkçı olarak biraz daha sessiz bir hayat sürmeye çalışmaktadır. Bu arada Tanrılar ve Titanlar arasında bir güç savaşı vardır. İnsanlığın fedakârlıklarının azalması sonucu tehlikeli biçimde güç kaybeden Tanrılar; hapsettikleri Titan'lar ve onların zalim lideri Zeus, Hades ve Poseidon'un babası Kronos'un kontrolünü de kaybetmektedirler. Uzun zaman önce üç kardeş babalarının tahtını devirmiş ve onu yeraltı dünyasının derinliklerindeki korkunç bir zindan olan Tartarus uçurumuna atmışlardı. Hades, Zeus'un tanrı oğlu Ares ile birlikte ihanet edip Zeus'u ele geçirmek için Kronos ile anlaşınca Perseus harekete geçmeye karar verir. Zeus'un hâkimiyeti zayıfladıkça dünya cehenneme dönmekte ve Titan'lar her geçen gün güç kazanmaktadır.

Nihai güç için süren mücadele, insanları krallara karşı ve kralları da tanrılara karşı kışkırtmaktadır. Diğer taraftan, tanrılar arasındaki savaş da dünyayı yok edebilecek güçtedir. Bir tanrı olarak doğmuş ancak insan gibi yetiştirilmiş olan Perseus, ailesini yeraltı dünyasının kinci tanrısı Hades'e karşı korumak konusunda çaresizdir. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan Perseus, Zeus'un güçlerini ele geçirebilecek ve dünyaya cehennemi yaşatabilecek Hadese karşı, çok tehlikeli bir görevi yönetmeye gönüllü olur. Şeytanlarla ve korkunç canavarlarla olan savaşı kazanmanın tek yolu tanrı olarak güçlerini kabul etmek ve kendi kaderini çizmektir.

Bir hırsızlık olayında ağabeyi ölen yarı felçli Jake Sully, Pandora adındaki uzak bir gezegende görevinin başına geçmeye karar verir. Bu yerde Na’vi adında giderek tükenmekte olan bir halk yaşamaktadır. Askeri bir şirket, söz konusu yeri ve oradaki kaynakları mercek altına almak üzere Avatar adında bir program oluşturmuştur. Bu program insanları kısmen insan kısmen de Na’vi haline büründürerek misyon amaçlı Pandora’ya göndermektedir. Bu sisteme gönüllü dahil olan Botanist Dr. Grace Augustine ve Jake Sully için başka bir yaşam var olacaktır. Sully, Pandora’ya geçtiği anda felçli bedeni değişime uğrayarak işlevsel hale gelir. Bu sırada Na’vi halkından Prenses Neytiri ile karşı karşıya gelen Jake, ansızın bir farkındalık yaşar ve bir araştırma misyonu ile gönderildiği bu gezegeni, kendi dünyalısından korumaya karar verir.

Yıl 2018. Geçte olsa Mahşer Günü gelip, modern uygarlığı yıkarak geçmiştir. Beklenildiği gibi makineler kontrolü ele geçirmiştir. Hayatı boyunca uyarıldığı geleceği durdurmak için elinden geleni yapan ama başarısız olan John Connor geriye kalan bir grup insanı Skynet'e ve ordularına karşı direnmek için örgütlemiştir. Ancak John Connor'ın bu savaşı kazanabileceğine olan inancı Marcus Wright isminde bir yabancının ortaya çıkmasıyla sarsılır. Bu garip, yeni dünyada uyanan Marcus en son bir hapishane hücresinde olduğunu hatırlamaktadır. Connor, Marcus'un gelecekten mi yoksa geçmişten mi geldiğini anlamaya çalışırken Marcus’un güvenilir biri olup olmadığına karar vermek zorundadır. Bu sorulara cevap bulmak için yeterli zamanı olmayan Conor, Marcus’u da yanlarına alarak, küçük bir saldırı timi ile birlikte Skynet'in insanoğlunu tamamen ortadan kaldırabilecek son saldırısını engellemek için Skynet'in ana üssüne doğru yola çıkar.

Kendi oğlunu öldürme suçundan haksız yere hapse atılan bir baba, çocuğun hâlâ hayatta olabileceğini öğrendikten sonra onu kurtarmak için her şeyi göze alır.

Kendini işine adamış bir dedektif olan Pyre, saygın bir Utah Mormon ailesi ve onların hükümete olan güvensizlikleri ile bağlantılı görünen acımasız bir cinayeti araştırmakla görevlendirilir. Pyre, gizemi çözüp kiliseyi suçla ilişkilendiren kanıtlar bulurken, kendisini çalkantılı bir inanç krizinin ortasında bulur.