İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

16 dizisinden 2'si İzlenir çıktı
Leyla Selen Uçer (born 5 May 1983) is a Turkish actress, best known for her role in the movie Ara and the play Bug. Uçer's parents were chemical engineers. She studied at St. George's Austrian High School and graduated from Boğaziçi University with a degree in chemistry. During her university years, she joined the Boğaziçi University acting club. She also attended the Istanbul University State Conservatory Singing Department. She studied at the Academy Istanbul with a scholarship for a year. She also completed her master's degree at Roosevelt University in Chicago with a scholarship. The play she wrote, American Dream, was staged by Ensemble Theater on Off-Broadway. Upon returning to Turkey, she was cast in the movie Anlat İstanbul, written by Ümit Ünal, in 2004. She also appeared in Külkedisi, directed by Selim Demirdelen. She then took part in DOT's adaptation of Bug. With her performance in Haldun Dormen's Kantocu at Istanbul City Theatres, she was nominated for the Best Supporting Actress in a Musical or Comedy award at the Afife Jale Awards. She had a leading role in the 2007 movie Ara, directed by Ümit Ünal, portraying the character of Gül. For this role, she shared the Best Actress award at the 15th International Adana Film Festival with Ayça Damgacı. In 2008, she appeared as a prostitute in O... Çocukları. In 2009, she played the role of Emel in Binbir Gece. In the same year, she was cast in Hanımın Çiftliği as Asuman. In 2019, with her role in Ümit Ünal's Aşk, Büyü, vs. , she won the Golden Orange Award for Best Actress.

Aynı gün, aynı hastanede dünyaya gelen iki bebek, yatak sayısının azlığından dolayı yan yana yatırılırlar. Ailelerinin "doğar doğmaz birbirlerini buldular" sözü üzerine beşik kertmesi yapılan bebekler, isimlerini de efsane aşıklar Leylâ ile Mecnun'dan alırlar. Aradan 25 yıl geçer. Bir sabah ailesi Mecnun'a durumu anlatır ve Leyla'yı istemeye giderler. Mecnun başta bu durumdan rahatsızlık duysa da Leyla'yı görür görmez aşık olur. Onu etkilemek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun, bir gece rüyasında ak sakallı dedeyi görür. Ak sakallı dedenin rüyalarından çıkıp Mecnun ile beraber yaşamaya başlamasıyla da işler karışır.

Adana'nın güçlü ve zengin toprak ağası Muzaffer Bey’in çırçır fabrikasında işçi olarak çalışan Güllü, aynı fabrikada makinecilik yapan Kemal’i sevmektedir. Güllü’nün babası Cemşir, onu da diğer kızları gibi paralı birine vermek istemektedir. Muzaffer Bey’in yeğeni Zaloğlu lakaplı Ramazan, Güllü’yü uzun zamandan beri istemektedir. Cemşir, Güllü’yü Zaloğlu’na vermeyi kafasına koyar. Cemşir’in planlarından habersiz olan Güllü ve Kemal ise, birkaç ay sonra evlenmeyi düşünmektedir. Ancak altı aylık bir Avrupa seyahatinden dönen Muzaffer Bey, Güllü’yü tesadüfen fabrikasında görünce, Güllü’nün kaderi hiç kimsenin tahmin edemeyeceği biçimde değişecektir.

Ege kıyılarındaki sakin bir küçük otel: Evcilik. Hayatlarından sıkılmış genç bir çift, Fırat ve Filiz, Evcilik'e gelirler. Oteli işleten Özkan ve yaşı ondan hayli küçük karısı Aysun ile tanışırlar. Özkan ve Aysun arasında çok doğal, sınırsız bir aşk vardır. Filiz ve Fırat köylü çiftin aşkına özenir ve onların aksanını komik bulup, bir oyun gibi onları taklit ederler. Aysun ve Özkan bu oyuna şahit olunca kendilerini aşağılanmış hisseder ve Evcilik cinsel, sınıfsal ve kültürel gerilimlerin savaş alanı haline gelir.

Raised as an orphan, Defne, a cranky newbie psychic, finds herself in the ancient town of Side (Antalya), accompanied by the ghosts of a Marxist revolutionary, a prostitute and a primeval priestess; as she searches for her long lost mother.

Jigololuk yapan çekici bir adamın hayatı, bir kadına âşık olmaya başlamasıyla altüst olur. Artık gerçek isteklerini ve ihtiyaçlarını keşfetmesi gerekecektir.

Oregon, tek bir gün içinde yaşanan olayları konu ediyor. Hayatlarını Bodrum'da geçiren Gaye ve Hakan, yakın arkadaşlarına bir müzik kaseti teslim etmek için İstanbul'a gider. Ancak İstanbul'a gitmeleriyle kendilerini beklenmedik olayların içinde bulurlar. Başlarına gelen olayların ardından Gaye ve Hakan'ın kaseti arkadaşlarına teslim etmesi pek de kolay olmaz.

Kahramanmaraş’ta sekiz çocuklu, fakir bir ailenin kızı olarak, çadırda başladığı hayatına birçok üzüntü ve hüzün sığdırdı Dilber Ay. 13 yaşında para karşılığı, kendinden yaşça büyük bir adama satıldı, evlendiler, çocukları oldu. Şarkı söylediği için dayak yedi, işkence çekti ama o yaşadığı bütün acılara inat, Allah vergisi sesinden aldığı güçle adım attığı sahnelerde zirveyi de gördü, hapishaneyi de. Hiç yılmadı, hep şarkı söyleyerek çıktı düştüğü dipsiz kuyulardan.

1970’lerin sonlarına doğru Türkiye’nin gittikçe gerginleşen atmosferi, her geçen gün işlenen onlarca cinayet ve yitip giden bir dolu hayata eşitti. Sokağın kanla boyanan kaldırımları, siyasilerin bu kanı daha da arttıran demeçleri ile ülkedeki derin kaos ortamını besliyordu. Türkiye’nin bu son derece gergin atmosferine bir de ülkenin en önde gelen gazetecilerinden Abdi İpekçi’nin öldürülmesi eklenince bu ortamı yapacaklarına sebep olarak gören askeri yapı, ülke yönetimine müdahaleye hazırlanıyordu. Zincirbozan'da Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü dönemden 12 Eylül askeri darbesine kadar geçen süre, siyasilerin terör olaylarına kayıtsız kalmanın ötesinde nasıl körükleyici davranışlarda bulundukları ve askerin darbe hazırlıkları anlatılmaktadır.

Tam bir bilgisayar dehası olan Sinan’ın sahip olduğu olanaklara rağmen mümkün olduğunca insanlarla iletişim kurmadan, asosyal bir hayat sürerken Türkiye’nin en büyük iş insanlarından birinin ilgi çekici güzellikteki kızı Nevra ile yolları kesişince geçmişin kapıları bir bir açılır. Ortaya dökülen sırlarla, Nevra da kendi gerçekliğiyle buluşur. Birlikte köklerine doğru, gerilim dolu bir yolculuğa çıkarlar. Yaşayacakları yüzleşme ve tutkulu aşk beraberinde birçok felaketi ve ölümü getirecektir.

Lise yıllarındayken akran zorbalığına uğrayan Atlas; annesiyle beraber memleketini terk eder. Yıllar sonra matematik öğretmeni olarak üstelik kendi okuduğu okula atanır.

Evli ve iki çocuk annesi Bahar’ın hayatı, 19 yaşındaki kızının yanlış bir adama aşık olmasıyla değişir. Kızı Ela’nın ilk aşkı, yaşıtı bir üniversite öğrencisi değil babasının, başkasıyla evlenmek üzere olan 35 yaşındaki patronudur. Kızını bu yanlış ilişkiden kurtarmaya çalışan Bahar, ne yapsa da olacakların önüne geçemez. Bahar ve ailesinin hayatı, Ela’nın 19. yaş gününde sonsuza kadar değişir.

Yasemin’in hikayesi Almanya’da başlamış, hayatın iniş çıkışları içinde kendini yetiştirme yurdunda bulmuştur. Ancak yaşamaktan korkmamış, hukuk fakültesine girmeyi başarmıştır. Artık hem okuyup hem de çalışmaktadır. Hayattaki tek amacı, babaları farklı olduğu için yetiştirme yurdunda büyüyen işitme engelli kardeşinin velayetini almaktır.

Üç çocuk annesi olan Müjgan kocası Ahmet ile birlikte sakin ve düzenli bir hayat yaşamaktadır. Mali müşavir olan Ahmet sabah sekiz, akşam beş çalışan iyi bir aile babasıdır. 17 yıl aynı yastığa baş koyan Müjgan ile Ahmet’in evliliği, Ahmet’in genç ve güzel bir kız olan Sude ile karşılaşmasıyla çatırdamaya başlar. Müjgan başlangıçta kocasının kendisini aldattığına ihtimal vermez. Ancak kocasının da her geçen gün değiştiği gözünden kaçmamaktadır. Sude genç, güzel, hırslı ve zengin bir koca üzerinden istediği yaşama kavuşmak isteyen bir kadındır. Müjgan, yakın arkadaşları Nilgün ve Canan’ın desteğini alarak çetin bir mücadeleye girer. Üç kadın aşk, sadakat ve evlilikleri üzerinden hayatlarını sorgularken, o güne kadar farkına varmadıkları bütün gerçeklerle yüzleşirler.

Zeyno Amsterdam’da bir yetimhanede büyümüştür. Aynı yetimhanede bulunan tek Türk olan ve ‘abla’ dediği Nesrin‘den başka kimsesi yoktur. Zeyno, bir hastanede çocuk hemşiresi olarak çalışmaktadır. Hayatında bir kez âşık olmuş ve âşık olduğu adamdan da hamile kalmıştır. Sevdiği adam ve çocuğu ile mutlu bir aile kuracaklarını sanan Zeyno, gerçek hayatın kendisi için yaptığı planlardan habersizdir. Zeyno’nun bir anlık öfkesi onu hayallerinden ve evladının kokusundan uzaklaştırırken, Akbaş Ailesi ile arasında koparılması imkânsız bir bağ oluşturur.

Yakın arkadaş olan Cemal ve Ayhan, bir sabah uyandıklarında kendilerini bir mahalle dizisinin başrolleri olarak bulurlar. Geçmişleri ile alakalı hiçbir şey hatırlamayan ikili, diziye düşmelerinin şokunu bile atlatamadan hiç bilmedikleri bu mahallede, daha önce hiç görmedikleri aileleri, aşkları, arkadaşları ve hatta düşmanlarıyla karşılaşırlar. Cemal ve Ayhan, bir yandan buradan çıkmanın yollarını arayıp bir yandan da durumu idare etmeye çalışırken mahallenin kahramanları olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalırlar.

Kolejli zengin bir ailenin oğlu olan Ömer, alt sınıftan kendisi gibi kolejli Ayşem'e aşık olarak onunla hemen evlenir. Ancak, aşk ve yaşamın her zaman kusursuz olmadığını öğrenirler.

1982 yapımı İffet adlı sinema filminden uyarlanan dizide; İstanbul’un eski mahallelerinden birinde babası ve kız kardeşiyle birlikte yaşayan İffet’in delicesine âşık olduğu taksi şoförü Cemil tarafından tecavüze uğramasıyla hayatı mahvolan İffet'in Cemil'e olan tutkulu aşkını ve intikam öyküsü anlatılmaktadır.

Aynı gün, aynı hastanede dünyaya gelen iki bebek, yatak sayısının azlığından dolayı yan yana yatırılırlar. Ailelerinin "doğar doğmaz birbirlerini buldular" sözü üzerine beşik kertmesi yapılan bebekler, isimlerini de efsane aşıklar Leylâ ile Mecnun'dan alırlar. Aradan 25 yıl geçer. Bir sabah ailesi Mecnun'a durumu anlatır ve Leyla'yı istemeye giderler. Mecnun başta bu durumdan rahatsızlık duysa da Leyla'yı görür görmez aşık olur. Onu etkilemek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun, bir gece rüyasında ak sakallı dedeyi görür. Ak sakallı dedenin rüyalarından çıkıp Mecnun ile beraber yaşamaya başlamasıyla da işler karışır.

Yıl 1920, yer İstanbul. 1. Dünya Savaşı’nda bozguna uğrayan Osmanlı’nın başkenti müttefikler tarafından işgal edilmiş durumdadır. Anadolu’nun İstanbul’dan bir bilgi akışına ihtiyacı vardır, İstanbul’un elitleri ise konudan bağımsız "tatlı" bir hayat yaşamaktadırlar. Sait Molla önderliğinde kurulan İngiliz Muhipleri Cemiyeti, İngilizlerle İstanbul cemiyet hayatını kaynaştırır. Bu noktada Deli Saraylı ve Hüsrev Binbaşı’ya bir görev verilir. Bu ekip İstanbul’da bir konak tutarak istihbarat sağlayacaktır. Yabancı oldukları cemiyet hayatına giren ekip, tam bir aile olarak kurulur, tüm aile fertleri (uşaktan ailenin çocuklarına kadar) istihbarat için çalışırlar. Ancak yabancı oldukları bu ortamda herkes bol bol pot kırmaktadır.

Adana'nın güçlü ve zengin toprak ağası Muzaffer Bey’in çırçır fabrikasında işçi olarak çalışan Güllü, aynı fabrikada makinecilik yapan Kemal’i sevmektedir. Güllü’nün babası Cemşir, onu da diğer kızları gibi paralı birine vermek istemektedir. Muzaffer Bey’in yeğeni Zaloğlu lakaplı Ramazan, Güllü’yü uzun zamandan beri istemektedir. Cemşir, Güllü’yü Zaloğlu’na vermeyi kafasına koyar. Cemşir’in planlarından habersiz olan Güllü ve Kemal ise, birkaç ay sonra evlenmeyi düşünmektedir. Ancak altı aylık bir Avrupa seyahatinden dönen Muzaffer Bey, Güllü’yü tesadüfen fabrikasında görünce, Güllü’nün kaderi hiç kimsenin tahmin edemeyeceği biçimde değişecektir.

Gördüğü bir rüya üzerine tekrar evlenip, çocuk sahibi olmaya karar veren Seyit Hekimhan, evlenmek için kendisine, kahyanın kardeşininin sevdiği kız olan Zal'ı seçer. Mustafa ve Zal düğün günü kaçınca, Seyit Hekimhan kahyayı onların peşlerine takar ve onları öldürmelerini emreder. Eğer Halilzat bunu yapmazsa Seyit Hekimhan, Halilzat'ın sevgilisi Dicle'yi kurban edecektir. Halilzat çaresizce yola düşer. Bu sırada çiftliğe Seyit'in İstanbul'da yaşayan kardeşi Ferhat gelir ve görür görmez Dicle'ye aşık olur.

Yıldız Akar çok ünlü bir sanatçıdır, Emin Bora da onun korumasıdır, olaylar bu yönde gelişmeye başlar.

1970’lerin sonlarına doğru Türkiye’nin gittikçe gerginleşen atmosferi, her geçen gün işlenen onlarca cinayet ve yitip giden bir dolu hayata eşitti. Sokağın kanla boyanan kaldırımları, siyasilerin bu kanı daha da arttıran demeçleri ile ülkedeki derin kaos ortamını besliyordu. Türkiye’nin bu son derece gergin atmosferine bir de ülkenin en önde gelen gazetecilerinden Abdi İpekçi’nin öldürülmesi eklenince bu ortamı yapacaklarına sebep olarak gören askeri yapı, ülke yönetimine müdahaleye hazırlanıyordu. Zincirbozan'da Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü dönemden 12 Eylül askeri darbesine kadar geçen süre, siyasilerin terör olaylarına kayıtsız kalmanın ötesinde nasıl körükleyici davranışlarda bulundukları ve askerin darbe hazırlıkları anlatılmaktadır.

Kerem eşini yeni kaybetmiştir. 5 ve 6 yaşlarında Selen ve Berk adında iki çocuğu vardır. Kerem eşini kaybettikten sonra, bir ay kadar çocuklarına ailelerinin de yardımıyla bakar. Ailesi çocukları alıp bakma teklifinde bulunsa da Kerem evini dağıtmak, çocuklarından ayrı kalmak istemez.