İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

16 dizisinden 2'si İzlenir çıktı

Şehrazat, ataerkil bir ailenin oğluyla evlenmiş, fakat aile bu evliliğe şiddetle karşı çıkmış ve oğullarını evlatlıktan reddetmişlerdir. Eşini, oğlu henüz bir yaşındayken trafik kazasında kaybeden Şehrazat, kısa süre sonra oğlunun lösemi olmasıyla bir kez daha sarsılır. Kaderin ağır sınavından geçen genç kadın, çaresizlik içinde tedavi için gerekli olan 200.000 doları bulmaya çalışır. Kendi çabaları ile para bulur fakat 150.000 dolar daha gereklidir. İstenmediğini bile bile çocuğu için zengin kayınpederine gider, durumu anlatır ve para ister fakat vicdansızca evden kovulur. Son çare olarak henüz üç ay önce işe başladığı ve deneme süresinin dolmadığı BinYapı Holding'in patronu Onur Aksal'dan borç ister. Fakat genç patron Binbir Gece Masalları kahramanı Şah Şehriyar'ın "Kadınlara asla inanma" felsefesinden yola çıkarak ağır bir bedel ister. İsteği Şehrazat ile bir gece geçirmektir. Bu her şeyin başlangıcı olur.

Başrollerinde Zuhal Olcay, Haluk Bilginer ve Müşfik Kenter'in olduğu dizide, zengin ailesinin karşı çıkmasına rağmen evlendiği ve çok sevdiği eşinin ölümünden sonra bunalıma giren ve küçük kızı ile İstanbul'un arka sokaklarında yaşama tutunmaya çalışan hüzünlü bir kadının hikayesi anlatılıyor.

Bir futbol dehası ön yargılarla ve içinde kopan fırtınalarla boğuşarak zirveye ulaşmayı başarır. Türk futbolunun efsane ismi Lefter Küçükandonyadis'in hayat hikâyesinden uyarlandı.

Bücür, annesini bulmaya çalışan genç bir delikanlının bu süreçte atıldığı maceraları konu ediyor. Zamanını bilgisayarın başında geçiren, ultra zeki bir çocuk olan Umut tam bir bilgisayar dehasıdır. Annesini hiç görmeyen ve onun kim olduğunu merak eden Umut, onuncu yaşına basmadan önce annesini bulmaya karar verir. Annesini bulmak için internet ve teknolojiden yardım alan Umut üstün becerileri sayesinde annesini izine rastlar. Annesi ile ilgili öğrendiklerinden sonra İstanbul’un yolunu tutan Umut burada bir tesadüf eseri Özge’ye rastlar. Annesini bulmak için sadece 3 günü olan Umut, Özge ile birlikte kendilerini türlü belaların içinde bulur. Genç delikanlı bir yandan annesini bulmaya çalışırken bir yandan da Özge ile peşlerine düşen adamlardan kurtulmaya çalışır.

Bu, çevremizdeki pek çok ailenin bir köşesinden dahil olduğu bir göç hikayesidir. 2. Dünya Savaşı bitmek üzere. Dünyalar yıkılmış ve yeniden kurulacak. Sen neresinde yer alacaksın bu yeni dünyanın? Sonsuz fırsatlar, yozlaşan hayatlar... Ve hepsinin ortasında “Kimse beni adi bir hırsıza çeviremez!” diyen bir Destan. Toprak ağaları memleketi ele geçirmiş... Buğdayı el altından tüccara satıp milleti açlığa mahkum ediyorlar. Genç nüfus “her an savaşa girebiliriz” endişesiyle askere alınmış, tarlalar ekilemiyor. Oysa Destan, ailesini yerle bir olan Yugoslavya’dan, bir “Umut Ülkesi”ne getirdiğine inanmakta. Bu umudu için bile savaşmak zorunda olduğunu fark ettiğinde, parçası olmayı reddettiği bir savaştan, toprak ağalarına karşı açtığı bir savaşın ortasında bulur kendisini. Destan’ın savaşı bir kişinin değil, bir değerin, erdemin savaşıdır. Savaş yıllarının tüm değerleri test ettiği bu yıllarda, Destan onu o yapan erdemleriyle koca dünyaya karşı yapayalnızdır. Zira öz kardeşi Halit, bu savaşta, kötülerin safında durmaya karar vermiştir. İki kardeşi ayıran, aileleri parçalayan yozlaşmadan başka bir şey değildir. Destan’ın bir toprak ağası olan Yavuz’a karşı verdiği savaş, kardeşi Halit’in de Yavuz’a katılmasıyla Destan’ın tüm değerlerini sınava tabi tutmak üzeredir. Bunca zorlu bir sınavda insan en çok insanlığı ile test edilir. Destan’ın kardeşi Halit’i kaybetmesi yetmezmiş gibi, kız kardeşi Şahsine de yüreğini kopup geldikleri Yugoslavya’da, sözlüsünde rehin bırakmıştır. Destan anavatanında yeni ve hakça bir yaşam kurmaya çabalarken, Şahsine geçmişte bir hayaletle, Osman’la birlikte yaşamaktadır. Şahsine’nin zayıf yüreği ne bunca zorluğu ne bunca özlemi kaldıracak güçtedir. Peki ya Destan’ın yüreği. Destan bunca zorluk içinde, ailesini ayakta tutmaya çabalarken, haktan yana tavır alma gayretindeyken yüreğini düşünemeyeceğini bilmektedir. Lakin en ummadığı şey gerçek olmuştur. Dünyanın en güzel çiçeği en büyük çöplükte karşısına çıkmıştır. Yavuz Ağanın kızı Nergis, görür görmez Destan’a vurulmuştur. Destan nasıl doğruları için kararlılıkla savaşıyorsa, Nergis de onun yüreğindeki buzları çözmek için durmaksızın savaşacaktır. Bir yangının ortasında filizlenen bu aşkı yeşertmek bile uğruna savaşılması gereken bir mücadeledir şimdi. Destan’ın savaşı sadece fiziki bir savaş değildir. O ailesini bir arada tutmak, insanca yaşatmak ve doğru bildiği değerleri yaşatmak için savaşmak zorundadır. Dağılan ailesini bir araya topladığında ise karşısında artık daha acımasız bir zorbalık bulacaktır. Destan düzeni için savaşmaktadır lakin Yavuz ağa canı saydığı mallarını korumak için savaşan yaralı bir aslandır artık. İyi ile kötünün bu mutlak savaşında net olmayan, arada kalan herkes ve her şey kurban olmaya mahkumdur şimdi. “Son Destan” bizi birbirimize bağlayan değerleri savunmak için savaşan bir “muhacir”in, bize kendimizi hatırlatan mücadelesinin öyküsüdür. Yayin Tarihi:

Lüks bir dünyadan gelen bir kız ve mütevazı başlangıçlardan gelen bir oğlan, yerlerini bulmak için çıktıkları yolculukta aşkı ve hayallerinin iç içe geçtiğini keşfederler.

İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde başlar hikayemiz. Dillere destan güzelliğiyle herkesi büyüleyen Firuze, küçük kız kardeşi Gamze’nin hastalığına, ailesinin ekonomik sıkıntılarına rağmen hayatta hep dik durmuştur. Gülmeyi unutmamış, hayallerinden vazgeçmemiştir. Firuze’yi hayata bağlayan en önemli şey, kalbini ilk kez çarptıran, yeni yeni filizlenen bir aşkın kahramanı olan Demir’dir. Henüz ilişkileri çok yeni olsa da Firuze, Demir’le birlikte sıradan ama mutlu bir geleceğin hayalini kurmaktadır. Ta ki hayat ona o talihsiz oyunu oynayana kadar. Türkiye’nin en zengin ailelerinden biri olan Arısoyların biricik oğulları Oğuz, Firuze’nin hayatına yıldırım gibi düşecek, yaptığı sürpriz teklifle Firuze ile Demir’in arasına aşılmaz bir duvar örecektir. Firuze deliler gibi sevdiği Demir ile hayatını baştan aşağı değiştirecek bir söz verdiği Oğuz’un arasında kapana kısılacak ve içinden çıkamayacağı bir girdaba sürüklenecektir

Artık tetik çekmemeye yemin etmiş, altı çocuk babası eski kabadayı Aslan, mahallenin dullarından birine tecavüz eden Eyyo'yu öldürüp hapse giren oğlu Burhan'ı kan davasından uzak tutmak için diğer aileyle bir anlaşma yapar. Ancak ailenin gençleri anlaşmaya riayet etmeye pek niyetli değillerdir ve iki aile arasında amansız bir düşmanlık başlar.

Bazıları kahraman doğar, bazıları sonradan kahraman olur. Mahir her ikisi de... 1970'lerde Beyazıt'ta mutlu bir aile… Bir nişan günü her şey değişti. İşlemediği bir cinayet yüzünden Kara ailesinin babası, Nazif idam hükmü aldı. Mahir o gün vazgeçti kendinden, hayatından, sevdalarından, yarınlarından. Tek yolu vardı artık. Gerçek katili bulup, adaleti sağlamak ve babasını darağacından kurtarmak. Darağacına giden bu yolda önünde bir de imkansız bir aşk var.

Ailesinin rızası olmadan tüm zorlukları göze alıp, kaçarak evlenen Filiz, İstanbul'a geldiğinde onu büyük bir sürpriz beklemektedir. Kocasının 8 erkek kardeşi ve evlere şenlik bir kayınvalide. Ailesiyle tüm iplerini koparan Filiz'in, bu futbol takımından bozma ailede yaşamayı öğrenmesi, kayınvalidesi Mehpare Hanım'la geçinmesi ve kocası Bahri ile de dengeleri koruyabilmesi gerekmektedir.

‘Kavak Yelleri’ başında kavak yelleri esen, içinde kasırgalar oluşan, kanında tatlı zehir dolaşan, büyümek için sabırsızlanan dört gencin hikayesini anlatıyor. Yazları cıvıl cıvıl, kışları ise ıssız bir Ege kasabasında yaşayan Deniz (İbrahim Kendirci), Aslı (Pelin Karahan), Efe (Dağhan Külegeç) ve Mine (Aslı Enver) herkese kendi hikayesinden bir şeyleri hatırlatacak. Mutlu ve güvenli ailesinden kopup kendi yolunu bulmaya, büyümeye çalışan Deniz; idealist, güçlü, maddi zorluklara rağmen okuyan, hayata karşı sert görünmeye çalışan hassas Aslı; rahat ve esprili tavırlarıyla içindeki acıyı saklamaya çalışan Efe. Ve ayrık otu, isyankar Mine. Sıkı dostluklar, ilk aşklar, ÖSS baskısı, okul, aşılmaya çalışılan aile sorunları herkese tanıdık gelecek. Büyümenin zorlukları yetmezmiş gibi, kahramanlarımız bir de ÖSS’yle savaş vermekte ve artık büyük gün de yaklaşmaktadır. Akıllarının başlarında olmadığı bir dönemde hayatlarının en önemli sınavına girip, en önemli kararını vermeleri gerekmektedir.

Hüzünlü ve maceralı bir geçmişi olan ve şu anda Beykoz-Yeniköy hattında kendi teknesinde yolcu taşıyan Ahmet Zeybek, annesiz büyüttüğü üç çocuğu ile hala var gücüyle yaşama tutunmaya çalışmaktadır. Diğer yandan Hayat Karayel yılların ona yaşattığı acılara rağmen umudunu hiç yitirmeden henüz küçücük bir bebekken kaybettiği oğlunu aramak için, eski mahallesine yeniden taşınmıştır; fakat bu kez belaları da peşinden onu takip edecektir. Ahmet her mutluluk için bir bedel ödeyerek yaşamlarını tek parça halinde tutmaya çalışmaktadır ve Hayat’tan güç alarak ailenin direği olmaya devam eder.

Şehrazat, ataerkil bir ailenin oğluyla evlenmiş, fakat aile bu evliliğe şiddetle karşı çıkmış ve oğullarını evlatlıktan reddetmişlerdir. Eşini, oğlu henüz bir yaşındayken trafik kazasında kaybeden Şehrazat, kısa süre sonra oğlunun lösemi olmasıyla bir kez daha sarsılır. Kaderin ağır sınavından geçen genç kadın, çaresizlik içinde tedavi için gerekli olan 200.000 doları bulmaya çalışır. Kendi çabaları ile para bulur fakat 150.000 dolar daha gereklidir. İstenmediğini bile bile çocuğu için zengin kayınpederine gider, durumu anlatır ve para ister fakat vicdansızca evden kovulur. Son çare olarak henüz üç ay önce işe başladığı ve deneme süresinin dolmadığı BinYapı Holding'in patronu Onur Aksal'dan borç ister. Fakat genç patron Binbir Gece Masalları kahramanı Şah Şehriyar'ın "Kadınlara asla inanma" felsefesinden yola çıkarak ağır bir bedel ister. İsteği Şehrazat ile bir gece geçirmektir. Bu her şeyin başlangıcı olur.

Yetimhanede yolları düğümlenen üç çocuk, Ali, Ezel ve Esmer, küçük yaşlarda birbirlerinden koparılarak ayrılırlar. 20 yıl sonra kader onları yeniden bir araya getirdiğinde her biri artık başka hayatların yolcuları olmuşlardır.

Üniversiteliler için hayatta çok sorun var; dersler, aşklar, sınavlar. Yeşim Anadolu'dan gelip İstanbullu Tolga ile aynı evde yaşamaya başlar. Zamanla Yeşim'e âşık olan Tolga ise arkadaşlarından tepkilerle karşılaşır.

Olcay (Zuhal Olcay) ve kızı Duru (Özgü Namal) sürdürdükleri rahat ve güzel yaşamı Olcay'ın eşi Engin'in (İlhan Şeşen) intihar etmesi sonucu kaybederler. Artık zengin değillerdir. Engin'in iflas ederek intihar etmesi sonucu evlerini de kaybederek yepyeni bir hayat için yepyeni bir mahalleye taşınmak zorunda kalırlar. Artık hayatları hiç bir zaman eskisi gibi olmayacaktır.

Bir trafik kazasında eşini yitiren ve aynı kazada küçük oğlu sakat kalan Zeynep Öğretmen, mesleğine geri dönmek zorunda kalır. Atandığı okul, varoşların arasına sıkışmış, farklı sosyal kesimlerden gelen sorunlu öğrencilerin bulunduğu bir okuldur. Zeynep Öğretmen bir anda kendini okul çeteleri, sorunlu öğrenciler ve uyuşturucu satıcıları arasında bulur. Ya kaçacak, ya da mücadele edecektir.


Aziz Nesin'in romanından uyarlanan "Tatlı Betüş", Betüş adında bir kadının yaptığı yardımlara odaklanıyor. Atıf Yılmaz'ın yönetmen koltuğunda oturduğu dizide Betüş karakterine Türkan Şoray hayat veriyor.

Başrollerinde Zuhal Olcay, Haluk Bilginer ve Müşfik Kenter'in olduğu dizide, zengin ailesinin karşı çıkmasına rağmen evlendiği ve çok sevdiği eşinin ölümünden sonra bunalıma giren ve küçük kızı ile İstanbul'un arka sokaklarında yaşama tutunmaya çalışan hüzünlü bir kadının hikayesi anlatılıyor.