İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

17 dizisinden 4'ü İzlenir çıktı
Teoman Kumbaracıbaşı (d. 18 Ekim 1971, Arjantin), Türk oyuncu. Arjantinli bir anneyle, Türk bir babanın oğlu olarak Arjantin'de doğdu. 6 yaşındayken Türkiye'ye geldi. Türkçeyi ilkokulda öğrenen Teoman Kumbaracıbaşı, tiyatroyla Avusturya Lisesindeyken tanıştı. İTÜ Gemi İnşaatı Mühendisliğini kazandı ve bitirdi. Çeşitli tiyatrolarda sahne önü ve arkasında çalıştı. Aslı Tandoğan ve Beste Bereket ile Kraft Dublaj Stüdyosunu kurdu. 2005 yılında Aşk Yolu isimli TV filminde rol aldı. Yine 2005 yılında Mahsun Kırmızıgül ve Beren Saat ile birlikte "Aşka Sürgün" isimli dizide "Arda ve Civan Azizoğlu" karakterlerini canlandırdı. Dizi bitmeden diziden ayrıldı. 2006 yılında "Gözyaşı Çetesi" isimli dizide "Serdar" rolüne hayat verdi. 2010 yılında Ata Demirer'in başrolünde olduğu Eyyvah Eyvah, Eyyvah Eyvah 2 ve Eyyvah Eyvah 3 filmlerinde rol aldı. "Omzumdaki Melek" isimli tiyatro oyununda rol aldı. "Güneşin Kızları" dizisinde "Ahmet" karakterini canlandırdı. "Kördüğüm" adlı diziye "Murat" karakteriyle dâhil oldu. Özel bir lisenin tiyatrosunu yönetmektedir.

Azize üç çocuğu ve kayınvalidesi ile zorlu bir mücadelenin içinde bulur kendini... Canından çok sevdiği kocası Cevdet'in yokluğuyla ve savaş yıllarının zorluklarıyla mücadele ederek yetiştirir çocuklarını. 1919 yılında, Yıldız (Pınar Deniz) güzeller güzeli, gözü yükseklerde bir genç kız, Hilal ise memleket sevdalısı mücadeleci bir genç kız olmuştur. Ali Kemal ise gönlündeki aşk acısıyla ve kendisine dair öğrendiği hazin sırla yaşamaya çalışan serseri bir mayın gibidir. Azize her birinin dertleriyle uğraşmaya çalışırken, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edileceği haberi ile sarsılırlar. Oysa bu işgal onlara yıllar önce kaybettikleri birini geri getirecektir. Ama hiç ummadıkları bir şekilde...

Avlu yılların sağır kaldığı adaletini kendisi sağlamaya çalışmış bir kadının ceza evine girişini konu alıyor. “Avlu” özgürlüğünden vazgeçmek zorunda kalan bu kadınların 3. sayfa haberlere yansımayan, mutsuzluğun acı ile yarıştığı Karakuyu’da kendi düzen ve kendi hukuklarına karşı verdikleri yaşam mücadelesini konu alıyor.

İnsanlığın en büyük ve derin sorgulamalarından biri olan “İnsan kaderini değiştirebilir mi?” sorusunun cevabını arıyor.

Şehrazat, ataerkil bir ailenin oğluyla evlenmiş, fakat aile bu evliliğe şiddetle karşı çıkmış ve oğullarını evlatlıktan reddetmişlerdir. Eşini, oğlu henüz bir yaşındayken trafik kazasında kaybeden Şehrazat, kısa süre sonra oğlunun lösemi olmasıyla bir kez daha sarsılır. Kaderin ağır sınavından geçen genç kadın, çaresizlik içinde tedavi için gerekli olan 200.000 doları bulmaya çalışır. Kendi çabaları ile para bulur fakat 150.000 dolar daha gereklidir. İstenmediğini bile bile çocuğu için zengin kayınpederine gider, durumu anlatır ve para ister fakat vicdansızca evden kovulur. Son çare olarak henüz üç ay önce işe başladığı ve deneme süresinin dolmadığı BinYapı Holding'in patronu Onur Aksal'dan borç ister. Fakat genç patron Binbir Gece Masalları kahramanı Şah Şehriyar'ın "Kadınlara asla inanma" felsefesinden yola çıkarak ağır bir bedel ister. İsteği Şehrazat ile bir gece geçirmektir. Bu her şeyin başlangıcı olur.

Hayatının aşkıyla evlendikten sonra hayat Hüseyin için daha da zorlaşmıştır. Büyüyen ailesini geçindirmek için gece gündüz çalışır. Firuzan ise ünlü bir şarkıcı olmuştur.

Leyla başından geçen bir ayrılık sonrası baba evine dönmüştür. Kalbi kırıktır ve çocukluğundan beri sorunlu bir ilişkileri olan babası Selim ile aralarındaki sorunları çözmeye çalışmaktadırlar.İskender ise küçük yaşlardan beri şanssız bir hayat yaşamış olan yetimhanede büyümüş ve hayatı boyunca hiç evim diyebileceği bir yere sahip olmamış bir adamdır. Beklenmedik bir şekilde karşılaşan bu ikili onları aradıklarını bulmalarını sağlayacak bir aşkın içine sürüklenir, Leyla yaralarını sararken , İskender’in evi Leyla olur fakat bu güzel hikayenin böyle sürmesine engel olacak olaylar peşlerini bırakmaz...

Nihayet babasını bulan Hüseyin'in artık tek bir amacı vardır: Yeni arkadaşının da yardımıyla, sevdiği kıza kavuşmak!

11. yüzyıl Selçuklu dünyasında geçen bu karakter odaklı tarihî drama, Gazâlî'nin inişler ve çıkışlarla dolu hayatını anlatıyor. Saray entrikaları, mezhep çatışmaları ve felsefi mücadeleler etrafında yoğunlaşırken Gazâlî şüphecilik, hırs ve inançla mücadele eder. Onun yolculuğu sadece kişisel bir hesaplaşma değil, İslam'ın entelektüel tarihinde dönüştürücü bir an hâline gelir.

Aynı iş yerinde çalışmaktan başka ortak noktası olmayan üç kadının, evliliklerinde kendilerine biçtikleri roller ellerinden alındıktan sonra, ayakta kalabilmek için birbirlerine tutunmalarının hikayesini ele alacak.

Hastalıklı ve megaloman bir karaktere sahip olan Gürgen Yanıkyan, dışlandığı kendi toplumuna karşı kahraman olmak ve hak ettiğini düşündüğü itibarı görmek için aylarca plan yaptıktan sonra Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir’i Biltmore Oteli’nde öldürmeye karar verir.

1987 yılında başlayan hikayede yer alan Aras Rona ve Rüçhan Rona, oldukça varlıklı bir ailenin üyeleridir. Figen Kutlu (Hazal Subaşı), ailesiyle birlikte Rona ailesinin malikanesinde yaşamaktadır. İdam cezasıyla yargılanan Mustafa'nın (Salih Bademci) eşi öldüğü için Çocuk Esirgeme Kurumu'na verilen kızı Cemre'yi Rona ailesi evlatlık olarak kabul eder.

Orta Asya'nın çetin bozkırlarında Gök Kağanı Alpagu Han'ın yetim bıraktığı dillere destan savaşçı dağ kızı Akkız'la, yine Gök Sarayı'nda Alpagu Han'ın öksüz bıraktığı Gök Tegini Batuga arasındaki destansı aşkı; bu iki garip kuşun sevdalarını kılıç, yüreklerini kalkan yaparak imkânsızı başarmalarını konu alıyor. Dönem dizisi olarak karşımıza çıkan "Destan" ilk olarak "Akkız Destanı" olarak açıklanmıştı. Ardında Destan ismiyle ekranlara geleceği söylenen dizi, geçmişe doğru uzanan bir hikâyeyi konu ediniyor. Türkler'in İslamiyet'i kabul etmesinden önce 8. yüzyılda geçen bir hikâye Destan'ın ana konusunu oluşturmaktadır. Gök Kağanı Alpagu Han'ın öksüz bıraktığı savaşçı dağ kızı Akkız ile yine Gök Kağanı Alpagu Han'ın öksüz bıraktığı Gök Tegini Batuga arasında geçen hikâyede; zaman içerisinde bu ikilinin aralarında oluşan aşkla imkânsızı nasıl başardıklarını gözler önüne serecek.

İnsanlığın en büyük ve derin sorgulamalarından biri olan “İnsan kaderini değiştirebilir mi?” sorusunun cevabını arıyor.

Avlu yılların sağır kaldığı adaletini kendisi sağlamaya çalışmış bir kadının ceza evine girişini konu alıyor. “Avlu” özgürlüğünden vazgeçmek zorunda kalan bu kadınların 3. sayfa haberlere yansımayan, mutsuzluğun acı ile yarıştığı Karakuyu’da kendi düzen ve kendi hukuklarına karşı verdikleri yaşam mücadelesini konu alıyor.

Melike Candan, ağır bedeller ödeyerek en dipten en zirveye tırmanmış, 70’lerde ve 80’lerde assolistlik mertebesine ulaşmış bir yıldızdır. Melike’nin bugünkü yaşamı ise bambaşkadır. Bir gün tuvaletçi olarak çalıştığı barda tıpkı kendisinin ilk günlerindeki gibi gözünü en yükseğe dikmiş Gökçe Yücel ile karşılaşır. O zirvenin nasıl bir yer olduğunu bilen Melike’nin amacı Gökçe’yi uyarmaktır. Ancak zirvenin ihtişamı Gökçe’nin kulaklarını tıkarken hayat Melike’nin karşısına geçmişini çıkarmaya devam edecer.

Bir adam bir kadını sever ve dünya değişir. Ama hayatı kökten değiştiren, aşkı değil, aşkına ulaşabilmek için cesaret edebildikleridir. O kişiye duyduğu aşkın acımasızlığında öylesine büyük fırtınalar başlatır ki, sonunda, dokunduğu her şeyi yıkar. Ve bazen.. Hayatın kendini yenilemesi için önce her şeyin yıkılması şarttır. Çok satan Fi - Çi - Pi üçlemesinden Nüket Bıçakçı tarafından senaryolaştırılan, tutkunun peşinden koşanların, yanma pahasına ateşe uçanların ve acıdan geçerek süregelen yaşama karşı dik duranların hikayesi...

Levent ve Sevda büyük bir aşkla evlenmiş ancak 18 yıl önce boşanmışlardır. Her zaman daha fazlasını isteyen Levent’e Sevda ile birlikte kurdukları bu mutlu ama küçük hayat yetmemiştir. Kocasına büyük bir aşkla bağlı olan Sevda, Levent’in ondan ayrılmak istediği gün hamile olduğu haberini heyecanla vermek isterken, ayrılık teklifiyle yıkılır ve Levent’e hamile olduğunu söylemez.

Hayat, prensiplerine sımsıkı bağlı bir edebiyat öğretmenidir. Küçük yaşta anne ve babasını bir kazada kaybeden Hayat, kardeşi Gözde’ye hem annelik hem babalık yapar. Büyük bir aşk ile bağlı olduğu Tamer ile evleneceği sırada, nikâh masasında terkedilen Hayat için artık işinden ve kardeşinden başka düşünecek bir şey yoktur. Hayat’ın tam tersi özelliklere sahip ve son derece şımarık olan kız kardeşi Gözde ise Hayat’ın görev yaptığı okulda okumaktadır. Eski bir mafya babası olan Cerrah’ın kardeşi Koray, Hayat’ın kardeşi Gözde’ye aşıktır. Bu sorunlu genç tarafından kız kardeşinin rahatsız edildiğini öğrenen Hayat Öğretmen, çalıştığı okulu değiştirmeye karar verir. Eski okulundan olabildiğince uzağa gitmek isteyen Hayat, İstanbul’un diğer yakasında olan Gedikpaşa Lisesi’nde görev yapmaya başlar. Hayat Öğretmen’in yeni okulunda Şerif adında, paradan başka hiçbir şey düşünmeyen bir müdür görev yapmaktadır. Eski okulda kardeşini rahatsız eden Koray’ın da kaydını aynı okula aldırması ile işler büsbütün karışır. Bir yandan da çalıştığı okuldaki öğrencilerin ele avuca sığmaz halleri ve haylazlıklarıyla mücadele etmeye çalışan idealist öğretmen için her şey daha zorlaşacaktır.

İbrahim Çelikkol ‘Ali Nejat’ isimli güçlü ve etkili bir iş adamını canlandırırken, Belçim Bilgin idealist çocuk doktoru ‘Naz’, Alican Yücesoy ise otomobil tutkunu, hayalperest ‘Umut’ karakteri ile izleyicilerin karşına geçiyor. Koşulların karakterleri değiştirdigi dizide, Ali Nejat ve Umut’un, doktor Naz’ın etrafında dönen serüveni izleyiciyle buluşuyor.

Azize üç çocuğu ve kayınvalidesi ile zorlu bir mücadelenin içinde bulur kendini... Canından çok sevdiği kocası Cevdet'in yokluğuyla ve savaş yıllarının zorluklarıyla mücadele ederek yetiştirir çocuklarını. 1919 yılında, Yıldız (Pınar Deniz) güzeller güzeli, gözü yükseklerde bir genç kız, Hilal ise memleket sevdalısı mücadeleci bir genç kız olmuştur. Ali Kemal ise gönlündeki aşk acısıyla ve kendisine dair öğrendiği hazin sırla yaşamaya çalışan serseri bir mayın gibidir. Azize her birinin dertleriyle uğraşmaya çalışırken, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edileceği haberi ile sarsılırlar. Oysa bu işgal onlara yıllar önce kaybettikleri birini geri getirecektir. Ama hiç ummadıkları bir şekilde...

Güneş, 35 yaşında, 3 çocuklu İzmirli bir edebiyat öğretmenidir. 17 yaşındaki birbirinden tamamen zıt karakterli, çift yumurta ikizi olan kızları Nazlı, Selin ve onlardan iki yaş küçük Peri ile kendi hallerinde, mutlu bir hayat sürmektedirler. Derken, Güneş’in karşısına İstanbullu bir iş adamı olan Haluk Mertoğlu çıkar. Haluk ve Güneş birbirlerine âşık olurlar. Haluk’un kısa sürede evlenme teklifi etmesi, Güneş’i şaşkına çevirir. Güneş ve kızları Mertoğlu ailesinin yaşantısının ortasına bomba gibi düşerler. Mertoğlu ailesinin hayatı, hiç de dışarıdan göründüğü kadar mükemmel değildir. Güneş'in kızlarının gelişiyle, tüm dengeler değişecek ve bütün sırlar ortaya dökülecektir.

İstanbul’un fethinden sonra kurduğu devleti, cihan imparatorluğuna çevirmek isteyen Fatih, imparatorluğun ömrünü uzatacak kanunlarla da devlet yapısını sağlamlaştırmak ister. İstanbul’un fethinden sonra kurduğu devleti, cihan imparatorluğuna çevirmek isteyen Fatih, imparatorluğun ömrünü uzatacak kanunlarla da devlet yapısını sağlamlaştırmak ister. Bu esnada şehzadeler Bayezid, Mustafa, Cem ve valideleri Gülbahar, Çiçek ve Gülşah arasında gizliden gizliye süren rekabet, daha açıktan ve üst boyutlara taşınır. Şehzade valideleri için tek hedef, Sultan’dan sonra kendi evlatlarının tahta çıkmasıdır. Çünkü ancak bu şekilde hayatta kalmaları mümkün olacaktır.

30 yaşlarındaki Kılıç Ali, kızını kucağına aldığı gün, yaşamak için sadece 90 günü kaldığını öğreniyor. Bu da yetmezmiş gibi aynı gün, unutup yok saymaya çalıştığı eski bir hesap dönüp dolaşıp kapısını çalıyor. Bu büyük hesaplaşmanın muhatabı Türkiye'nin en büyük şer imparatorluğu. Üstelik Ali'nin bir zamanlar deliler gibi sevdiği ilk aşkı da, bu imparatorluğun bir parçası. Bir günde hayat ancak bu kadar tepetaklak olabilirdi.

Şehrazat, ataerkil bir ailenin oğluyla evlenmiş, fakat aile bu evliliğe şiddetle karşı çıkmış ve oğullarını evlatlıktan reddetmişlerdir. Eşini, oğlu henüz bir yaşındayken trafik kazasında kaybeden Şehrazat, kısa süre sonra oğlunun lösemi olmasıyla bir kez daha sarsılır. Kaderin ağır sınavından geçen genç kadın, çaresizlik içinde tedavi için gerekli olan 200.000 doları bulmaya çalışır. Kendi çabaları ile para bulur fakat 150.000 dolar daha gereklidir. İstenmediğini bile bile çocuğu için zengin kayınpederine gider, durumu anlatır ve para ister fakat vicdansızca evden kovulur. Son çare olarak henüz üç ay önce işe başladığı ve deneme süresinin dolmadığı BinYapı Holding'in patronu Onur Aksal'dan borç ister. Fakat genç patron Binbir Gece Masalları kahramanı Şah Şehriyar'ın "Kadınlara asla inanma" felsefesinden yola çıkarak ağır bir bedel ister. İsteği Şehrazat ile bir gece geçirmektir. Bu her şeyin başlangıcı olur.