İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

4 filminden 1'i İzlenir çıktı, 12 dizisinden 6'sı İzlenir çıktı
5 Temmuz doğumlu Tuba, kostüm tasarımı ve kostüm tasarımı okudu. Eğitimine devam ederken televizyon reklamlarında oyunculuğa başladı ve ardından televizyon dizilerine ve filmlere geçti. Tuba, aynı adlı filmdeki "Gülizar" karakteriyle Sırbistan ve Karadağ Cumhuriyeti Uluslararası Televizyon Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu dalında uluslararası ödül kazanan ilk Türk oyuncu oldu. Tuba, Arap ülkelerinde "Lamiss" olarak bilinir, bu da ünlü "Ihlamular Altında" veya "Kayıp Yıllar" dizisindeki karakterine karşılık gelir, bu karakter Arap ülkelerinde başka hiçbir karakterin olmadığı kadar güçlü bir etki yarattı, bu nedenle aynı adı taşıyan bir parfüm ve Tuba'nın imajı yaratıldı. Tuba, 2007 ve 2009 yılları arasında hit TV dizisi "Asi"de ana karakter "Asiye"yi canlandırdı. "Asi" daha sonra "51. Monte Carlo Televizyon Festivali"nde "En İyi Pembe Dizi" ödülüne aday gösterildi. Tuba, "20 Dakika" dizisindeki "Melek" karakteriyle "42. Uluslararası Televizyon Festivali"ni kazandı. Uluslararası Emmy Ödülleri'nde binin üzerinde profesyonel tarafından En İyi Kadın Oyuncu ödülüne aday gösterilen ilk ve tek Türk oyuncudur. "Cesur ve Güzel" dizisi de IEmmy'lerde En İyi TV Şovu veya Dizisi ödülüne aday gösterildi. Tuba ayrıca 14. Giuseppe Sciacca Uluslararası Ödülleri'nde En İyi Kadın Oyuncu dalında uluslararası ödül kazanan ilk Türk oyuncudur. Tuba, Mara Hatun'u canlandırdığı, İngilizce olarak kaydedilen ilk Türk dizisi olan "Osmanlı İmparatorluğu'nun Yükselişi"nde kadın başrol oyuncusudur. "Zeytin Ağacı" dizisi şu anda Netflix'te dünya çapında en çok izlenen Türk dizisi rekorunu elinde tutuyor. Tuba ayrıca Unicef'in Ulusal İyi Niyet Elçisi ve çocuk hakları savunucusu olarak çalışıyor. Tuba'nın gözleri, bazen yeşil, gri ve altın tonlarını yansıtan şekli ve değişen rengiyle benzersiz bir çekiciliğe sahiptir. Fiziksel güzelliğinin yanı sıra çok mütevazı, alçakgönüllü, odaklanmış ve ayakları yere basan, çok zeki ve üç dil konuşan bir kadın.

1980 darbesinde annesini kaybeden küçük Deniz (babası o dönemde bir çok erkek çocuğa verilen ismi koymuştur) yedi yıl sonra hiç görmediği dedesinin Ege’deki çiftliğine doğru bir yolculuğa çıkar. Deniz’in dedesini hiç görmemesinin nedeni dedesiyle babasının yıllardır küs oluşudur. Hüseyin Efendi (Çetin Tekindor) okumaya diye gönderdiği oğlunun politik olaylara karıştığını öğrenince onu evlatlıktan silmiştir çünkü. Sadık’ın her şeye rağmen baba evine geri dönüşünün nedeni Deniz’den ayrılmak zorunda oluşudur; küçük oğlunu babasına emanet edecektir. Kelimenin tam anlamıyla Deniz bu çiftlikte hafif tatlı kaçık bir ailenin ortasında bulur kendini.

Para ve hırs yüzünden hızla kirlenen dünyada, suçlularla giriştiği amansız mücadelelerde büyük başarılar kazanan Ömer Komiser, kız arkadaşı Sibel'le nişanlanmak için İstanbul'a gelir. Roma'da yaşayan Elif ise doğum gününde ailesiyle birlikte olmak için İstanbul'a gelir. Ömer ile Elif aynı gece ölüm acısı yaşarlar. Ömer'in kız arkadaşı ve Elif'in babası cinayete kurban giderler. İkisi de cevaplayamadıkları sorularla baş başa kalırlar. Gergin ve önyargılı bir tanışmanın ardından peşlerine düştükleri her ipucu yollarını kesiştirir. Ömer, Sibel'in katilini bulmaya, ona atılan iftiraları temizlemeye kararlıdır. Elif ise ömrünün en zor anlarını yaşarken, babasının göründüğünün aksine karanlık bir hayatı olduğu gerçeğiyle yüzleşir. Bu Elif'in yüzünde patlayan ne ilk ne de son tokat olacaktır. Elif, ailesi için tehlikelerle dolu, karanlık yolda kaybolmak üzeredir.

Bir gün “Cesur” adında yakışıklı ve gizemli bir adam, sakin ve huzurlu bir kasaba olarak bilinen “Korludağ” ın ortasına bomba gibi düşer. Daha ilk adımını attığında karşısına güzeller güzeli “Sühan” çıkar. Bu sıra dışı karşılaşmadan sonra aralarında karşı koyamadıkları bir çekim oluşur. Ama bilmedikleri bir şey vardır. Bu iki gencin mutluluk hayali geçmişten beri düşman olan ailelerinin karşı çıkmasıyla imkansız bir aşka dönüşür.

Halaskar ailesinin kapısı bir gece çalınır. Polisler içeri dalar ve Ali Halaskar'ın (İlker Aksum) eşi Melek Halaskar'ı (Tuba Büyüküstün) cinayete teşebbüsten tutuklarlar. Ali hiçbir şey yapamaz. Her şey çok hızlı gelişir. Bugüne kadar bir faturayı bile yatırmayı becerememiş tarih öğretmeni Ali, karısının masumiyetini ispatlama peşinde bir yola çıkar. Yol çok uzundur fakat Ali'nin sadece 20 dakikası vardır.

Dehşet Bey, Fedailer Ocağı adlı bir tetikçiler grubunun en gözde suikastçılarındandır. Grup üyeleri, çocukluktan itibaren takip edilerek seçilen, ailesi olmayan kişilerdir. Ocak üyelerine aşık olmak ve evlenmek yasaktır ancak Dehşet, Abide’ye âşık olur. Bu aşk hikayesi, fedailer ocağının felsefesini sorgulamasına yol açar. Bu sorgulamanın bedeli ise herkes için ağır olacaktır.

Orhan travmatik bir kayıptan sonra her şeyini kaybetmiş ve vahşi bir yaşama yönelmiş eski bir yazardır. Her şeyi bırakarak Londra’ya yerleşir ve editör olarak çalışmaya başlar. Yıllar sonra İstanbul’a geri döner. Bu geri dönüşün nedeni zamanını Paris, Londra ve Berlin’de geçirmiş ünlü yönetmen Deniz Soysal ile tanışmaktır. Deniz hem tarihi aile köşkünden annesini taşımak hem de yeni filmi için hazırlık yapmak için İstanbul’dadır. Deniz doğup büyüdüğü şehirdeki çocukluk anıların anlattığı bir kitap yazmıştır. Orhan’ın İstanbul’daki işi, yayınlanmadan önce kitaba son dokunuşları yapmaktır. Uzun yazışmalardan sonra İstanbul’da buluşurlar. Ancak ertesi sabah Deniz ortadan kaybolur. Orhan’ın gelişi ve Deniz’in ortadan kayboluşu ilginç bir rastlantıya işarettir. Gizli bir soruşturma başlatılır. Herkes Deniz’in bir daha geri dönmeyeceğinden endişelidir.

Hükümete muhalif bir gazete çıkartan, gayrimüslüm yazar Aram'ın İstanbul'da küçük bir matbaası vardır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye'de de artan yabancı düşmanlığı Aram'ı ve gazetesini bulur. Ödeyemeyeceği bir varlık vergisi yükümlülüğü ile arananlar listesine giren Aram, çareyi yakın arkadaşının yardımıyla kaçmakta bulur. Sovyet Gürcistan'ın sınırına gelmeden, Karadeniz ormanlarında saklanacak bir kulübe bulur. Burada sınıra geçeceği günleri sabırla beklerken, sürgünde yazmaya ve geçmişini unutmamak için çizmeye devam eder. Bu sürgün hiç bitmeyecek gibidir...

1980 darbesinde annesini kaybeden küçük Deniz (babası o dönemde bir çok erkek çocuğa verilen ismi koymuştur) yedi yıl sonra hiç görmediği dedesinin Ege’deki çiftliğine doğru bir yolculuğa çıkar. Deniz’in dedesini hiç görmemesinin nedeni dedesiyle babasının yıllardır küs oluşudur. Hüseyin Efendi (Çetin Tekindor) okumaya diye gönderdiği oğlunun politik olaylara karıştığını öğrenince onu evlatlıktan silmiştir çünkü. Sadık’ın her şeye rağmen baba evine geri dönüşünün nedeni Deniz’den ayrılmak zorunda oluşudur; küçük oğlunu babasına emanet edecektir. Kelimenin tam anlamıyla Deniz bu çiftlikte hafif tatlı kaçık bir ailenin ortasında bulur kendini.

İnsan bazen hiç tanımadığı birine en derin sırlarını anlatıverir. Saklamadan, saklanmadan, bütün samimiyetiyle anlatır. Yarın yokmuş gibi anlatır hem de. Gece biter, sabah olur, geriye yalnızca kelimeler kalır.

Ada, Sevgi ve Leyla'nın “rakı, balık, Ayvalık” olarak başlayan macerası, onları geçmişleriyle barıştırırken kendi yaşamları için yepyeni kararlar almalarını sağlar.

Fatih Sultan Mehmet olarak bilinen II. Mehmet’in destansı hikayesinin anlatıldığı dizide, Sultan II. Mehmet’in 13 yaşında tahta çıkmasının ardından masalsı yükselişi, Konstantinopolis'i devirmesi ve 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun en önemli hükümdarlarından biri haline gelmesi konu ediliyor.

Gariban bir yarıcının oğlu olan Sancar, daha çocuk yaştayken Bodrum’a tatile gelen bir büyükelçinin kızı olan Nare’ye sevdalanır. Bu iki zıt çocuk, birbirlerini çok severler, sevdaları için yıllarca mücadele ederler. Sonunda kız oğlana kaçar ama tam kavuştukları gece Nare birden ortadan kaybolur. Bir daha onu gören olmaz. Kimi der denize düştü öldü, kimi der sefir kızı ya Avrupa’ya kaçtı. Bir aşık da onlara türkü yakar, der ki sefirin kızı alaca kuş oldu uçtu. Böylece Nare ve Sancar’ın mutsuz hikayesi bir destana dönüşür.

Bir gün “Cesur” adında yakışıklı ve gizemli bir adam, sakin ve huzurlu bir kasaba olarak bilinen “Korludağ” ın ortasına bomba gibi düşer. Daha ilk adımını attığında karşısına güzeller güzeli “Sühan” çıkar. Bu sıra dışı karşılaşmadan sonra aralarında karşı koyamadıkları bir çekim oluşur. Ama bilmedikleri bir şey vardır. Bu iki gencin mutluluk hayali geçmişten beri düşman olan ailelerinin karşı çıkmasıyla imkansız bir aşka dönüşür.

Para ve hırs yüzünden hızla kirlenen dünyada, suçlularla giriştiği amansız mücadelelerde büyük başarılar kazanan Ömer Komiser, kız arkadaşı Sibel'le nişanlanmak için İstanbul'a gelir. Roma'da yaşayan Elif ise doğum gününde ailesiyle birlikte olmak için İstanbul'a gelir. Ömer ile Elif aynı gece ölüm acısı yaşarlar. Ömer'in kız arkadaşı ve Elif'in babası cinayete kurban giderler. İkisi de cevaplayamadıkları sorularla baş başa kalırlar. Gergin ve önyargılı bir tanışmanın ardından peşlerine düştükleri her ipucu yollarını kesiştirir. Ömer, Sibel'in katilini bulmaya, ona atılan iftiraları temizlemeye kararlıdır. Elif ise ömrünün en zor anlarını yaşarken, babasının göründüğünün aksine karanlık bir hayatı olduğu gerçeğiyle yüzleşir. Bu Elif'in yüzünde patlayan ne ilk ne de son tokat olacaktır. Elif, ailesi için tehlikelerle dolu, karanlık yolda kaybolmak üzeredir.

Halaskar ailesinin kapısı bir gece çalınır. Polisler içeri dalar ve Ali Halaskar'ın (İlker Aksum) eşi Melek Halaskar'ı (Tuba Büyüküstün) cinayete teşebbüsten tutuklarlar. Ali hiçbir şey yapamaz. Her şey çok hızlı gelişir. Bugüne kadar bir faturayı bile yatırmayı becerememiş tarih öğretmeni Ali, karısının masumiyetini ispatlama peşinde bir yola çıkar. Yol çok uzundur fakat Ali'nin sadece 20 dakikası vardır.

Uzun yıllar yurt dışında kalmış ve Türkiye üzerine tezler hazırlamış olan genç ama parlak akademisyen Murat, Türkiye’ye döner. Arkadaşıyla gezdiği kenar mahallelerden birinde gördüğü güzel çingene kız Hasret üzerine hayatını değiştirecek bir bahse girer: “Bu kenar mahalle dilberinden hanımefendi olur mu, olmaz mı?”. Akademisyen, çingeneden hanımefendi yaratmaya çalışırken, öteki Türkiye”nin gerçekleriyle yüzleşecek, kız parlak bir yıldıza dönüşürken, Murat da Hasret'e yavaş yavaş âşık olduğunu ve bu iddianın nasıl gerçekleşeceğini görecektir.

Hatay'da geçen dizi, iki ailenin dört kuşağa varan hikâyesini anlatmaktadır. Asi Kozcuoğlu (Tuba Büyüküstün) ve Demir Doğan (Murat Yıldırım)'ın aşk hikâyesi ve aileleri arasındaki gerginlik dizinin ana temasını oluşturmaktadır. Kozcuoğlu ailesi nesillerdir Hatay'daki topraklarında yaşamaktadır. Çiftliğin sahibi İhsan Kozcuoğlu (Çetin Tekindor) ve kızı, Asiye, hayatlarını çiftliklerini ayakta tutmaya adamışlardır. Hayatları Demir Doğan'ın başarılı bir iş adamı olarak şehre gelmesiyle değişir. Demir'in annesi, Emine (Elif Sümbül Sert) ve teyzesi Süheyla (Tülay Günal) yıllar önce Kozcuoğlu çiftliğinde çalışmışlar ve Emine Asi (Orontes) nehrine atlayarak intihar etmiştir. Demir'in Asi'ye olan ilgisi ve ilişkileri, teyzesinin ve kızkardeşi Melek ( Elif Sönmez)'in de hikâyeye dahil olması ile her bölümde yeni zorluklarla sınanacaktır.

Yılmaz ve Elif aynı mahallede büyümüş ve birbirini seven iki aşıktır. Evlenecekleri düşünülürken zaman içinde hayat onları başka bir yöne savurur. Tekiner Holding'in veliahdı Ömer, Elif'e aşık olur ve onunla evlenir. Bu durumu asla kabullenmeyen Yılmaz ise Tekinerlerin kızı Filiz ile yakınlaşmaya başlar. Zamanla Yılmaz ve Filiz arasında büyük bir aşk başlar.

Yurdanur Eroğlu'nun gençlik hikâyesi 1970'lerdeki üniversite öğrenci olaylarıyla başlar. Sağ ve sol fraksiyonlara uzak bir arkadaş çevresinden gelen Yurdanur, olaylar sırasında bir kaza kurşunuyla en yakın arkadaşını kaybeder. Çıkan büyük kargaşada uzanan tek yardım eli Mehmet Eroğlu'nundur. Mehmet örgüt üyesi solcu bir gençtir ve bu genç adam hikâyenin ilerleyen bölümlerinde Yurdanur'un eşi ve Feriha'nın babası olacaktır. Bu iki genç dönemin siyasi olayları fonunda karşı konulmaz bir aşkla birbirlerine aşık olurlar. Ancak, Yurdanur'un siyasal yelpazenin sağında olan babası Dinçer Bey ve annesi Sema karşılarına çıkan bir engel olacaktır.

İstanbul’un son yazlık sinemasını işleten Sultan, arkadaşları ; Eko, Sefer ve Bahtiyar ile insanların birbirleriyle ilişkilerinin hala zayıflamadığı mahallerinde, kendi dünyalarında yaşamaktadırlar. Ancak mahalledeki evleri yıkıp yerine bir site kompleksi kurmak isteyen bir şirketin mahallerine gelişiyle birlikte, Sultan ve arkadaşları da küçük dünyalarının sınırlarını zorlamak durumunda kalırlar. Sultan bir yandan sinemasının büyük inşaat şantiyesine döndüğünü görmemek için çabalarken diğer yandan da Bahtiyar’ın kız kardeşi Asiye’nin karşısında sağlam durabilmek için bir yol aramaktadır.