İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

7 filminden 1'i İzlenir çıktı
Tuncer Salman (d. 15 Mart 1965, Uşak) Türk sinema, tiyatro ve TV dizileri oyuncusudur. 1990'da Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Oyunculuğu Ana Sanat Dalı bölümünden mezun oldu. Bir yıl Ankara Devlet Tiyatrosu'nda çalıştı. 1993-2001 yılları arasında Antalya Devlet Tiyatrosu Müdürlüğünde çalıştı. 2002 yılından itibaren Bursa Devlet Tiyatrosu'nda çalışmaya başladı. Tiyatro aktörlüğünün yanı sıra birçok sinema, televizyon çalışmaları da yapmaktadır. 1997'de Azerbaycanlı yönetmen Namık Agayev ile birlikte "OL Tiyatrosu"'nu kurdu. Tiyatronun ilk projesi olarak "Hoşgeldin Nazım" adlı oyun sahnelendi. Daha sonra Richard Bach'ın aynı adlı kitabından uyarlanan Martı adlı tiyatro oyununu sergiledi.

Kahramanmaraş’ta sekiz çocuklu, fakir bir ailenin kızı olarak, çadırda başladığı hayatına birçok üzüntü ve hüzün sığdırdı Dilber Ay. 13 yaşında para karşılığı, kendinden yaşça büyük bir adama satıldı, evlendiler, çocukları oldu. Şarkı söylediği için dayak yedi, işkence çekti ama o yaşadığı bütün acılara inat, Allah vergisi sesinden aldığı güçle adım attığı sahnelerde zirveyi de gördü, hapishaneyi de. Hiç yılmadı, hep şarkı söyleyerek çıktı düştüğü dipsiz kuyulardan.

Gökhan Özoğuz, Adana'da gittiği bir tamircide çırak olan ve müzik sevdasıyla yanıp tutuşarak besteler yapan Ömer Ali ile tanışır. Ömer, yaptığı çalışmayı Gökhan'a gösterir ve bu işin peşini bırakmaması gerektiği öğüdünü alır. Ömer Ali'nin “Sen de benimki gibi bir aileye, benim doğduğum gibi bir tamirhaneye doğsaydın, Athena Gökhan olabilir miydin?” sorusu, Gökhan'ın bilinçaltına kazınacaktır. Arabasının tamir olmasını beklerken uykuya dalan Gökhan, rüyasında tam olarak bu sorunun etkilerini görür. Gökhan artık Adana'da bir tamirci çırağıdır...

Sıradan bir mahallenin, sıradan kadınları hiç bu kadar kışkırtıcı olmamıştı! Mahalleye yeni taşınan psikolog Eylem'e, terkedilmesinin acısını unutturmak amacıyla bir bir kapısını çalan kadınlar için, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Elbettte onlara dünyayı dar eden erkekler için de! Hayatını yatalak babasına adamış Vartanuş; mafya babası sevgilisinin metresliğinden eşi olmaya asla geçemeyeceğini anlayan Goncagül; çocuklarına ilişmediği sürece günlük koca dayaklarına alışmış Gülnur ve annesinin yediği her tokadı kendi ruhuna da yiyen kızı Tülay; hayatı pembe görmeye çalışan kuaför Füsun... Tüm bu kadınlar önce Eylem'i, sonra birer birer kendilerini ve belki de ülkedeki tüm kadınları Kurtuluş son durakta bulacaktır. Şiddetin ister psikolojik, ister fiziksel her türlüsüne karşı olan bu kadınlar beraber daha da güçlü olduklarını keşfedeceklerdir.

Kariyerini tekrar canlandırmaya çalışan fakat pek de yetenekli olmayan illüzyonist İskender, tura çıkar. Ancak illüzyonlarından biri fazlasıyla iyi gidince ortalık karışır.

Bir çete lideri, Süpermen kılığındaki intihara meyilli adamı işe alır. Bu sırada çeteyle bağlantılı çalıntı bir arabayı kullanan kadın ise çeteden intikam almayı planlar.

Şehre bir güzellik gelir! Türkiye’nin güneydoğusunda, herkesin ve her şeyin “uzağında” küçük bir masal sehrinde geçer hikaye. 1980 yılının yaz ayları... Tüm ülke siyasi bir kaosun içindedir. Siyasi şiddet ülkeye egemendir. Sağda ve solda onlarca değişik fraksiyon türemiştir. Bu anlaşılmaz saçma, acıklı ve komik “anarşik” atmosfer “Vizontele” şehrine çok başka ve kendine özgü biçimde yansımıştır. Güner Sernikli bu uzak şehre sürgün edilmiş bir devlet memurudur. Her şeyin saçma bir rota izlediği günlerde Sernikli ailesi uzun ve çileli bir yolculuğun sonunda “Vizontele” şehrine gelirler. Sernikli Ailesi, o yaz şehre sanki bir hediye paketi gibi gelir. Güner bilgiyi, Tuba güzelliği, saflığı ve bizzat aşkı getirir. Evet, o yaz şehre çok güzel şeyler gelmiştir ama uzun süre kalamamıştır.

En büyük eğlence kaynağı, herkesin büyük ilgi gösterdiği yazlık sineması olan bir kasaba… Kasabanın deli oğlanı Emin, çevresindeki tüm insanlara her türlü işte yardım eden ve herkesin sevdiği bir adamdır. Televizyonun henüz yeni yeni Anadolu’ya yayılmaya başladığı bu dönemde köy halkı dönemin en büyük icadıyla tanışmaya hazırlanmaktadır. Televizyona dair çeşitli beklentiler vardır. Mekanik işlerle uğraşmayı seven Emin de televizyonun nasıl bir buluş olduğunu merak etmektedir. Televizyon kasabaya gelirken, beraberinde birçok şey getirecektir.

“Dokuz Oğuz”, Türk’ün olduğu her yerde, Türk için savaşacak “Oğuz Timi”nin hikayesini anlatıyor. Albay Tomris Toprak; “Türk Dünyası Acil Müdale Timi“ni kurmak için titizlikle çalışmalarını sürdürmüş ve en seçkin askerlerden oluşan Oğuz Timi’ni kurmuştur. Türk Silahlı Kuvvetlerinin göz bebeği olan bu birlik, dünyanın her noktasında kıyıma, zulme uğrayan Türkler için mücadele edecektir. Tim komutanı Türk Silahlı Kuvvetlerinin en yetenekli ve en cesur subaylarından biri olan Yüzbaşı Batur Karanlık ve onun isteğiyle “Oğuz Timi”ne kabul edilen Sözleşmeli Erler; Okan Demirkır ve Yaşar Kayatürk, Teğmen Yiğit Toygar, Astsubaylar; Ercan Korkut, Umay Çolpan, Timur Gökay ve Boran Delideniz yemin ederek göreve başlarlar. Oğuz Timi’nin göreve başlamasıyla artık dünyada hiçbir Türk kimsesiz değildir…

Giderek yoğunlaşan bir şekilde yabancı istihbarat servislerinin operasyonlarına maruz kalan ülkemizde, Ankara'daki SİHA fabrikasına bir terör saldırısı düzenlenir. Saldırının yabancı istihbarat servisleri organizasyonu ile gerçekleştirildiği tespit edilir. Bu saldırıların üzerine MİT içinde çok gizli bir ekip kurulur. Bu ekip ülkesi için hayatlarından vazgeçerek saldırıların arkasındaki güçleri tespit edecek ve olağanüstü yöntemlerle ortadan kaldıracaktır.

Hikâye, Mantıku’t-Tayr’daki papağanı temsil eden seyyah karakterinin, eşkıyalardan kaçarken bir papağan kuşunu takip ederek tekkeye sığınmasıyla başlar. Seyyah, tekkeye sadece bir misafir olarak giriş yapmaz; kendisiyle beraber, ömür boyu heybesinde biriktirdiği insan hikâyeleri de giriş yapar. Anlattığı her hikâye; tekkedeki bir dervişin ihtiras, makam, şöhret, kazanç, aşk gibi saklı duygularını ve zaaflarını uyandırır. Mantıku’t-Tayr’daki bülbül, keklik, doğan, hüma, baykuş, üveyik, kaz, kuyruksallayan ve tavus kuşunu temsil eden 9 derviş, bu saklı duyguları ve zaaflarının tesiriyle hareket eder ve nihayetinde belli imtihanlarla karşı karşıya kalır. Bu imtihan eşiğinde rehber Hüdhüd sembolündeki Şeyh devreye girer ve tıpkı Mantıku’t-Tayr’da olduğu gibi sembolik hikâyeler vasıtasıyla dervişlere zaaflarının yol açacağı hataları vurgulayıp seyr-ü sülük, yani Kaf Dağı’ndaki Simurg yolculuğuna devam ederler.

"Dayan Yüreğim", bir kadının her şeyini kaybettikten sonra çocukları için hayatta kalma mücadelesini çarpıcı bir gerçeklikle anlatıyor.

Halkın arasına karışan Sultan Mahmut, Rus Büyükelçiliğinde öğretmenlik yapan Anna ile karşılaşır. Anna karşı kıyıya geçmek ister ve kayıkçı sandığı Sultan’ın kayığına biner. İkilinin karşılaşması sonrasında Sultan, öğretmen olduğunu öğrendiği Anna’nın saraya gelerek çocuklarına ders vermesini ister. Anna bu süre zarfında haremde kalması gerektiğini öğrendiğinde, teklifi reddetmeye karar verdiyse de babasını korumak için saraya girmek zorunda kalır. Anna’nın saraya girmesi ise Hoşyar Sultan’ın hiç hoşuna gitmez. Genç bir Muallime’nin gelişi saraydaki tüm dengeleri değiştirecektir.

İbrahim Çelikkol ‘Ali Nejat’ isimli güçlü ve etkili bir iş adamını canlandırırken, Belçim Bilgin idealist çocuk doktoru ‘Naz’, Alican Yücesoy ise otomobil tutkunu, hayalperest ‘Umut’ karakteri ile izleyicilerin karşına geçiyor. Koşulların karakterleri değiştirdigi dizide, Ali Nejat ve Umut’un, doktor Naz’ın etrafında dönen serüveni izleyiciyle buluşuyor.

İstanbul'un Fethi sırasında Bizans surlarına ilk Osmanlı bayrağını dikecek olan kişi olmak isteyen Doğan Bey ve Şahin Bey birbirlerine zıt olan iki karakterdir. Fakat görev yerlerini terk eden bu ikiliye Akşemseddin ceza verir.

Dila, Barazoğlu ailesinin güzel gelinidir. Kocası, Karadağlı ailesinin büyük oğlu Rıza tarafından öldürüldükten sonra hayatı altüst olur. Dila kocasının intikamını almaya ve Rıza'yı öldürmeye yemin eder. İstanbul'dan çıkıp intikamını almak için kayınpederinin büyük çiftlik evinde yaşamaya başlar. Rıza, Barazoğlu ailesinden olduğunu bilmeden görür görmez Dila'ya tutulur. Aynı zamanda Dila, kocasının katili olduğunu bilmeden Rıza'ya aşık olur. Hikayede, düşman iki aileden gelen iki gururlu kişinin imkansız aşkını keşfedeceksiniz. Dila kocasının katilinin Rıza olduğunu öğrenecek mi? Geçmiş unutulacak mı?

1965 senesi, Adana… Çamaşırcı Ayşe Kadın’ın büyük kızı Nuran, çevresi tarafından sürekli güzelliği övülen ve artist namzeti olarak görülen fakir bir kızdır. Bir gün, ağabeyi İhsan tarafından yüklü bir başlık parası karşılığında Bedir Ağa’ya satılır. Nuran’ın tek kurtuluş ümidi, büyük bir aşkla sevdiği şoför Reşat’tır. Fakat evlilik hayalleri kurduğu Reşat’ın onu patronunun karısıyla aldattığını öğrenince İstanbul’a kaçıp, hep ona söylenen, arada sırada kendisinin de hayalini kurduğu şeyi yapmaya; yani bir sinema yıldızı olmaya karar verir. Adana kökenli bir rejisör olan Kenan Yılmazer, İstanbul’da Nuran’ın elinden tutarak ona bir şans verir ve şöhret basamaklarına ilk adımını atmasını sağlar. Ancak ne Reşat ne de ağabeyi İhsan, Nuran’ın peşini bırakmayacaktır.

Feraye’nin çocukluğunda ve gençlik yıllarında sıkıntılı ve sancılı dönemler geçirmiş, yaşadığı acılara rağmen hayata tutunmayı başarmıştır. Kaybettiği oğluna kavuşmak hayatının en temel hedefi olmuştur. Şarkıcı olarak çalıştığı pavyonda, tek başına bir kadın olmanın zorluklarını yaşarken, Egeli zengin bir ailenin oğlu olan Yaman’a aşık olur. Fakat sakladığı sırlar hayatının akışını da değiştirecek, Feraye’yi hiç beklemediği yeni sürprizlerle karşılaştıracaktır.

Musa ve Zeynep yıllar önce büyük bir aşk yaşayarak evlenirler. Ancak Zeynep henüz hamileyken eşinin bir hatasını affedemez ve hamile olduğunu saklayarak Musa’dan boşanır. Ayrıldıktan sonra, kendi yağı ile kavrulmaya çalışan Zeynep pazarcılık yaparak kızı Gonca'yı büyütür ve ona babasının yıllar önce öldüğünü söyler. Öte yandan Musa inşaat sektöründeki konumu ilerleterek iş hayatından politikaya atılır. Aradan geçen yıllarda Zeynep’in izini kaybeden Musa bir gazeteciyle nişanlanır. Gonca ise artık 16 yaşına gelmiş, okul hayatında başarılı bir genç kızdır. Zeynep ise çevresindeki tepkilere ve yalnızlığına rağmen Musa'dan yardım istememeye kararlıdır. Birbirlerinden haberi olmayan baba-kız bir tesadüf eseri gerçekleri öğrenecektir...

Polat Alemdar, kendisine verilen görevi başarıyla yerine getirip Türkiye'deki mafyanın tepesinde bulunan Kurtlar Konseyi'ni çökertmiş ve Türkiye'deki mafya yapılanmasının sonunu getirmiştir. Bu görevi layığıyla yerine getirdikten sonra Kamu Güvenliği Teşkilatı'nın (KGT) başına geçer ve devlet adına önemli operasyonlarda bulunmak için harekete geçer. Ancak yeni misyonu daha derin ve tehlikelidir.

Kaçarak evlendiği eşini bir cinayet sonucu kaybeden ve eşinin katiline aşık olan bir gelinin yaşadığı dramatik olaylar...

Kısırköy'ün iki aşireti Kısıroğulları ile Çamuroğulları arasında yıllardır kan davası sürmektedir. Sonunda barış imzalamaya ve iki aileden doğacak çocukları beşik kertmesi yaparak kan davasını sonuçlandırmaya karar verirler. Şehmuz Ağa'nın oğlu Ferdi ile Emin Ağa'nın kızı Tekgül'ün beşik kertmeleri kıyılır. Emin Ağa ailesiyle birlikte gurbetçi olarak Almanya'ya gider. Aradan yıllar geçer ve nüfusu çok azalan Kısırköy'ün tek ve son umudu Ferdi büyür. Ancak Emin Ağa ile kızı Tekgül'ün izi bir daha bulunamaz. Bu sırada Kısırköy'den uzakta İstanbul'un en güzel semtinde yaşamakta olan Türkiye'nin bir numaralı süperstarı Elmas Mağden film oyunculuğundan TV dizilerine tiyatrodan resme, spordan heykeltıraşlığa sanatın ve sporun her dalına yüzeysel vuruşlar yaparak her geçen gün zirveye tırmanmaktadır. Bir televizyon programı sırasında Elmas Mağden'in Kısırköy'deki Ferdi'nin beşik kertmesi Tekgül olduğu ortaya çıkar.
