İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor


Mexico 86 · México 86
Film · 2026 · 97 dk · Dram, Komedi, Tarih
Kısa Cevap: Beklentiye göre izlenir — futbol ve tarihe ilgin varsa.
Bir dönemin atmosferini mizah ve dramla birleştiren, konusuna hâkim bir yapım. Futbol ve tarih ilgisi olmayana biraz niş gelebilir; doğru beklentiyle keyifli.
Resmi Fragman · YouTube üzerinden oynatılır.
Yönetmen: Gabriel Ripstein

Diego Luna
Martín de la Torre

Karla Souza
Susana Gómez Mont

Daniel Giménez Cacho
Emilio Azcárraga

Álvaro Guerrero
Guillermo Cañedo

Memo Villegas
Hugo Sánchez

Davor Tomić
Bora Milutinovic

Cândido Damm
Joâo Avelange

Roberto Martinez
Hermann Neuberger

Genevieve Fleming
Jackie Ross

Diana Sedano
Beatriz

Enrique Arreola
Gustavo Álvarez

Juan Pablo Fernández Gutiérrez
Jose Ramón Fernández 'Joserra'

Sandra Quiróz
Esposa Azcárraga

Roberto Duarte
Ingeniero Valenzuela
Son kontrol: 15 Temmuz 2026 · Platform verileri JustWatch kaynaklıdır.
1986'da Meksika, tüm olumsuzluklara rağmen futbolun en büyük turnuvasına ev sahipliği yaptı. Film, cesaret ve pratik zekâyla bu başarının nasıl elde edildiğine bakıyor.
Bu yapım hakkında henüz kimse yazmamış — ilk yorumu sen bırak.
Spoilersız yaz, herkes rahat okusun; spoiler varsa yukarıdaki kutucukla işaretle. Yorumun, moderasyondan geçtikten sonra burada görünür.

On sekizinci yüzyılın başlarında İngiltere'nin Fransa ile savaşı sürerken, Kraliçe Anne'in (Olivia Colman) tahtta olduğu sarayı ve lüks yaşam tarzı bundan pek etkilenmez. Kraliçenin yakın "arkadaşı" olan Marlborough Düşesi Sarah Churchill (Rachel Weisz), bir yandan kraliçe ile ilgilenirken bir yandan onun yerine ülkeyi yönetmektedir. Düşes Sarah'ın saraya yeni gelen akrabası genç Abigail Masham (Emma Stone), Kraliçe Anne’in gözdesi olabilmek için Sarah ile rekabete girer. Kraliçe Anne’in sağlığı gitgide bozulurken iktidar, hırs, aşk ve hasetten güç alan saray entrikaları da alıp başını gider.

1970'lerde Los Angeles'ta zorluk içindeki komedyen Rudy Ray Moore, seksi ikinci kişiliği Dolemite ile ünlenir ve oyunculuğunu sinemaya taşımak için her şeyi riske atar.

Dünyanın bir numaralı kadın tenis oyuncusu Billie Jean King ile eski şampiyon Bobby Riggs arasında 1973 yılında oynanan tenis maçı tarihe “The Battle of the Sexes” olarak geçti. Bu muhteşem maç tüm zamanların en çok izlenen spor müsabakası oldu. Zamanın ruhunu yakalayıp, cinsiyet ayrımcılığı üzerine dünya çapında bir gündem yaratan bu müsabaka, aynı zamanda feminist hareketi de teşvik etti. Medyanın baskısı altında olan King ve Riggs, kort dışında çok daha kişisel ve karmaşık sorunlarla uğraşıyorlardı. Eşinin de desteğiyle kurumlara karşı eşit ödemeler için savaşan King, aynı zamanda kendi cinsiyetiyle ilgili de boğuşmalar yaşıyordu. Bu arada Riggs de mirasını ve şöhretini, eski zamanlardaki ihtişamını tekrar yaşamak için riske atıyordu. Billie ve Bobby birlikte; tenis kortlarının çok ötesine geçen ve dünyanın dört bir yanında erkeklerle kadınlar arasındaki tartışmaları canlandıran bir kültürel gösteriye hizmet ettiler.

Genç Donald Trump'a odaklanan filmde Donald Trump’ın 70’li ve 80’li yıllarda, Amerika’da kötü şöhretli avukat Roy Cohn’un yardımıyla gayrimenkul piyasasında nasıl yükseldiği anlatılıyor.

1962 yılında geçen, gerçek bir hikâyeden esinlenen film, ırkçılığın Amerika Birleşik Devletleri'nin güneyinde hâlâ çok yaygın olduğu bir dönemde, Afro-Amerikalı dünyaca ünlü piyanist Dr. Don Shirley ve İtalyan-Amerikalı kaba saba şoförü Tony Lip arasındaki beklenmedik dostluğu konu alır. Don Shirley, Güney Amerika’da bir konser turuna çıkmaya karar verir. Ancak o dönemde ırkçılık hâlâ büyük bir sorundur ve özellikle güney eyaletlerinde siyahi vatandaşlara yönelik ayrımcılık yoğundur. Dr. Shirley, güvenliği için Tony Lip adlı sert mizaçlı, sokak zekâsına sahip bir adamı şoför ve koruma olarak tutar. İkili, Shirley'nin güvenli bir şekilde konaklamasına yardımcı olması için dönemin Afro-Amerikan sürücülerine yönelik özel bir rehber olan “The Green Book” (Yeşil Rehber) adlı kılavuzu kullanır. Başlangıçta zıt karakterlere sahip olan Tony ve Shirley, zamanla aralarındaki önyargıları kırarak güçlü bir dostluk kurarlar.

Ed Wood, kimilerine göre dünyanın en kötü yönetmeni, kimilerine göre de, filmleri son derece keyifli, nev-i şahsına münhasır kült bir yönetmen. Tim Burton, ikinci grupta yer alan bir yönetmen olarak daima ilhamları arasında tuttuğu Wood'un filmcilik serüveni üzerine bu filmi gerçekleştirdi. Yapımda, Ed Wood'un ayrıntılı yaşam hikayesinden çok, en çok bilinen yapımlarını çektiği dönem ve film yapma konusundaki hırsı konu ediliyor. Hem Ed Wood'u tanımak hem de Burton'ın başyapıtını görmek için kaçırılmamasında fayda var. İzledikten sonra sizde yazının başındaki sorunun cevabını bulacak ve muhtemelen ilk seçeneği eleyeceksiniz! * Tim Burton ve Johnny Depp işbirliğinden çıkan 8 film içinde en gerçekçi yapım bu olsa gerek