İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

16 dizisinden 3'ü İzlenir çıktı
20 Nisan 1976 tarihinde Rize'de doğdu. 1999'da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünden mezun oldu. Şapkadan Babam Çıktı adlı dizide başarısız illüzyonist Maksut'u oynamıştır. TRT 1'de 3 sezon boyunca yayınlanan Leyla ile Mecnun adlı komedi dizisinde oynadığı Mecnun Çınar karakteriyle büyük bir başarı yakalamıştır. Dizi yayından kaldırıldıktan sonra aynı dizi ekibi ile beraber çekilen ve Star TV'de yayınlanan Ben de Özledim dizisinde kendini oynamıştır. Ayrıca, Leyla ile Mecnun ekibinin kurmuş olduğu Leyla The Band grubunun vokalistidir. 2014 Haziran'ında ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu Limonata adlı, başrollerinde Serkan Keskin ve Ertan Saban'ın bulunduğu sinema filminin çekimlerine başlamıştır. atv'de yayınlanan Mutlu Ol Yeter adlı dizide başrol oyuncusu olarak rol almıştır. Dizide Atay'ın yanı sıra Aslı Enver, Öner Erkan ve Ertan Saban da rol almıştır. 2017'de BluTV üzerinden yayınlanan, Türkiye'nin ilk online dizisi Masum'da; Haluk Bilginer, Nur Sürer, Okan Yalabık gibi isimlerle başrolü paylaşmıştır. "Yusuf Komiser" karakterini canlandırmıştır. Türkiye'nin, 90. Akademi Ödülleri için aday gösterdiği Ayla filminde "Ali Astsubay" karakterini canlandırmıştır. Aksiyon komedi tarzındaki Ölümlü Dünya filminin yönetmen koltuğunda yer almıştır. Aynı yıl Nuh Tepesi filminde başrol oynamıştır. 2019 yılında gerçek bir hikâyeden uyarlanan Türk İşi Dondurma filminde rol almıştır. Aynı yıl yine yönetmenliğini üstlendiği Cinayet Süsü filmi vizyona girmiştir.

Aynı gün, aynı hastanede dünyaya gelen iki bebek, yatak sayısının azlığından dolayı yan yana yatırılırlar. Ailelerinin "doğar doğmaz birbirlerini buldular" sözü üzerine beşik kertmesi yapılan bebekler, isimlerini de efsane aşıklar Leylâ ile Mecnun'dan alırlar. Aradan 25 yıl geçer. Bir sabah ailesi Mecnun'a durumu anlatır ve Leyla'yı istemeye giderler. Mecnun başta bu durumdan rahatsızlık duysa da Leyla'yı görür görmez aşık olur. Onu etkilemek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun, bir gece rüyasında ak sakallı dedeyi görür. Ak sakallı dedenin rüyalarından çıkıp Mecnun ile beraber yaşamaya başlamasıyla da işler karışır.

İstanbul'un eski semti Samatya'da, Antep Sofrası adlı kebapçının sahibi Ali Haydar, eşi ölmüş, kızlarıyla yaşayan bilge bir adamdır. Dükkanında çalışmaya başlayan Hanım'la aralarında bir aşk doğar. Hikaye, bu iki karakterin ve çevrelerindeki renkli kişiliklerin (Neriman, Vakkas, Timoti, Şeco vb.) sevinçleri, hüzünleri, umutları ve hayal kırıklıklarıyla dolu yaşamlarını anlatır. "Öteki Türkiye"nin samimi ve dokunaklı bir portresini çizer.

İdealist Savcı Selim Kara (Ali Atay) ile suç dünyası içinde büyümüş havai bir genç olan Akgün'ün (Alperen Duymaz) yolları beklenmedik bir şekilde kesişir.

Artık kanun kaçağı olarak hayatlarına devam eden Mermer ailesinin kendi sorunlarıyla boğuşmasını anlatıyor. Serhan, hamile olan Begüm'ü yeni hayatlarına alıştırmakta güçlük çekiyor. Serhat artık hayatında bir kadın eksikken Gazanfer, örgüte karşı ailesini bir arada tutma mücadelesi verir. Ancak Zafer'in örgütün eline düşmesi herkesin hayatını alt üst eder. Zafer'e ulaşmanın bir yolunu arayan Gazanfer, çareyi eski bir dostundan yardım istemekte bulur. Mermer ailesi bu kez çocuklarına kavuşmak için son bir soygun yapmak zorunda kalacaktır.

Başkomiser Emin, komiser Salih, komiser Asuman ve komiser yardımcısı Alaattin'den oluşan cinayet büro ekibi ilginç bir vaka ile karşı karşıyadır. Birbiri ardına işlenen cinayetleri araştıran ekip, hiçbir delil ve ipucuna ulaşamaz. Cinayetlerin gittikçe artması, basının ve halkın olayla fazlasıyla igilenmesi, buna rağmen ekibin hiçbir ilerleme katedememesi Başkomiser Emin ve arkadaşları üzerinde büyük bir baskı oluşturur. Bu sırada Emniyet Genel Müdürü, davanın çözümünde yardımcı olması için \"suç uzmanı\" Dizdar Koşu'yu Emin'in ekibine atar. Üzerlerindeki baskıdan dolayı iyice ezilen Emin ve ekibi, karşılaştıkları en tuhaf seri cinayet zincirini çözebilmek için her yönteme başvurur. Bu kedi fare oyununda katili mi pes edecektir yoksa polisler mi?

Avustralya’da yaşayan iki Türk, geçimlerini devecilik ve el arabası ile dondurma satarak sağlar. 1915 yılında memleketlerinde savaş çıktığını öğrenen ikili, Çanakkale’ye cepheye gitmeye karar verir. Ancak, yetkililer onların adadan çıkmalarına izin vermez. Bu sırada Avustralya’da Türkler aleyhine propaganda yapılmaya başlanır. İngilizlerin Avustralya’da asker devşirmeye başladığını öğrenen iki Türk, ülkelerinde veremedikleri mücadeleyi Avustralya’da vermeye karar verir.

Nesillerdir Haydarpaşa Garı'nda Anadolu Tat Lokantası'nı işleten Mermer Ailesi, sekiz kişiden oluşan geniş bir ailedir. Kendi halinde, sade bir yaşamları olan bu insanların durumları biraz karışıktır. Bu ailenin, uzun zamandır gizledikleri bir de sırları vardır. Bu sır, her ne pahasına olursa olsun açığa çıkmaması gerekmektedir.

1950 yılında Kuzey Kore, Güney Kore' ye saldırdığında Birleşmiş Milletler' in yaptığı yardım çağrısı sonucu Türkiye, Kore'ye bir tugay gönderir. Her şey gönderilen tugayın içindeki askerlerden birisi olan Süleyman Astsubay'ın savaş meydanında annesi babası öldürülmüş küçük bir kız bulmasıyla başlar. Süleyman Astsubay bulduğu 5 yaşındaki küçük kıza ay gibi yüzü olduğu için Ayla ismini verir. 15 ay boyunca Ayla'nın bakımını üstlenen Süleyman Astsubay'ın artık Türkiye' ye dönmesi gerekmektedir. Ayla'yı bırakıp gitmek istemeyen Süleyman, Ayla'yı Türkiye'ye götürmek için birçok yolu dener ancak bir türlü Kore yasalarını aşıp Ayla'yı Türkiye'ye dönerken yanına alamaz. Savaş günlerini geride bıraktıktan 60 yıl sonra Ayla ve Süleyman tekrar bir araya gelirler.

Cemal, Akhisar'da babası ile aynı evde yaşayan ve aynı berber dükkanında çalışan genç bir adamdır. Herkesin birbirini tanıdığı bu kasabada, gayet sıradan gibi görünen insanların bazı olağanüstü güçleri vardır. Ama hiçbiri süper kahraman değildir, bilakis sıradan problemleri olan, sıradan insanlardır.


Mütevazı bir başlangıçtan dünyanın en güçlü ailesi olmaya uzanan Basmacıgiller, zirvedeki yerlerini korumak için mücadele ediyor.

Dünya tarihindeki garip olaylar günümüzde yaşansaydı ne olurdu? Ölmüş yakınlarıyla fotoğraf çektirenler, erkeklerin kadınların doğum acısını duymasını sağlayan yöntemler, ilk olimpiyatlardaki enteresan kurallar… "Anonim" bu sorunun cevabını farklı örnekler üzerinden arıyor.

O romantik ve hassas olduğu kadar prensiplerine sıkı sıkıya bağlı ve son derece inatçı. Arnavutluk'tan Türkiye'ye göç eden ve en iyi aşçılar arasında gösterilen Şeref Bey bu kez yeni bir hayat için yola çıkıyor ama hiç beklemediği sürprizler ve kim bilir belki de yeni bir aşk onu bekliyor.

İdealist Savcı Selim Kara (Ali Atay) ile suç dünyası içinde büyümüş havai bir genç olan Akgün'ün (Alperen Duymaz) yolları beklenmedik bir şekilde kesişir.

Şehirden uzak sakin bir kasabada yaşayan emekli bir polis ve ailesi, şoke edici sırlarla dolu gizemli bir cinayete gırtlaklarına kadar batar.

Sıcacık mahalle havasını verebilmek için gerçek bir mahallede çekilen "Mutlu Ol Yeter" İstanbul'da hiç bilinmeyen "İstasyon" semtinde geçen, içinde aşk, komşuluk ve herkesin kendinden bir şey bulabileceği bir hikâyeyi anlatıyor. Babasından kalan köfteci dükkanını işleten Can, mahalleden arkadaşı Zeynep'e aşıktır. Ancak bu zamana kadar açılabilmiş değildir. Can zaman kaybettikçe rakibi ve düşmanı Güneş, Zeynep'e adım adım yaklaşmaktadır.

Leyla ile Mecnun dizisi ani bir kararla yayından kalkınca, dizinin yapımcılarından Funda ve yönetmen Onur durumu oyunculara açıklar. Bütün dizi ekibi işsiz kalmıştır. İşi ve birbirleriyle çalışmayı seven ekip durumu kabullenmekte güçlük yaşar. Ali, canlandırdığı Mecnun karakterinin etkisinden bir türlü kurtulamamaktadır. Serkan’ın bir yanı hâlâ “İsmail Abi”dir. Evli ve bir çocuk babası Osman ise dizideki karakteri Yavuz gibi bütün vaktini arkadaşlarıyla geçirmektedir. Cengiz herkesin gözünde hâlâ Erdal Bakkal’dır. Ahmet, tıpkı İskender gibi bütün ekibin babası konumundadır. Kimse rolünden tam olarak çıkamamıştır ve her biri gündelik hayata adapte olmakta zorluk çekmektedir. Oyuncular Leyla ile Mecnun'un senaristi Burak'a giderek yeni bir dizi yazmasını isterler. Üç yıldır aynı diziyi yazmakta olan Burak'ın yeni bir proje üzerinde düşünecek vakti olmamıştır. Herkes kara kara ne yapacağını düşünmeye başlar.

Aynı gün, aynı hastanede dünyaya gelen iki bebek, yatak sayısının azlığından dolayı yan yana yatırılırlar. Ailelerinin "doğar doğmaz birbirlerini buldular" sözü üzerine beşik kertmesi yapılan bebekler, isimlerini de efsane aşıklar Leylâ ile Mecnun'dan alırlar. Aradan 25 yıl geçer. Bir sabah ailesi Mecnun'a durumu anlatır ve Leyla'yı istemeye giderler. Mecnun başta bu durumdan rahatsızlık duysa da Leyla'yı görür görmez aşık olur. Onu etkilemek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun, bir gece rüyasında ak sakallı dedeyi görür. Ak sakallı dedenin rüyalarından çıkıp Mecnun ile beraber yaşamaya başlamasıyla da işler karışır.

Gönül ve Ferman birbirlerini çok sevmektedirler, hem de tam otuz senedir. Kızları Hayal ve oğulları Ali ile birlikte yaşadıkları mahallenin en sevilen ailelerinden biridirler. Yine aynı mahallede işlettikleri meyhanelerinde misafirleri gibi ağırladıkları müşterileri, tüm dostlarına kucak açtıkları evlerinde kahkahaları eksik olmaz. Hayal'in uzun süredir işsiz oluşu, Ali'nin haylazlıkları da olmasa hayat adeta mükemmel akmaktadır onlar için, ta ki otuzuncu evlilik yıldönümlerine kadar.

30 yaşlarındaki Kılıç Ali, kızını kucağına aldığı gün, yaşamak için sadece 90 günü kaldığını öğreniyor. Bu da yetmezmiş gibi aynı gün, unutup yok saymaya çalıştığı eski bir hesap dönüp dolaşıp kapısını çalıyor. Bu büyük hesaplaşmanın muhatabı Türkiye'nin en büyük şer imparatorluğu. Üstelik Ali'nin bir zamanlar deliler gibi sevdiği ilk aşkı da, bu imparatorluğun bir parçası. Bir günde hayat ancak bu kadar tepetaklak olabilirdi.

Zaman öldürmek sonsuzluğa zarar verir mi? Gün ışığından edilen tasarruf nerede saklanır? Bir ışık yılında kaç ay vardır? Yüzmek vücudu biçimlendiriyorsa, balinalar neden yuvarlak? Çok merak edilen bu soruların tüm cevapları ve bir de üzerine, inanılmaz bir aşk hikayesi... Enteresan bir saz aşığının, köye gelmesiyle başlayan olaylar, yörenin prensesi kız ağanın ona aşık olmasıyla iyice karışır. Kızağa, birlikte büyüdükleri komşusunun oğluna, büyük bir düğün düzenlemiştir, bizim dolandırıcı aşık da bu düğünü haber alıp, orada çalmak üzere köyde bitmiştir. Ama çaldığı yalnızca türkü olmayacaktır. Eğlenceli, sımsıcak, bir yandan da çılgın bir aşk hikayesi...

Sarı Eşref ve Kara Eşref aynı mahallede büyümüş iki çocukluk arkadaşıdır. Yanında yetiştikleri son Osmanlı kabadayılarından Alemdar Ağa, hayata gözlerini yumarken, himayesindeki mahalleyi ve kabadayılık makamını Eşref’e bıraktığını söylemiş, ama hangi Eşref olduğunu söylemeye nefesi yetmemiştir. Sarı Eşref ve Kara Eşref’in “ağam bana el verdi” iddiası o gün başlamış, gel zaman git zaman bu iddia Eşrefleri ebedi birer rakip haline getirmiştir. Birbirlerinin hem can dostu olan hem de ebedi rakibi haline gelen Sarı Eşref ve Kara Eşref’in bu galibi olmayan mücadelesine bütün mahalleli ortak olmuş, hele ki dengeci yamaklar Hayati ve Sebati bu mücadeleden helak da olmuştur. Eşreflerin rekabetinde uzlaşmanın tek adresi, Alemdar Ağa’dan yadigar olan mahalle terzisi Yadigar Baba’dır.

Adli bir hataya kurban giden bir annenin kadere inat yeniden kurmaya çalıştığı hayatı ile, karısını ve oğlunu kaybetmiş, hayattaki kızına babalık yapamamış, geçmişini de, bu gününü de yeterince inşa edememiş, kurallara bağlı bir adamın hikayesi…

Bir mahalle dizisi olarak çekilen Çınaraltı, mahallede yeniden bir araya gelen, kesişen hayat hikayelerini, mahalleden başka bir sokağa adım atmamış bilge insanların, kısmetçilerin, kısmet çekenlerin, kimseyi dolandıramadığı halde cin geçinenlerin hikâyesini anlatıyor. Dizide, insanların yaşadığı, inandığı, gülümsediği, hüzünlendiği, tamamen gerçek bir hayal alemi yansıyor ekrana.

Şapkadan Babam Çıktı; farklı hayatlar yaşayan ve kendi yaşam alanları içinde birbirleriyle asla karşılaşmayacak olan insanların, tesadüfler sonucu bir araya gelişi üzerine kurulu bir hikaye.

İstanbul'un eski semti Samatya'da, Antep Sofrası adlı kebapçının sahibi Ali Haydar, eşi ölmüş, kızlarıyla yaşayan bilge bir adamdır. Dükkanında çalışmaya başlayan Hanım'la aralarında bir aşk doğar. Hikaye, bu iki karakterin ve çevrelerindeki renkli kişiliklerin (Neriman, Vakkas, Timoti, Şeco vb.) sevinçleri, hüzünleri, umutları ve hayal kırıklıklarıyla dolu yaşamlarını anlatır. "Öteki Türkiye"nin samimi ve dokunaklı bir portresini çizer.