İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

18 dizisinden 2'si İzlenir çıktı
Suna Selen (born 1 July 1939) is a Turkish actress of theatre, film and television. She has appeared in numerous plays at the Istanbul State Theatre. Selen was born in 1939 in Istanbul. Her father was lawyer Hüsamettin Selen, and her mother, Nimet Selen, was a granddaughter of scholar Ahmed Cevdet Pasha and daughter of Fatma Aliye Topuz. She finished her high school education at the Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi. During her high school years she also attended the Theatre Department of Beşiktaş Municipal Conservatory. In 1956, she started studying law at the request of her family. At the same time she started to work at the Dormen Theatre. A year later, she left the law school and started her painting education at the Istanbul Academy of Fine Arts. In 1957, she married the painter Cem Kabaağaç and together they had a son. After her marriage, she left the Academy and pitched out her role at the Dormen Theatre. She began her professional career in the theatre season of 1959–60 with Alexandro Casona's Woman Coming at Dawn. During the same season she soon became famous as Nicole Cerusier in Alber Husson's comedy The Pavements in the Sky. In addition to theatre plays, she also starred in a number of motion pictures and series. For her role as the Witch in Pamuk Prenses ve 7 Cüceler she won the Best Supporting Actress award at the 1971 International Antalya Film Festival. She was the recipient of the Best Supporting Actress award at the Ankara International Film Festival for her role as Füruzan in Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri. For her role as Elmas in Gönderilmemiş Mektuplar, Selen won the Best Actress award at the International Istanbul Film Festival. Selen's second marriage was to Münir Özkul, from which she has a daughter, named Güner Özkul. In 1974, she divorced Münir Özkul and married play writer Güner Sümer. She later gave birth to her third child and second son Sinan Sümer. In 2016, "because of the dignity she gained in acting profession during her long life as an artist", she became the first recipient of the Lifetime Nadide Küntay Award at the İsmet Küntay Theatre Awards ceremony.

Şehrin yoksul semtlerinden birinde yaşam mücadelesi veren bir aile ve o ailenin adeta annesi haline gelmiş en büyük çocuğu Filiz’le başlar hikayemiz… Anneleri terk edip gittiğinden beri 5 küçük kardeşine bakan Filiz, alkolik babaları Fikri’ye rağmen ailesine sahip çıkar ve şikayet etmeden hayata sıkı sıkı tutunur. Filiz gibi kardeşleri de asla kasvete kapılmayan, başlarının çaresine bakmayı öğrenmiş, güçlü ve dik duran çocuklardır; Filiz bütün hayatını kardeşlerine adamış, en yakın arkadaşı ve komşusu Tülay’la dertleşen, günü birlik işlerden para kazanmaya çalışan, sorumlulukları kendinden büyük bir genç kızken birden hayatına yakışıklı ve karizmatik Barış girer. Bir anda çıkıp gelen bu esrarengiz genç adam, hem Filiz’in kalbini kazanıp hem de ailenin bir parçası olabilmek için elinden geleni yapacaktır.

Yurdanur Eroğlu'nun gençlik hikâyesi 1970'lerdeki üniversite öğrenci olaylarıyla başlar. Sağ ve sol fraksiyonlara uzak bir arkadaş çevresinden gelen Yurdanur, olaylar sırasında bir kaza kurşunuyla en yakın arkadaşını kaybeder. Çıkan büyük kargaşada uzanan tek yardım eli Mehmet Eroğlu'nundur. Mehmet örgüt üyesi solcu bir gençtir ve bu genç adam hikâyenin ilerleyen bölümlerinde Yurdanur'un eşi ve Feriha'nın babası olacaktır. Bu iki genç dönemin siyasi olayları fonunda karşı konulmaz bir aşkla birbirlerine aşık olurlar. Ancak, Yurdanur'un siyasal yelpazenin sağında olan babası Dinçer Bey ve annesi Sema karşılarına çıkan bir engel olacaktır.

Genç bir adam olan Ercüment, ölmeye yemin etmiş yaşlı bir tur ekibiyle birlikte yolculuğa çıktığında başına geleceklerden bihaberdir. Hayatının en zor yolculuğuna çıkan Ercüment, hiçbir şeyin planlandığı gibi gitmediği turda kendisini beklenmedik olaylar içinde bulur.

Film, sevdiği kıza kavuşabilmek için arkadaşlarıyla birlikte imkansız bir görevin üstesinden gelmeye çalışan Temel'in hikâyesini anlatıyor.

1970’lerin sonlarına doğru Türkiye’nin gittikçe gerginleşen atmosferi, her geçen gün işlenen onlarca cinayet ve yitip giden bir dolu hayata eşitti. Sokağın kanla boyanan kaldırımları, siyasilerin bu kanı daha da arttıran demeçleri ile ülkedeki derin kaos ortamını besliyordu. Türkiye’nin bu son derece gergin atmosferine bir de ülkenin en önde gelen gazetecilerinden Abdi İpekçi’nin öldürülmesi eklenince bu ortamı yapacaklarına sebep olarak gören askeri yapı, ülke yönetimine müdahaleye hazırlanıyordu. Zincirbozan'da Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü dönemden 12 Eylül askeri darbesine kadar geçen süre, siyasilerin terör olaylarına kayıtsız kalmanın ötesinde nasıl körükleyici davranışlarda bulundukları ve askerin darbe hazırlıkları anlatılmaktadır.

Yusuf, Haliç kıyısında kahve işleten dedesiyle beraber yoksul ama huzurlu bir hayat sürmektedir. Dedesinin ona anlattığı,yılanlar sultanı Şahmaran hikayesinden olduça etkilenmiştir. Dedesi de eski define avcısı olan Yusuf'un hayal dünyası oldukça gelişmiştir. Arkadaşıyla birlikte macera yaşamak için Bizanstan kalma tarihi Anemaz Zindanları'na giden Yusuf günün birinde kaybolur ve antika kaçakçılarının eline düşer. Kaçakçıların başında ise güzel sultan bulunmaktadır. Yoksa o hep hayalini kurduğu Şahmaran'ın kendisi midir?

Eda is the owner of a picture gallery. Her husband, İdris, who is a popular poet, is an art consultant. This intellectual couple lives in harmony intellectually, especially in the sexual life of Eda. Because Idris is alcoholic and impotent. When her husband goes to Paris for work, Eda sleeps with her friend Erdal, one of the friends of the night, with the influence of alcohol. This relationship gradually becomes a sensual passion

Bir kadın... Bir erkek... Ölümün kıyısında iki insan... Belki de hiç buluşturmayacağı, buluştursa bile sisteki gemiler gibi birbirini görmeden geçip gidecek iki insan... İki ayrı dünya... İki ayrı tarih... Ama artık 'dün' geride kaldı, ölürayak buluştular. Ve ölümün kuralları, sözleri, engelleri sıfırladığı noktada yaşamı keşfe koyuldular. Korkuyu, dostluğu, öfkeyi , sevgiyi paylaştılar. Kim bilir belki aşkı da... Yarını olmayan bir yaşamdı bu. O yüzden 'bugün' çok değerliydi. Bir kadın: Ela... Bir erkek: Ömer... Ölürayak gerçekten yaşadılar...

Mafya babasının oğlu olan Kemal babasından habersiz tren garlarında pişmaniye satmaktadır. Saf ve gözü fazla açık olmayan Kemal aynı zamanda önüne gelen herkese kafa tutmaktadır. Babasının bir iş görüşmesi sırasında Muhtar isimli adamı tarafından öldürülmesi üzerine Babanın mirası bölünür. Babanın sağ kolu olan Avukat babanın oğlu Kemala ulaşarak durumu anlatır. Avukat sayesinde babasının mirasını geri almak için İstanbulun en namlı kabadayılarının mekanını tek tek ziyaret eder ve babanın oğlu Kemal niye nam salmaya başlar. Muhtar'ın babasının öldürdüğünden habersiz yanında gezdirir. Muhtar her seferinde onu tuzağa düşürmek için planlar kurmaya başlar ama babanın oğlu kemal saflığı şapşallığı yüzünden her zaman planlarından kurtulmayı başarır ve olaylar gelişir.

Babasının küçük bir çocukken eve getirdiği kimsesiz bir kızla birlikte büyüyen ve günün birinde ona aşık olduğunu fark eden bir genç aşkını bir türlü dile getiremez. Genç kız da onu sevmekte ama bunu kendisine bile itiraf edememektedir. Evlenme çağına geldiklerinde ikisinin de talibinin çıkması üzerine aşklarını birbirlerine itiraf etmeleri kaçınılmaz olur

Tarihin gördüğü en iyi okçu Tozkoparan İskender, geçmişten bugüne geliyor!

Öykü 8 yaşında, yaşıtlarından farklı olarak algısı çok açık olan, empati duygusu gelişkin ve çok akıllı bir kızdır. Doğduğundan beri birlikte yaşadığı teyzesi onu terk edince daha önce hiç görmediği babası Demir’i bulmak zorunda kalır. Hayatında sorumluluk almamış, yetimhanede büyümüş bir dolandırıcı olan Demir; Öykü’nün onu bulmaya geldiği gün tutuklanır. Demir, kızına bakması şartıyla mahkeme tarafından salınır ancak Demir, o gün tanıştığı Öykü’yle yaşamayı istememektedir... Demir ve ortağı Uğur bir yandan Öykü’den kurtulmaya çalışırken, bir yandan da büyük bir vurgun yapma planı içindedirler. Bu büyük vurgunun hedefinde olan Candan ise sakin görünen hayatında geçmişin büyük acılarını gizlemektedir. Tüm bu tesadüflerle hayatın bir araya getireceği insanların hiçbirinin bilmediği ise Öykü’nün büyük bir sırrı sakladığıdır.

Şehrin yoksul semtlerinden birinde yaşam mücadelesi veren bir aile ve o ailenin adeta annesi haline gelmiş en büyük çocuğu Filiz’le başlar hikayemiz… Anneleri terk edip gittiğinden beri 5 küçük kardeşine bakan Filiz, alkolik babaları Fikri’ye rağmen ailesine sahip çıkar ve şikayet etmeden hayata sıkı sıkı tutunur. Filiz gibi kardeşleri de asla kasvete kapılmayan, başlarının çaresine bakmayı öğrenmiş, güçlü ve dik duran çocuklardır; Filiz bütün hayatını kardeşlerine adamış, en yakın arkadaşı ve komşusu Tülay’la dertleşen, günü birlik işlerden para kazanmaya çalışan, sorumlulukları kendinden büyük bir genç kızken birden hayatına yakışıklı ve karizmatik Barış girer. Bir anda çıkıp gelen bu esrarengiz genç adam, hem Filiz’in kalbini kazanıp hem de ailenin bir parçası olabilmek için elinden geleni yapacaktır.

Zamanın durduğu şehir Mardin'den sıcak bir aile hikayesi geliyor. Masalsı şehrin efsane telkaricisi Sami Usta'nın çırakları Recep Dostum (Erol Aksoy) ile Bayram Kadim'in (Arif Erkin) çocukluktan süre gelen çekişmeleri kendileri birer usta olduktan sonra da artarak devam edip, işin içine Kadim ve Dostum ailelerinin evlere şenlik bireyleri de girince ortaya izlemeye doyamayacağınız bir komedi çıkıyor.

İstanbul’un güzide semtlerinden birinde annesi Gönül, babası Tahir ve kız kardeşi Eda ile birlikte yaşayan Gani, işinde hırslı bir menajerdir. Tahir Bey geçmişte gazinolarda organizatörlük ve sanatçıların menajerliğini yapmıştır. Oğlu da kendi gibi menajer olunca onun işini sürekli eleştirir; annesi de eski bir assolist olan Gönül ise devamlı olarak oğlunu över. Evlilik dışında herhangi bir ideali olmayan Eda ise hayatını internetteki sosyal mecralarda geçirmektedir. Gani 8 ay önce eşi Ceyda’dan boşanmıştır ama şirketi ortak kurdukları içinde beraber çalışmaya mecburdur. Gani’nin tek ideali, kendisi sayesinde şöhret olacak dizi oyuncuları üzerinden para kazanmaktır. İlk keşfi Sarp Sezgin ise hem kendi hayatını renklendirecek hem de Gani Sarp için hayatının fırsatı olacaktır.

Çömlekçilik yapan İsmail zamanında zorla bir evlilik yapmış ve bu evlilikten dört çocuk sahibi olmuştur. Sonra bir başkasına aşık olan İsmail'in, Kudret'in üzerine getirdiği kuması Cennet'ten de üç çocuğu vardır. Artık çömlekçilikten para kazanamayan İsmail çocuklarının da isteğiyle İstanbul'a göç etmeye karar verir. Bu arada ailenin ortanca kızı Hayat yörenin köklü ailelerinden birinin oğluyla aşk yaşamaktadır. Gençlik ateşine karşı koyamayan Hayat ve Kerem evlenmeden beraber olurlar, bunu duyan aile Hayat'ı 70 yaşındaki Abbas'a verir.

Serdar'a büyük bir aşkla bağlanan Nehir, kısa bir süre sonra tüm hayatını alt üst eden, annesini babasını yok eden bir ailenin oğlu ile evlenmiş bulur kendini. Ve bu gerçekleri öğrendiğinde çok geçtir. Aşk çoktan esir almıştır hem Nehir'i, hem Serdar'ı.. Sencerlerin veliahdı Doğan ise, karısını yıllardır kendi istediği bir yalana inandırmıştır. Ancak hiçbir yalan sonsuza kadar karanlıkta kalmaz ve karanlık yerlere ışık vurduğunda gördüklerimiz, gönül rahatlığı ile bakabileceğimiz şeyler değildir.. Şahika, on yılın sonunda mutlu evliliğinin bir yalandan ibaret olduğunu öğrenir. Bundan sonra ya bu yalanla yaşayacak ya da gerçeklerle yüzleşerek hayatına yeniden başlayacaktır. Hayat, Şahika ve Doğan için de bir sınava dönüşmüştür ve evlilikleri bu sınavdan kurtulabilecek midir? Öte yandan Nehir geldikten sonra, Sencer ailesinin geçmişindeki sırlar da bir bir açığa çıkacak ve tüm üyelerini bir yana savuracaktır.

Esmer, güzeller güzeli genç bir kızdır. Her gün saatlerce dolaştığı dağlardan toplayıp, ilaç yaptığı otlar gibi yabanidir. Okuma yazma bilmeyen Esmer, resimlerine bakmaktan eskittiği masal kitabını kolunun altına alıp, dağlarda gezer. Bir gün her zamanki gibi dağlarda dolaştığı bir gün, yerde yatan bir adam görür. Kendisini ısıran yılanın acısıyla kıvranan bu adam, köyün köklü ailelerinden Elbeylilerin oğlu Ali Murat'tır. Esmer, adamın yarasını keser, içindeki zehri akıtarak Ali Murat'ı ölümden kurtarır. Esmer ve Ali Murat ilk gördükleri anda birbirlerine vurulurlar..

Bir peri kızı olan Defne, yeryüzüne iyilik yapmaya geldiği bir zamanda bir insana aşık olur. Bu aşkın uğruna ölümsüzlükten, sonsuz güçlerden, periler aleminin kraliçesi olmaktan vazgeçip sıradan bir insan olarak yeryüzünde yaşamayı seçer. Bir anda Arun karşılarına dikilir. Defne'yi elde edememenin hırsıyla gözü kararmıştır. Peri kızını yeni ve zorlu bir tercih bekliyordur artık. Ya kızı ve kocasının ölümünü seyredecek ya da periler alemine geri dönecektir. Gözyaşlarıyla kızını karanlık bir gecede bırakıp ayrılır yeryüzünden. Belirsizliğe terk ettiği minik yavrusunu ve kızlarıyla beraber sır olan karısına yıllarca kin besleyecek olan sevdiği adamı bırakır ardında. Sevdiği adama hiçbir açıklama yapamaz çünkü ömrünün sonuna kadar tutması gereken bir yemini vardır, sessizlik yemini. Zamanı geldiğinde de kötünün, Arun'un karşısına dikilecektir. Asla yenilmeyeceğini sanan kötü, Kayıp Prenses efsanesini yok etmek için elinden geleni yapsa da başarılı olamayacaktır.

1970’lerin sonlarına doğru Türkiye’nin gittikçe gerginleşen atmosferi, her geçen gün işlenen onlarca cinayet ve yitip giden bir dolu hayata eşitti. Sokağın kanla boyanan kaldırımları, siyasilerin bu kanı daha da arttıran demeçleri ile ülkedeki derin kaos ortamını besliyordu. Türkiye’nin bu son derece gergin atmosferine bir de ülkenin en önde gelen gazetecilerinden Abdi İpekçi’nin öldürülmesi eklenince bu ortamı yapacaklarına sebep olarak gören askeri yapı, ülke yönetimine müdahaleye hazırlanıyordu. Zincirbozan'da Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü dönemden 12 Eylül askeri darbesine kadar geçen süre, siyasilerin terör olaylarına kayıtsız kalmanın ötesinde nasıl körükleyici davranışlarda bulundukları ve askerin darbe hazırlıkları anlatılmaktadır.
Görsel yokFotoğrafçılık bölümü öğrencisi Deren bir cafede part time çalışmaktayken, devamlı müşterileri olan iş adamı Hakana aşık olmuştur. Ama Hakan, Derenin farkında değildir. Deren'in bu platonik aşkını arkadaşları bilmekte ama bu durumu ciddiye almamakta ve bu sevdanın sonu olmadığını düşünmektedirler. Deren'in hiç tanımadığı ve saf bir aşkla gerçekten çok sevdiği Hakan kendi çıkarı için herkesi kullanabilecek kadar acımasız birisidir. Bir gün Hakan cafe önünde kapkaççıların saldırısına uğrayınca ilk yardıma koşan Deren olur ve onun hayatını kurtarır. Hastanede bir dizi yanlış anlaşılma sonucu önce Hakanın nişanlısı sanılır bunu düzeltme fırsatı bulamadan Hakanın ailesi ile tanışır. Hakan'ın kardeşi Can, Derenle tanıştığında, bu nişanlılık oyunundan kuşkulanır, abisinin karakteri ile bağdaşmayan bu durum yüzünden Deren'i gözaltında tutmaya başlar.

Yurdanur Eroğlu'nun gençlik hikâyesi 1970'lerdeki üniversite öğrenci olaylarıyla başlar. Sağ ve sol fraksiyonlara uzak bir arkadaş çevresinden gelen Yurdanur, olaylar sırasında bir kaza kurşunuyla en yakın arkadaşını kaybeder. Çıkan büyük kargaşada uzanan tek yardım eli Mehmet Eroğlu'nundur. Mehmet örgüt üyesi solcu bir gençtir ve bu genç adam hikâyenin ilerleyen bölümlerinde Yurdanur'un eşi ve Feriha'nın babası olacaktır. Bu iki genç dönemin siyasi olayları fonunda karşı konulmaz bir aşkla birbirlerine aşık olurlar. Ancak, Yurdanur'un siyasal yelpazenin sağında olan babası Dinçer Bey ve annesi Sema karşılarına çıkan bir engel olacaktır.
Görsel yok
Aynı evde kalan 4 üniversite öğrencisinin günlük yaşamlarının konu edildiği dizi.

Halide Edip Adıvar'ın Ateşten Gömlek adlı eserinden uyarlanan "Ateşten Günler”.

1987 yılında TRT 1'de yayınlanmış olan Uzaylı Zekiye, bilim insanlarının yaptıkları bir hata sonucu süper güçler kazanmış alık bir kız olan Zekiye'nin başına gelen olayları tersine çevirme sürecini fantastik bir şekilde anlatıyor.

Refik Halid Karay’ın aynı adlı eserinden uyarlanan drama…

Mithat Cemal Kuntayın aynı adlı romanından TRT için çekilmiştir. II. Meşrutiyet öncesinde ülkeyi kasıp kavuran jurnalcilik, Jöntürk taraftarlığı vs olayları arasında, Aksarayda annesiyle beraber yaşayan hukuk öğrencisi Adnan, bir arkadaşının tavassutuyla bir paşa konağında paşanın kızı Süheylaya ders vermek üzere muallim olur. Hürriyet yanlısı fikirlerine rağmen ahlakı ve dürüstlüğü ile paşanın teveccühünü kazanan Adnan, Süheyla ile evlenmek niyetinde iken, batılı yaşam tarzını benimsemiş, rüşvetçiliği ile bilinen ve halk tarafından sevilmeyen bir başka paşanın kızı olan ancak ordunun belki de tek sakalsız bıyıksız subayı ile evli olan Belkıs Hanımla tanışır. Kafası karışan Adnan, Süheyla ile evlenme fikrinden vazgeçer. Ancak Belkıs için sadece bir muallimdir.