İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

17 filminden 3'ü İzlenir çıktı
Katherine Matilda Swinton (born November 5, 1960) is an award-winning British actress of Scottish descent, known for her versatile roles in independent films and blockbusters. She is a recipient various accolades throughout her long career, including an Academy Award and two BAFTA Awards, in addition to being nominated for three Golden Globe Awards and five Screen Actors Guild Awards. Swinton began her career by appearing in experimental films starting with Caravaggio (1986), followed by The Last of England (1988), War Requiem (1989), and The Garden (1990). She won the Volpi Cup for Best Actress at the Venice Film Festival for her portrayal of Isabella of France in Edward II (1991). She next starred in Sally Potter's Orlando (1992), for which she received a nomination for the European Film Award for Best Actress. She was nominated for a Golden Globe Award for her performance in The Deep End (2001), and followed this with appearances in Vanilla Sky (2001), Adaptation (2002), Constantine (2005), Julia (2008), and I Am Love (2009). For the film Young Adam (2003), she won the British Academy Scotland Award for Best Actress. Her performance in Michael Clayton (2007) won her the Academy Award for Best Supporting Actress and the BAFTA Award for Best Actress in a Supporting Role. Additionally, she won the European Film Award for Best Actress and received a nomination for the BAFTA Award for Best Actress in a Leading Role for the psychological thriller We Need to Talk About Kevin (2011). Swinton has also played the White Witch in The Chronicles of Narnia series (2005–2010) and the Ancient One in the Marvel Cinematic Universe franchise. Swinton was awarded the Richard Harris Award by the British Independent Film Awards in recognition of her contributions to the British film industry. In 2013, she was given a special tribute by the Museum of Modern Art. In 2020, Swinton was awarded the British Film Institute Fellowship, the highest honour presented by the institution, for her "daringly eclectic and striking talents as a performer and film-maker and recognizes her great contribution to film culture, independent film exhibition and philanthropy." That same year, The New York Times ranked her thirteenth on its list of the greatest actors of the 21st century up to that point.

20. yüzyılın başlarında Gustave H., Büyük Budapeşte Oteli'nin işleyişini büyük bir profesyonellikle idare eden, müşterilerini en ince ayrıntılarına kadar tanıyan bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy ve komi görevlisi olarak Zero Mustafa adında genç bir adam gelir ve kısa zamanda aralarında yakın bir arkadaşlık başlar. İkili birbirlerinin sırdaşı olurken yaşadıkları şehir de büyük bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Bu esnada Gustave'ın yaşlı sevgilisi Madame D. esrarengiz bir şekilde hayata veda eder, ikili Madame D. adlı kadına veda etmek için yola çıkar. Bir asilzade olan Madame D. adlı kadının şatosuna vardıklarında miras paylaşırken denk gelirler. Madame D., Gustave'a miras olarak paha biçilmez bir rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla aile içerisinde büyük bir karmaşa çıkar. Bu andan itibaren belalarla dolu bir maceraya atılan Gustave ve Zero, gerçeklerin peşinde koşarken dışarıda da bir çağ değişmektedir.

Mussolini'nin İtalya'sında, faşizmin yükselişi sırasında geçen filmde, babasının beklentilerini karşılamaya çalışan kukla çocuk Pinokyo’nun aşk ve itaatsizlik hikayesi anlatılıyor. Gerçek bir çocuk olmayı hayal eden tahta kukla hakkındaki ünlü Carlo Collodi masalının karanlık, çarpık bir yeniden anlatımı.

Marvel Studios'un yapımında, korkunç bir araba kazasında ellerini kaybettikten sonra hayatı sonsuza dek değişen dünyaca ünlü beyin cerrahi Dr. Stephen Strange in öyküsü anlatılıyor. Geleneksel tip ona yardımcı olamadığında, Kamar-Taj adındaki yerde şifa ve umut aramak zorunda kalır. Buranın yalnızca şifa dağıtan bir yer olmadığını, aynı zamanda gerçekliğimizi yok etmeye çalışan görünmeyen karanlık güçlere karşı verilen savaşın da cephesi olduğunu çok geçmeden anlar. Yeni sihirli güçler edinen Strange'in, kısa süre içinde eski yaşamına dönmek veya her şeyi geride bırakıp yaşayan en güçlü büyücü olarak dünyayı savunmak arasında bir seçim yapması gerekir.

En çok satan yazarlardan biri olan Ingrid, birkaç yıldır iletişimini kaybettiği savaş gazetecisi arkadaşı Martha ile ilişkisini yeniden canlandırır. İki kadın geçmişlerine dalarak anılarını, anekdotlarını, sanat eserlerini, filmlerini paylaşırlar ancak Martha, yeni güçlenen bağlarını sınayacak bir istekte bulunur.

Bir suikastçı, hedefini kıl payı ıskaladığı önemli bir görevin ardından, kişisel olmadığını iddia ettiği uluslararası bir intikam avıyla işverenlerine ve de kendine savaş açar.

Mussolini'nin İtalya'sında, faşizmin yükselişi sırasında geçen filmde, babasının beklentilerini karşılamaya çalışan kukla çocuk Pinokyo’nun aşk ve itaatsizlik hikayesi anlatılıyor. Gerçek bir çocuk olmayı hayal eden tahta kukla hakkındaki ünlü Carlo Collodi masalının karanlık, çarpık bir yeniden anlatımı.

Filmde Tilda Swinton, bir kavanoza hapsedilmiş bir Cin ile karşılaşan parlak bir bilgin Alithea rolünde. İstanbul'da bir otel odasında uzun bir sohbet sırasında Cin, Alithea'nın özgürlüğünü kazanmasına yardım etmesi halinde üç dileğini yerine getirmek için onunla bir anlaşma yapar. Alithea'nın dilekleri, zaman içinde yirmi yıl atlamayla sonuçlanır, bu arada birbirleri için beklenmedik duygular geliştirir.

1950'li yıllarda geçen Fransız Postası, Paris'te bir Amerikan gazete bürosunda çalışan gazetecilere odaklanıyor. The New Yorker dergisinde yayımlanmış gerçek makalelerden esinlenen, hayali bir gazetenin Fransa bürosunun son sayısının hazırlık aşamasında yaşanılanların konu edildiği yapımda, yapımda iç içe geçen üç hikaye anlatılıyor.

Sakin bir kasaba günün birinde gizemli bir olayla karşı karşıya kalır. Mezarların açılması, anlamsız cinayetlerin arka arkaya gelmesi ile birlikte sonunda bunun bir zombi salgını olduğu ortaya çıkar. Kasabanın yerel polisleri, kasaba halkını korumak için göreve girişirlerken kasabanın kimi sakinleri de hayatları için mücadele etmeye başlayacaktır. Yolu kasabadan geçmekte olan yolcuların da kasabada mahsur kalması ile birlikte zombi akınına karşı hayatta kalanların mücadelesi başlamış olur.

Çiftçi dedesiyle birlikte Güney Kore'nin dağlarında yaşayan Mija adında cesur bir küçük kızın (Ahn Seo-hyun) güzel ve kocaman bir yaban domuzu olan Okja isimli bir arkadaşı vardır. Okja, genleri bir aile şirketi olan Mirando Corporation tarafından özel olarak seçilip üretilerek milyonlarca insanı besleyecek bir tür olması için dünyanın çeşitli yerlerindeki çiftçilere deneme maksatlı dağıtılan 16 hayvandan birisidir. Mija, Okja'ya yıllarca bakar ve onunla sağlam bir bağ kurar. 10 yıl sonra Mirando Corporation’ın CEO’su Lucy Mirando (Tilda Swinton), Okja’yı geri almak ister ancak bir yandan da Mija’nın Okja’ya olan aşırı bağlılığından etkilenir ve bunu şirketinin prestijini arttırmak için reklam olarak kullanmak ister. Ancak Mija’nın tek isteği Okja’yı evine geri götürmektir ve bunun için her riski göze alacaktır.

Günümüzün savaşlarla dolu dünyasında, yazar ve yönetmen David Michôd üst düzey bir Amerikan askerinin inişli çıkışlı hayat hikayesini kâh tüm gerçekliğiyle, kâh acımasız bir parodi tadında ekranlara taşırken, gerçeğin ve parodinin nerede başlayıp nerede bittiğini de tartışmaya açıyor. Filmde gözünü karartıp kendini çılgın bir savaşın ortasına atan, doğuştan lider karakterli, kendine sonsuz güveni olan bir asker; Michôd'nun absürt bakış açısıyla anlatılıyor. Hikâyenin merkezinde, Brad Pitt'in hayat verdiği gelmiş geçmiş en uç savaş karakterlerinden biri yer alıyor: başarılı ve karizmatik orgeneral Stanley McChrystal. Afganistan'daki NATO güçlerine adeta bir rock star gibi giriş yapan orgeneralin tüm karizması bir gazetecinin sınır tanımayan makalesiyle yıkılacaktır.

Marvel Studios'un yapımında, korkunç bir araba kazasında ellerini kaybettikten sonra hayatı sonsuza dek değişen dünyaca ünlü beyin cerrahi Dr. Stephen Strange in öyküsü anlatılıyor. Geleneksel tip ona yardımcı olamadığında, Kamar-Taj adındaki yerde şifa ve umut aramak zorunda kalır. Buranın yalnızca şifa dağıtan bir yer olmadığını, aynı zamanda gerçekliğimizi yok etmeye çalışan görünmeyen karanlık güçlere karşı verilen savaşın da cephesi olduğunu çok geçmeden anlar. Yeni sihirli güçler edinen Strange'in, kısa süre içinde eski yaşamına dönmek veya her şeyi geride bırakıp yaşayan en güçlü büyücü olarak dünyayı savunmak arasında bir seçim yapması gerekir.

20. yüzyılın başlarında Gustave H., Büyük Budapeşte Oteli'nin işleyişini büyük bir profesyonellikle idare eden, müşterilerini en ince ayrıntılarına kadar tanıyan bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy ve komi görevlisi olarak Zero Mustafa adında genç bir adam gelir ve kısa zamanda aralarında yakın bir arkadaşlık başlar. İkili birbirlerinin sırdaşı olurken yaşadıkları şehir de büyük bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Bu esnada Gustave'ın yaşlı sevgilisi Madame D. esrarengiz bir şekilde hayata veda eder, ikili Madame D. adlı kadına veda etmek için yola çıkar. Bir asilzade olan Madame D. adlı kadının şatosuna vardıklarında miras paylaşırken denk gelirler. Madame D., Gustave'a miras olarak paha biçilmez bir rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla aile içerisinde büyük bir karmaşa çıkar. Bu andan itibaren belalarla dolu bir maceraya atılan Gustave ve Zero, gerçeklerin peşinde koşarken dışarıda da bir çağ değişmektedir.

Hikaye gezegendeki neredeyse tüm insanları öldüren küresel ısınmayı durdurmak için yapılan başarısız bir deney nedeniyle gerçekleşen buz çağında geçiyor. Hayatta kalan insanlar Snowpiercer isimli bir trende yaşamaktadır. Bu insanlar aynı zamanda trende uygulanan sınıf sistemiyle de mücadele etmektedir. Filmle ilgili gayet açıklayıcı bilgiler verilmiş. Filmin arkasında Koreli senarist/yönetmen Bong Joon-ho bulunuyor. Bong son iki filmi Mother ve The Host’ta ne kadar yetenekli olduğunu gösterdi. İlk İngilizce dilindeki filmi olacak Snowpiercer için seçtiği oyuncu kadrosu da harika görünüyor: Chris Evans, Song Kangho, Tilda Swinton, Jamie Bell, Octavia Spencer, Ewen Bremner, Alison Pill, John Hurt ve Ed Harris...

Çok bilinmeyen, genelde yeraltı camiasının tanıdığı bir müzisyen olan Adam, yaşadığı toplumun ve insanlığın aldığı halden dolayı depresif ve çok mutsuz haldedir. Onu hayata bağlayan Eve adındaki sevgilisi ile olan aşkları ise yüzyıllardır sürmektedir; zira Adam ve Eve aşkları hiç tükenmeyen iki vampirdir. Fakat bu ölümsüz ve uzun soluklu aşk Eve’in küçük kız kardeşi Ava tarafından sekteye uğrayacaktır.

Eva Khatchadourian, Kevin'a hamile kaldığı gençlik yıllarında bütün kariyer planlarını ve hedeflerini bir kenara koyarak çocuğunu dünyaya getirmeye karar verir. Fakat Eva, Kevin doğduğundan beri oğluyla yakın bir bağ kuramaz ve oğlunun tuhaf ve aykırı davranışlarıyla ilgili hep kendini suçlar. Kevin giderek toplumsal ve ahlaki normların dışına çıkar. Babası Franklin, Kevin'in sadece bir "çocuk" olduğu konusunda ısrarcıdır ve bu konuda Eva'nın elinden hiçbir şey gelmez. Ancak Kevin aslında daha yeni başlamıştır ve yapabilecekleri, hayal edebileceklerinin çok ötesindedir.

Cambridge-İngiltere’de İkinci Dünya Savaşı sırasında Pevensie kardeşler, sinir bozucu kuzenleri Eustace Clarence Scrubb’ın evinde kalmalarıyla başlarlar. Bir gün çocukların üçü de, açık denizde duran bir geminin resmedildiği tablonun içine çekilirler. Kendilerini okyanusun altında bulan çocuklar gözleri önündeki görkemli Şafak Yıldızı’nı görmek için su yüzüne çıkarlar; artık Caspian ve Reepicheep ile beraberdirler. Caspian’ın görevi, kötü amcası tarafından sürgün edilen yedi soylu Telmarlı Narnia Lordu’nun akıbetini keşfetmektir ve Pevensie kardeşler, Eustace ve Reepicheep de ona yardım ederler. Büyüleyici macera boyunca sihirli Dufflepudlarla, kötü niyetli köle tüccarları, ejderhalar ve büyülü mer halkıyla baş etmek zorundadırlar. Narnia’nın geleceği tehlikededir...

Narnia’nın büyülü dünyasında zaman bizim dünyamızdan daha hızlı akmaktadır. Bu nedenle tren istasyonundan hareket eden Pevensey kardeşler kendilerini bir sonraki durak olan Büyücü Kral Miraz’ın hüküm sürdüğü adada bulurlar. Şeytani ruhlu bu kralı devirebilmek ve Narnia’nın güzel günlerini geri getirebilmek için adanın genç prensi Caspian ile birlikte güçlü Aslan’la ittifak yaparlar.C.S. Lewis’in aynı adlı fantastik çocuk romanından uyarlanan “The Chronicles of Narnia: The Lion, the Witch and the Wardrobe” (Narnia Günlükleri: Aslan, Cadı ve Dolap), tüm dünyada olduğu gibi Türkiye sinemalarında da olay yaratmış, bir elbise dolabının arkasında gizlenen Narnia ülkesinin göz kamaştırıcı güzellikleri, çocuklar kadar yetişkinleri de büyülemişti. Macera devam ediyor ve devam edeceğe benziyor.

Pevensie ailesi, savaş nedeni ile güvende olmadıkları ülkelerini tahliye ettiklerinde karşılaşacakları maceradan haberdar değildiler. Dört kardeş, bir profesörün yanında yaşamaya başlarlaR. Bu sırada saklambaç oynayan en küçük kardeş Lucy, kendisini Narnia topraklarına götüren bir elbise dolabı keşfeder. Karlar altındaki Narnia tuhaf ama eşsiz yaratıklarla doludur. Beyaz Cadı Jadis tarafından da gözlenmektedir. Ailenin tüm çocukları bu dolabın içinden geçtiklerinde bambaşka bir dünya kurulur içlerinde. Hayvanların dile geldiği bu dünyanın yöneticisi Aslanı bulmaları ve Cadıyı da etkisiz hale getirmeleri gerekmektedir.

Bu yapmacık dünyada gerçek bir şey bulmak ve ona bağlanmak isteyen Amerikalı gezgin Richard, Thailand'a gelir. Bangkok'ta ucuz bir otelde kalan çılgın gezgin, Fransız bir çift ve Daffy adında ilginç bir adamla tanışır. Dünya üzerinde hiç kimsenin dokunmadığı, turistler tarafından işgal edilmemiş gizli bir cennetten, bir adadan söz eden Daffy, Richard'a elde çizilmiş bir harita bırakarak ortadan kaybolur. Fransız çifti de yanına alan Richard, keşfedilmemiş sahili bulmak üzere yola çıkar.