İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor


Breaking the Waves
Film · 1996 · 159 dk · Dram, Romantik
Kısa Cevap: Herkese göre değil — duygusal olarak yıpratan bir dram.
Kocasının kazasından kendini sorumlu tutan bir kadının fedakârlığını anlatan, duygusal olarak yoğun bir Lars von Trier draması. Oyunculuğu ve dürüstlüğü güçlü; ama acımasız teması ve uzun süresiyle izlemesi zor, ağır bir film.
Resmi Fragman · YouTube üzerinden oynatılır.
Yönetmen: Lars von Trier

Emily Watson
Bess McNeill

Stellan Skarsgård
Jan Nyman

Katrin Cartlidge
Dodo McNeill

Jean-Marc Barr
Terry

Adrian Rawlins
Dr. Richardson
Jonathan Hackett
Priest

Sandra Voe
Mother

Udo Kier
Sadistic Sailor

Mikkel Gaup
Pits

Roef Ragas
Pim
Robert Robertson
Chairman
Phil McCall
Grandfather
Desmond Reilly
An Elder
Sarah Gudgeon
Sybilla
Son kontrol: 14 Temmuz 2026 · Platform verileri JustWatch kaynaklıdır.
Tema: Aşk, fedakarlık, dini inanç ve cinselliğin iç içe geçtiği ağır dram; yetişkin temaları barındırır.
1970'lerin tutucu bir İskoç kasabasında Bess, hayal bile edemeyeceği bir aşk yaşar. Kocasının bir an önce dönmesi için dua eden bu kadın, onun iş kazası geçirdiği haberiyle sarsılır ve kendini suçlar.
Bu yapım hakkında henüz kimse yazmamış — ilk yorumu sen bırak.
Spoilersız yaz, herkes rahat okusun; spoiler varsa yukarıdaki kutucukla işaretle. Yorumun, moderasyondan geçtikten sonra burada görünür.

80’lerinde emekli ve eğitimli iki müzik öğretmeni olan Georges ve Anne, ilerlemiş yaşlarına rağmen geride kalan ömürlerini huzur ve mutluluk içerisinde geçiren bir çifttir. Kendileri gibi müzisyen olan kızları Eva, Avrupa’da onlardan uzakta ailesiyle yaşamaktadır. Yaşlı çiftin sakin hayatı bir gün Anne’in kriz geçirip felç olmasıyla altüst olur. Georges karısına elinden geldiğince iyi bakar ama onun da yapabilecekleri sınırlıdır. Üstelik Anne’in durumu gitgide kötüleşmektedir. Şimdi onca yıla yayılmış olan evlilikleri, bir kez daha bağlılık sınavı verecektir.

Yazar olma basamaklarını tırmanan Nick Carraway 1920'lerde eğlence hayatının gözdesi konumuna yükselen New York'a gelir. Kendi Amerikan rüyasının peşindeyken tesadüfen milyoner Jay Gatsby ve onun çevresiyle yolları kesişir. Carraway'nin alkolün su gibi aktığı, göz kamaştırıcı partilerle tanışması fazla zaman almaz. Öte yandan bu büyülü Amerikan rüyasının çöküşü de yaklaşmaktadır. Dışarıdan görkemli görünen bu hayatın örtbas etmeye çalıştığı gerçekler su yüzüne çıkacaktır...

Romeo ve Juliet, birbirine düşman olan iki ailenin çocuklarıdır. Karşılaştıkları ilk anda aşık olmuşlar ve böylece kavuşamama öyküleri başlamıştır. Juliet, Romeo'ya kavuşmak için ailesini yok saymayı göze alamaz ve kendini yok saymaya karar verir. Böylece rahibin yardımını alarak bir zehir içer; herkes onu ölmüş bilecektir. Ancak Romeo döndüğünde Julıet'in öldüğünü zanneder ve kendini öldürür. Romeo ve Juliet'te basit olarak aşk anlatılıyor denemez. Bunu "aileleri düşman, engellere rağmen vazgeçmeyen imkansız aşk" diye alımladığımızda daha doğru olur. Çünkü oyunun ana konusu en yalın haliyle, aşk ölümü bile göze alır şeklinde özetlenir.

Martin Eden, işçi sınıfındaki zorluklardan kurtulup yazar olma hayalini gerçeğe dönüştürmeye çalışan bir denizcinin hikâyesini beyazperdeye yansıtıyor.

Jeanne, evlilik hazırlıklarını sürdürürken bir yandan da evlenince oturmak için bir ev aramaktadır. Bir gün çok beğendiği bir evi gezerken çok ilginç ve garip bir adamla tanışır. Paul, kendinden yaşça büyük ve tanıdığı bütün erkeklerden farklı bir adamdır. Aralarındaki çekime karşı koyamaz ve birlikte olurlar. Uzunca bir süre sadece birlikte olabilmek için bu evin çatısı altında buluşacak ama birbirlerinin dışarıdaki hayatlarına dair hiçbir soru sormayacak ve hiçbir şey bilmeyeceklerdir. Bu, Paul'ün ilişkilerinin devam edebilmesi için koymuş olduğu bir şarttır. Paul'ün karamsar ruhuna karşılık Jeanne'in capcanlı gençliği, koydukları bu sert kurallara dayanamayacaktır.

Yorkshire bozkırlarında geçen, tutkulu ve fırtınalı bir aşk hikayesi; Heathcliff ve Catherine Earnshaw arasındaki yoğun ve yıkıcı ilişkiyi konu alıyor.