İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

11 filminden 3'ü İzlenir çıktı, 3 dizisinden 1'i İzlenir çıktı
Emily Anita Watson, 14 Ocak 1967 tarihinde Islington, Londra'da dünyaya gelmiştir. Mimar bir baba ve İngilizce profesörü bir annenin kızı olarak entelektüel bir çevrede büyüyen Watson, Bristol Üniversitesi'nde İngiliz Edebiyatı okuduktan sonra oyunculuk tutkusunun peşinden giderek Drama Studio London'da eğitim aldı. Kariyerine tiyatro sahnelerinde başlayan Watson, prestijli Royal Shakespeare Company'ye (RSC) katılarak "Hırçın Kız" (The Taming of the Shrew) ve "Yeter ki Sonu İyi Bitsin" (All's Well That Ends Well) gibi klasik oyunlarda sahne tozu yuttu. Sinema dünyasına girişi ise kelimenin tam anlamıyla bir "patlama" ile oldu. Lars von Trier'in yönettiği tartışmalı ve sarsıcı film "Dalgaları Aşmak" (Breaking the Waves) (1996) için Helena Bonham Carter'ın projeden çekilmesi üzerine başrol olan Bess McNeill karakteri, o sırada sinema deneyimi olmayan Watson'a verildi. Bu ilk sinema filmindeki saf, fedakar ve trajik performansı, ona anında uluslararası bir şöhret, En İyi Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü (Oscar) adaylığı ve sayısız ödül getirdi. Bu başarıyı, Daniel Day-Lewis ile başrolü paylaştığı "Boksör" (The Boxer) (1997) izledi. Hemen ardından, ünlü çellist Jacqueline du Pré'yi canlandırdığı biyografik film "Paylaşılamayan Tutkular" (Hilary and Jackie) (1998) ile ikinci kez Oscar'a aday gösterildi ve yeteneğinin tesadüf olmadığını kanıtladı. 2000'li yıllarda Watson, hem bağımsız sinemada hem de büyük bütçeli yapımlarda çok yönlülüğünü sergiledi. Frank McCourt'un anılarına dayanan "Angela'nın Külleri" (Angela's Ashes) (1999) filmindeki anne rolü, Robert Altman'ın "Gosford Park" (2001) filmindeki hizmetçi performansı ve Paul Thomas Anderson'ın yönettiği "Aşk Sarhoşu" (Punch-Drunk Love) (2002) filminde Adam Sandler ile yakaladığı uyum dikkat çekiciydi. Ayrıca "Kızıl Ejder" (Red Dragon) (2002) ve Tim Burton'ın "Ölü Gelin" (Corpse Bride) (2005) animasyonunda seslendirme yaparak popüler yapımlarda yer aldı. "Kitap Hırsızı" (The Book Thief) (2013) ve Stephen Hawking'in hayatını anlatan "Her Şeyin Teorisi" (The Theory of Everything) (2014) gibi filmlerde güçlü yan karakterlere hayat verdi. Kariyerinin sonraki döneminde televizyon dünyasında devleşen Watson, seri katil Fred West'in "uygun yetişkin" gözetmenini canlandırdığı "Appropriate Adult" (2011) dizisiyle BAFTA En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Kurgusal bir karakter olan bilim insanı Ulana Khomyuk'u canlandırdığı HBO mini dizisi "Chernobyl" (2019) ile bir kez daha küresel çapta övgü topladı ve Emmy ile Altın Küre'ye aday gösterildi. Son dönemde ise Cillian Murphy ile birlikte rol aldığı "Small Things Like These" (2024) filmi ve "Dune" evreninin geçmişini anlatan iddialı dizi "Dune: Prophecy"deki Valya Harkonnen rolüyle güçlü kadın karakterleri canlandırmaya devam etmektedir. Watson, karakterlerin iç dünyasındaki kırılganlığı ve direnci yansıtma konusundaki ustalığıyla tanınan İngiliz sinemasının en saygın oyuncularından biridir.

Film, modern bilim ve teknoloji tarihini değiştiren İngiliz fizikçi ve teorisyen Stephen Hawking'in hayatından bir kesiti ele alıyor. Odak noktası olarak Hawking'in 1965 ve 1991 yılları arasında evli kaldığı ilk eşi Jane Wilde ile olan ilişkini konu alan filmde, öğrencilik yıllarında başlayan ilişkilerine, birlikte bilim adına yaptıklarına ve ALS hastalığının teşhisiyle yaşadıkları sarsıntılara tanık olacağız.

Victor Van Dort kısa süre sonra güzel Victoria ile evlenecektir. Ancak genç adam kendini henüz evlenmeye hazır biri gibi hissetmemektedir. Kendi kendine yüzük takma provası yaparken yüzüğü yanlışlıkla Ölü Gelin'in parmağına takıverir ve apar topar Ölüler Diyarı'na götürülür. Ölüler Diyarı'ndaki hayat Yaşayanların Dünyası'nın sıkıcılığından uzak ve çok daha eğlenceli bir yerdir. Yine de hiçbir şey Victor'un Victoria'ya kavuşmasına engel olamaycaktır.

Liesel Meminger’in, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da henüz dokuz yaşındayken bir ailenin manevi kızı olur. Çok sevdiği ailesi ve evlerinde kalan sığınmacı Max sayesinde okumayı öğrenen ve çok seven Liesel kitaplarla derin bir bağ kurar. Max ve cesur Liesel için çevrelerinde dünyada yaşanan tüm kötülüklerden uzaklaşmanın tek yolu, kitapların ve kelimelerin ikisine sunduğu hayal dünyasıdır. Fakat bodrum katında saklanan Yahudi Max, sürekli diken üstündedir…

1986 senesinde Sovyet nükleer santralinde meydana gelen patlama sonrası santral işçileri ve itfaiyeciler faciayı kontrol altına almaya çalışır.

1700'lerde geçen bu hikayede William Shakespeare ve eşi Agnes’in, oğulları Hamnet’i vebaya kaybeder. Şifacı Agnes, bu büyük acıyla başa çıkıp diğer çocuklarının yanında olmak için elinden geleni yapar.

İrlanda'nın Wexford Kontluğu'ndaki küçük bir kasabada Noel'e yaklaşılan 1985 yılı. Bill Furlong, kendisi, karısı ve beş kızının geçimini sağlamak için kömür tüccarı olarak çalışmaktadır. Bir sabah erken saatlerde yerel manastırda kömür dağıtırken, geçmişiyle ve Katolik Kilisesi tarafından kontrol edilen bir kasabanın suç ortaklığı sessizliğiyle yüzleşmesini gerektiren bir keşif yapar.

Merkezleri yok edildikten ve dünya rehin alındıktan sonra Kingsman ajanları, bir kez daha harekete geçmek zorundadır. Araştırmaları sonucu Amerika'daki bir casus teşkilatının varlığından haberdar olurlar. Statesman olarak bilinen bu teşkilat da kendilerinin teşkilatıyla aynı dönemde kurulmuştur. Bu iki elit teşkilat; acımasız, ortak düşmana karşı beraber hareket eder. Dünyayı kurtarmak Eggsy için artık bir alışkanlık haline gelmiştir.

Sekiz yaşında bir çocuk olan Pepper, neye mal olursa olsun II. Dünya Savaşını sona erdirip babasını eve geri getirmeyi istemektedir. "Little Boy" baba ve oğulun birbirlerine karşı duydukları inanılmaz sevgiyi gözler önüne seren kalbinizi ısıtacak sıcacık, duygusal bir hikâyedir * gayet güzel bir aile filmi olmuş * çok güzel bir film!... insanı derinden etkiliyor resmen. hem tatlı hem sıcak hem de dramı bol filmlerden... bir de hoş bir ironi kondurmuşlar: little boy dediğin hiroşimaya atılan atom bombasının adı. üstelik birkaç gün önce de sanırım yıldönümüydü

Film, modern bilim ve teknoloji tarihini değiştiren İngiliz fizikçi ve teorisyen Stephen Hawking'in hayatından bir kesiti ele alıyor. Odak noktası olarak Hawking'in 1965 ve 1991 yılları arasında evli kaldığı ilk eşi Jane Wilde ile olan ilişkini konu alan filmde, öğrencilik yıllarında başlayan ilişkilerine, birlikte bilim adına yaptıklarına ve ALS hastalığının teşhisiyle yaşadıkları sarsıntılara tanık olacağız.

Gerçek yaşanmış bir öyküden uyarlanmış bu film İngilterenin dünya köle ticaretinin başı olduğu bir dönemde İngiltere yüce mahkemesi başkanın oğlu siyahi bir kadından doğma bir kız çocuğunu büyütülmesi için aile malikahanesine getirmesiyle başlar. Belle İngiliz aristokrasi kurallarına göre büyütülecektir ama genede onlardan biri olabilmek için alınması yol uzundur.

Liesel Meminger’in, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da henüz dokuz yaşındayken bir ailenin manevi kızı olur. Çok sevdiği ailesi ve evlerinde kalan sığınmacı Max sayesinde okumayı öğrenen ve çok seven Liesel kitaplarla derin bir bağ kurar. Max ve cesur Liesel için çevrelerinde dünyada yaşanan tüm kötülüklerden uzaklaşmanın tek yolu, kitapların ve kelimelerin ikisine sunduğu hayal dünyasıdır. Fakat bodrum katında saklanan Yahudi Max, sürekli diken üstündedir…

Victor Van Dort kısa süre sonra güzel Victoria ile evlenecektir. Ancak genç adam kendini henüz evlenmeye hazır biri gibi hissetmemektedir. Kendi kendine yüzük takma provası yaparken yüzüğü yanlışlıkla Ölü Gelin'in parmağına takıverir ve apar topar Ölüler Diyarı'na götürülür. Ölüler Diyarı'ndaki hayat Yaşayanların Dünyası'nın sıkıcılığından uzak ve çok daha eğlenceli bir yerdir. Yine de hiçbir şey Victor'un Victoria'ya kavuşmasına engel olamaycaktır.

2002 Cannes Film Festivali'nde En iyi Yönetmen ödülünü alan bu film, apayrı dünyalardan gelen ve hayatlarının aşkını arayan iki insanın uyumsuz aşk hikayesini anlatıyor. Huzursuzluk ve coşkunun beklenmedik bir şekilde sevimlilik ve saflığa dönüştüğü bir komedi! Adam Sandler, küçük bir şirketin sahibi, yedi kız kardeşi tarafından hükmedilen, zavallı asosyal Barry Egan rolündeki muhteşem performansı ile alkış alıyor. Barry aşk gelip onu bulana kadar onu aramaz. Ancak gizemli oir kadın hayatına girer, duyguları karma karışık olur, kendini coşku, şehvet ve kendinden şüphe etmek gibi hisler arasında bocalarken bulur.

Anthony Hopkins, en başarılı ve en tüyler ürpertici performansını sergilediği Dr. Hannibal Lecter rolüyle tekrar karşınızda... FBI ajanı Will Graham artık emekli olmasına rağmen "Diş Perisi" olarak bilinen seri bir katili bulmak için tekrar göreve çağırılır. Graham, bu vahşi cinayetleri durdurabilmek için ilk başta Dr. Lecter'ın zihnine girmesine izin vermelidir... Oscar ödüllü oyuncular Ralph Fiennes, Emily Watson, Harvey Keitel, Mary Louise Parker ve Philip Seymour Hoffman gibi oyuncuların inanılmaz performanslarıyla devleşen bu filmi kaçırmayın.

1970lerin Kuzey İskoçya’sında tutucu bir kasabada Bess, kendisinin bile hayal edemeyeceği bir güzellikte aşk yaşar. Kocasının bir an önce geri dönmesi için dua eden bu çocuksu kadın, ertesi gün Jan’ın iş kazası geçirdiği haberiyle sarsılır ve Tanrı isteğini yerine getirdiği için kendini suçlu bulur.