İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor


Sidewalk Sisters
Film · 2008 · 115 dk · Dram, Belgesel
Kısa Cevap: Herkese göre değil — ağır bir yoksulluk ve annelik dramı.
Pavyonda çalışan iki çocuk annesi bir kadının ayakta kalma mücadelesini işleyen ağır bir dram. Dürüst ve çarpıcı bir yaşam öyküsü ama karamsar tonu ve sert temaları herkese göre değil.
Yönetmen: Yasemin Alkaya
Son kontrol: 14 Temmuz 2026 · Platform verileri JustWatch kaynaklıdır.
Tema: yoksulluk, intihar düşünceleri ve pavyon hayatı işleniyor
Elif, iki çocuk annesi sıra dışı bir pavyon kadınıdır. Tarihçi babasının aşıladığı dünya görüşüyle, yaşadığı onca olumsuzluğa rağmen insan kalmayı başarır. Hayatını defalarca bitirmeye çalışsa da eli kolu bağlıdır, çünkü çocuklarını büyütene kadar dayanmak zorundadır.
Bu yapım hakkında henüz kimse yazmamış — ilk yorumu sen bırak.
Spoilersız yaz, herkes rahat okusun; spoiler varsa yukarıdaki kutucukla işaretle. Yorumun, moderasyondan geçtikten sonra burada görünür.

Bir belgesel yayıncısı, tabiat alanlarının kaybının yasını tutmak ve gelecek için bir vizyon sunmak üzere kendi hayatını ve Dünya'nın evrimsel tarihini anlatıyor.

Yoksul Müslüm sevdiği kızı, Gülbahar'ı kaçırır ve iki sevgili evlenip küçük bir kasabaya taşınırlar. Geçim sıkıntısı çeken çift için yaşamak günden güne zorlaşmaktadır. Bir süre sonra iyice sıkıntıya düşen Müslüm, daha fazla para kazanabilmek için başka bir şehre işçi olarak gider. Burada birlikte çalıştığı toprak işçilerinden birinin altını çalınır ve bir talihsizlik sonucunda suçlu bulunan Müslüm hapse düşer. İnançlı ve dini değerlerine bağlı bir adam olan Müslüm bu dertten başını kurtarabilmek için Tanrı'ya adak adar. Eğer ki suçlu olmadığı tespit edilirse ilk doğacak çocuğunu kurban edecektir. Nitekim gerçek suçlu ortaya çıkar ve Müslüm köyüne geri döner. Burada karısını hamile bulan çaresiz adam adak sözünü hatırlar...

Çocuğunuz size eşcinsel, biseksüel veya transseksüel olduğunu açıklarsa ne olur? “Benim Çocuğum”, çocukları LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel) bireyler olan Türkiyeli bir grup anne ve babaya odaklanarak, bu cesur ve ilham veren ebeveynlerin hikâyelerini seyirciye taşıyan uzun metraj bir belgeseldir. Bu belgeselde, muhafazakâr, homofobik ve transfobik bir toplumda bir yandan ebeveyn ve aile, bir yandan da aktivist olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlayan yedi ebeveynin kendi deneyimlerini en içten şekilde seyirciye aktarmalarına tanıklık ediyoruz. Çocuklarını olduğu gibi kabul etmenin zorlu yolunu kat etmekle kalmayan bu ebeveynler, daha da ileri giderek, deneyimlerini diğer LGBT aileleri ve toplumla paylaşıyorlar.

Berlin Film Festivali’nde Türkiye’den gösterilen tek uzun metrajlı filmin ana kahramanı, 90’lı yaşlarındaki, filme adını veren Faruk. On yıllardır oturduğu apartmanın yıkımı yaklaşırken Faruk, kaçınılmaz sonu geciktirme umuduyla bina yönetimi toplantılarına katılır. Kızının bu konu üzerine çektiği filmin ana kahramanına dönüştüğündeyse gerçek ile kurgu yavaş yavaş iç içe geçmeye başlar.

Jim Carrey, 1999'da "Man on the Moon" filminde kült komedyen Andy Kaufman'ı canlandırmış ve büyük övgüler almıştı. Ancak filmin set arkası da bir o kadar etkileyiciydi. Kaufman'ın ailesi ve arkadaşlarının eksik olmadığı kalabalık film setinde Kaufman ya da onun sıklıkla kullandığı salon şarkıcısı alter ego karakteri Tony Clifton olarak dolaşan Carrey'nin role adanmışlığı ve inandırıcılığı o kadar yüksekti ki, set aralarında bile rolden çıkmıyor ve set ekibi Carrey'ye seslenirken, o gün yansıtmayı seçtiği karaktere göre "Tony" ya da "Andy" diye hitap ediyorlardı. Carrey'nin adanmışlığı 100 saatlik set görüntüleri arasından ayaklanan ve röportajlarla zenginleştirilen bu belgeselde ortaya konuyor. Carrey 18 yıl aradan sonra geriye dönüp bakarak kendi hayatı ile Kaufman arasındaki paralellikleri, Andy ve Tony karakterlerini canlandırırkenki deneyimlerini ve kariyerindeki süreci seyircilerle paylaşıyor.

Samsara, Sanskritçede "sonsuz döngü" veya "yeniden doğuş döngüsü" anlamına gelir ve belgesel de bu temayı işler. 25 farklı ülkede 5 yıl boyunca çekilmiş etkileyici görüntülerle doğanın, insan yaşamının, modern dünyanın ve ruhani geleneklerin bir döngü içinde nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunu gözler önüne serer. Diyalogsuz anlatım, yalnızca görüntüler ve müzikle sağlanır, bu da izleyiciye derin bir görsel ve duygusal deneyim sunar. Doğal güzelliklerden kutsal mekanlara, modern sanayiden tüketim toplumunun karmaşasına, ölümden yeniden doğuşa kadar geniş bir perspektifte insanlığın varoluşunu inceler. Özellikle fabrika işçileri, şehir yaşamı, savaş, doğa felaketleri, dini ritüeller ve farklı kültürlerden insanlar gibi temalar üzerinde durarak, medeniyetin gelişimi ve ruhaniyet arasındaki ilişkiyi sorgular.