İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor


The Sacrifice
Film · 1980 · 82 dk · Dram, Belgesel
Kısa Cevap: Herkese göre değil — ağır bir adak-inanç draması.
Verdiği adak yüzünden imkânsız bir seçimle sınanan bir adamın karamsar hikayesi. Temasına açık olana etkili; herkese kolayca önerilmez.
Yönetmen: Atıf Yılmaz
Son kontrol: 14 Temmuz 2026 · Platform verileri JustWatch kaynaklıdır.
Tema: adak gereği çocuğunu kurban etme ikilemi işleniyor
Yoksul Müslüm, sevdiği Gülbahar'la evlenip küçük bir kasabaya taşınır ama geçim gitgide zorlaşır. Başka bir şehirde çalışırken haksız yere hapse düşen Müslüm, suçsuzluğu ispatlanırsa büyük bir adak adar ve köyüne döndüğünde bu sözle yüzleşir.
Bu yapım hakkında henüz kimse yazmamış — ilk yorumu sen bırak.
Spoilersız yaz, herkes rahat okusun; spoiler varsa yukarıdaki kutucukla işaretle. Yorumun, moderasyondan geçtikten sonra burada görünür.

Bir belgesel yayıncısı, tabiat alanlarının kaybının yasını tutmak ve gelecek için bir vizyon sunmak üzere kendi hayatını ve Dünya'nın evrimsel tarihini anlatıyor.

Elif, iki çocuk annesi, sıra dışı bir pavyon kadınıdır. Tarihçi olan babasının aşıladığı dünya görüşünün de etkisiyle, yaşadığı bütün olumsuzluklara rağmen insan kalmayı başarabilmiştir. Çocuklarına “ne yapıp yapacaksınız; ama yaşamınızı kimseyi incitmeden yaşayıp bitireceksiniz” diye öğüt vermiştir hep. Bataklıkta dans etmek kadar zor olan hayatını defalarca bitirmeye çalışmıştır Elif. “Bu hayatı yaşamayı beceremiyorum” der, kendi kendine sık sık; ama eli kolu bağlıdır. Çünkü iki çocuk anasıdır Elif ve bu dünyaya çocuk getirmek onun hayattaki en büyük hatasıdır. Ne yapıp, ne edip çocukları büyüyene kadar sürdürecektir hayatını…“İki bebek, iki şizofren kardeş, birde alkolik, kocan varsa… ve kış günü aç bir halde sokakta kalmışsan, pavyon çok iyi bir alternatiftir."

Çocuğunuz size eşcinsel, biseksüel veya transseksüel olduğunu açıklarsa ne olur? “Benim Çocuğum”, çocukları LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel) bireyler olan Türkiyeli bir grup anne ve babaya odaklanarak, bu cesur ve ilham veren ebeveynlerin hikâyelerini seyirciye taşıyan uzun metraj bir belgeseldir. Bu belgeselde, muhafazakâr, homofobik ve transfobik bir toplumda bir yandan ebeveyn ve aile, bir yandan da aktivist olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlayan yedi ebeveynin kendi deneyimlerini en içten şekilde seyirciye aktarmalarına tanıklık ediyoruz. Çocuklarını olduğu gibi kabul etmenin zorlu yolunu kat etmekle kalmayan bu ebeveynler, daha da ileri giderek, deneyimlerini diğer LGBT aileleri ve toplumla paylaşıyorlar.

Berlin Film Festivali’nde Türkiye’den gösterilen tek uzun metrajlı filmin ana kahramanı, 90’lı yaşlarındaki, filme adını veren Faruk. On yıllardır oturduğu apartmanın yıkımı yaklaşırken Faruk, kaçınılmaz sonu geciktirme umuduyla bina yönetimi toplantılarına katılır. Kızının bu konu üzerine çektiği filmin ana kahramanına dönüştüğündeyse gerçek ile kurgu yavaş yavaş iç içe geçmeye başlar.

Jim Carrey, 1999'da "Man on the Moon" filminde kült komedyen Andy Kaufman'ı canlandırmış ve büyük övgüler almıştı. Ancak filmin set arkası da bir o kadar etkileyiciydi. Kaufman'ın ailesi ve arkadaşlarının eksik olmadığı kalabalık film setinde Kaufman ya da onun sıklıkla kullandığı salon şarkıcısı alter ego karakteri Tony Clifton olarak dolaşan Carrey'nin role adanmışlığı ve inandırıcılığı o kadar yüksekti ki, set aralarında bile rolden çıkmıyor ve set ekibi Carrey'ye seslenirken, o gün yansıtmayı seçtiği karaktere göre "Tony" ya da "Andy" diye hitap ediyorlardı. Carrey'nin adanmışlığı 100 saatlik set görüntüleri arasından ayaklanan ve röportajlarla zenginleştirilen bu belgeselde ortaya konuyor. Carrey 18 yıl aradan sonra geriye dönüp bakarak kendi hayatı ile Kaufman arasındaki paralellikleri, Andy ve Tony karakterlerini canlandırırkenki deneyimlerini ve kariyerindeki süreci seyircilerle paylaşıyor.

Diyalogsuz ve görsel anlatımıyla ön plana çıkan belgesel niteliğinde bir film olup, insanlık, doğa ve medeniyet arasındaki ilişkiyi keşfeder. Dünya genelinde 6 kıtada, 24 farklı ülkede çekilmiştir. Baraka kelimesi Arapça kökenli olup "nefes", "hayat gücü" veya "bereket" anlamına gelir. İnsanlığın doğa ile olan bağını, modern dünyanın getirdiği değişimleri ve insanın kendine verdiği zararları gözler önüne seren bir sanat eseri olarak kabul edilir. Herhangi bir anlatıcı veya diyalog kullanmadan, yalnızca görüntüler ve müzik aracılığıyla derin bir hikâye anlatır. Doğanın saf güzelliği ile insan eliyle yaratılan kaos arasındaki karşıtlığı vurgulayan film, izleyiciye düşündürücü bir deneyim sunar. Her sahnesi ustalıkla çekilmiş olan Baraka, sinematografi açısından büyüleyici bir başyapıttır ve insanlık tarihine dair güçlü bir mesaj vermektedir: Doğa ile uyum içinde yaşamayı unutan bir medeniyet, kendi kendini yok etmeye mahkumdur.