İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor
İZLENİRMİ?
Karar hazırlanıyor

20 dizisinden 2'si İzlenir çıktı
Serkan Keskin oyunculuk hayatına doğup büyüdüğü şehir olan İzmit'te başladı. 1997 yılında ünlü tiyatro yönetmeni Işıl Kasapoğlu'nun genel sanat yönetmenliğinde kurulan İzmit Şehir Tiyatrosu bünyesinde açılan tiyatro kursunda başladı. Hocaları arasında, Barış Falay, Zuhal Gencer, Melih Düzenli gibi tiyatrocular vardı. Kurs eğitiminin yanı sıra 1998-2001 yılları arasında İzmit Şehir Tiyatrosu'nun oyunlarında irili ufaklı roller aldı. İzmit Şehir Tiyatrosu'nda oyunculuk yaptığı sırada, tiyatro eğitimini geliştirmek için İstanbul'a yerleşti. 1999-2002 yılları arasında yine Işıl Kasapoğlu'nun bölüm başkanı olduğu Akademi İstanbul tiyatro okulunda eğitim aldı. Tiyatro eğitimini tamamladıktan sonra 2002 yılında kurulan Semaver Kumpanya'ya katıldı. Uzun yıllar bu grupta oyuncu ve yönetmen olarak çalıştı. Serkan Keskin oyunculuk hayatı boyunca, sinemada Yavuz Turgul, Zeki Ökten, Reha Erdem, Zeki Demirkubuz ve Onur Ünlü gibi yönetmenlerin filmlerinde oynadı. Tiyatroda ise, William Shakespeare, Moliere, Bertolt Brecht, Max Frisch ve Abel Gonzales Melo gibi dünya tiyatro edebiyatının ve Orhan Kemal, Turgut Özakman, Sait Faik, Güngör Dilmen gibi yazarların eserlerinde rol aldı. Keskin 2011 yılında, TRT tarafından yayınlanan, Leyla ile Mecnun dizisindeki "İsmail Abi" karakteri ile daha geniş kesimlerce tanındı. 2012 yılında 32. İsmail Dümbüllü Ödülü Serkan Keskin'e verildi. 2013 Mart ayında Leyla ile Mecnun dizisi ekibiyle birlikte kurulan Leyla The Band müzik grubunda basgitarda yer almıştır. 2015 yılının Şubat ayında başlayan ve yönetmenliğini Onur Ünlü'nün yaptığı Beş Kardeş dizisindeki kardeşlerden en büyük olan Balıkçı Sait başrolünü canlandırmıştır.

Aynı gün, aynı hastanede dünyaya gelen iki bebek, yatak sayısının azlığından dolayı yan yana yatırılırlar. Ailelerinin "doğar doğmaz birbirlerini buldular" sözü üzerine beşik kertmesi yapılan bebekler, isimlerini de efsane aşıklar Leylâ ile Mecnun'dan alırlar. Aradan 25 yıl geçer. Bir sabah ailesi Mecnun'a durumu anlatır ve Leyla'yı istemeye giderler. Mecnun başta bu durumdan rahatsızlık duysa da Leyla'yı görür görmez aşık olur. Onu etkilemek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun, bir gece rüyasında ak sakallı dedeyi görür. Ak sakallı dedenin rüyalarından çıkıp Mecnun ile beraber yaşamaya başlamasıyla da işler karışır.

Mudanya yakınlarındaki Işıklar Köyü'nde doğup büyümüş olan Bayram ve büyürken tek arkadaşı olan kan kardeşi Salih, aralarındaki bir anlaşmazlığı tatlıya bağlamak için çocukları Melek ile Kerim’i küçük yaşta nişanlarlar ve çocuklar büyüyüp evlenme çağına gelene kadar da farklı şehirlerde yaşamlarını sürdürmeye devam ederler. İki çocuk sahibi olan Bayram, ailesi ile yerleşmiş olduğu İstanbul’da işlerini geliştirip büyük bir servete sahip olsa da verdiği sözü unutmaz. Genç oğlu Kerim’i üniversiteden mezun olduğu gün yanına alarak Işıklar Köyü'nde iki kızı, Hülya ve Melek ile yaşayan Salih’in kapısını çalar. Salih de verdiği söze sadıktır ve Bayram’ın gelişi ile çocukların düğün kararını kesinleştirirler. Oysa her iki ailenin çocukları geçen yıllar içerisinde kendilerine ait birer hayat kurmuş ve farklı sevdalara ve hedeflere yönelmiştir.

Hayattaki tek tutkusu cansız şeylerin fotoğrafını çekmek olan kırk yaşındaki Günel, şirket çekilişinde kazandığı bedava Kıbrıs tatilinde, enerjik ve sempatik fakat biraz da geçmişi karanlık Şefik’le tanışır. Lüks villada, havuz kenarında, birayla başlayan tatil, Günel’in bacağını kırmasıyla tatsızlaşır. Tek avuntusu İstanbul’daki komşusuyla aynı adı taşıyan ve tıpkı onun gibi hemşire olan Nazlı’yla tanışmaktır. Sıkıntıdan komşu villadaki Şefik’i gözleyen Günel beklenmedik bir… cinayete mi şahit olur? Sıcak hava ve aldığı ilaçlar yüzünden bir türlü emin olamaz.

Yılların hocası Hilmi, depremzede Ela’yı üniversite sınavına tekrar hazırlarken apartman görevlisinin ikidir sınıfta kalan oğlu Ali'ye de matematik çalıştırır. Yalnızlıklarına merhemi birbirlerinde ararlarken, birden kendilerini sınırların kalktığı ve gün geçtikçe tekinsizleşen bir üçgende sıkışmış bulurlar.

Hazine, annesini defnetmek için gittiği memleketinde planladığından daha uzun süre kalmak zorunda kalan Mesut'un, kardeşi Musa yüzünden katıldığı define arayışıyla birlikte başından geçenleri konu ediniyor.

İstanbul karantina altındadır. Felek ve Kerim, bu dönemde yapılabilecek en güzel vurgun yolunu bulur. İnsanların bilgisayarına erişip kendilerini devlet yetkilisi olarak tanıtacak, onlara "suçlar"ını itiraf ettireceklerdir. Ne var ki söz konusu şehir İstanbul’dur ve burada her türden insan yaşar!

Yıllardır görüşmeyen bir grup çocukluk arkadaşı, onları büyüten Nezihe'nin rahatsızlanması üzerine onun yanında olmak için İzmir'de yeniden bir araya gelir.

Senelerdir görüşmediği babası ile ilgili önemli bir haber alan Nisan, kızı ve eşi ile birlikte baba evine döner. Yıllar önce kaçarak uzaklaştığı bu köşkte tuhaf şeyler olmaktadır. Bir yandan kaçtığı geçmişi ile yüzleşme, bir yandan babasıyla ilgili sır perdesini kaldırmaya çalışan polis memurunun sorgulamaları Nisan’ı köşeye sıkıştırır. Köşkte neler olmaktadır? Babasının baş yapıtı olan resimdeki kadının gizemi nedir? Geçmiş kabuslarıyla yeniden karşılaşan Nisan, kendisini ve ailesini koruyabilmek için bu gizemi bir an önce aydınlatmak zorundadır.

Kronoloji, bir çiftin hayatına odaklanıyor. Hakan ile Nihal, dışarıdan bakılınca mutlu bir evliliğe sahip oldukları görülen bir çiftir. Ancak Nihal'in ansızın ortadan kaybolması, çiftin ilişkilerinin de düşünüldüğü kadar sorunsuz olmadığını ortaya çıkarır. Polis ile birlikte karısını aramaya çalışan Hakan, bu süreçte ilişkileri ile ilgili gerçeklerle yüzleşmeye başlar.

Sinan (Aydın Doğu Demirkol) oldum olası edebiyatla ilgili bir genç adamdır ve yazar olmak istemektedir. Anadolu'da doğduğu köye dönen genç adam kitabını bastıracak parayı bulmak için tüm enerjisini harcamaya başlar ancak babasının geçmişten kalan borçları başına dert olacaktır.

Belediyede temizlik hizmetlerinde görevli olan Rıza, annesine son derece düşkündür. Bu düşkünlüğü, çok istemesine rağmen evlenip bir yuva kurmasına da mani oluyordur. Karşı apartmana taşınan Serpil adlı çocuklu ve dul bir kadının hayatına girmesiyle, Rıza’nın evlilik hayalleri yeniden alevlenir, fakat bir yandan da suçluluk duygusu gittikçe artıyordur. Öyle ki, bir süre sonra gerçek hayatla bağı iyice kopmaya, annesine daha da bağlanmaya başlar. Rıza artık annesinin öldüğünün bile farkında olmadan onunla yaşamaya devam ediyor, bir yandan da umutsuzca Serpil’le ilişki kurmaya çalışıyordur.

Yıllar sonra bir araya gelen üç kardeş: Cemal, Suzan ve Kenan… 30 yıl ayrı kaldıktan sonra, yıllardır haber almadıkları babalarından gelen bir telefon üzerine Hasanlar Köyü’ndeki evlerine giderler. Birbirini çok az tanıyan üç kardeş, köye vardıklarında babalarının öldüğünü öğrenirler. Cemal, Suzan ve Kenan acayipliklerle dolu bu köyde hem birbirlerinin hem kendilerinin hem de babalarının kim olduğunu anlama fırsatı bulurlar.

Bir grup insan aynı partide tanışır ve her birinde aşkın benzer evrelerinin yaşandığı dört farklı ilişki kurarlar.

İstanbullu genç bir kadın psikiyatrist, tayinle geldiği ama şehre çok da uzak olmayan bir taşra kasabasında mecburi göreve başlar. Hafta içi görevine kasabada devam ederken hafta sonları da İstanbul'daki evine gelir. Çekici kocası Cem ile dışardan kusursuz gibi görünen bir evlilik sürdürmektedir; ama içten içe ters giden bir şeylerin olduğunu hisseder. Öte yandan bir gün hastaneye getirilen küçük yaşta bir kadın hasta olan Elmas ile ilişkisi Şehnaz'a bambaşka bir kapı açarken akli dengesini yitirmek üzere olan Elmas da Şehnaz'ın yardımıyla ruhundaki düğümleri bir bir çözecektir.

Handan ve Korhan orta yaşlarını süren, İstanbul'un iyi semtlerinden birinde hayatlarını sürdüren bir çifttir. Handan hayatını doldurabilmek için kendisine sürekli uğraşlar icat eder; ve her yeni girişiminde Korhan´dan destek bekler. Korhan, yıllar geçtikçe eşi Handan´ın heveslerinin içi boş olduğunu fark etmiştir; artık onu fazla ciddiye almaz. Korhan'dan umduğu desteği bulamayan Handan, yazar arkadaşı Şermin´e özenir ve yazarlığa kalkışır! Fakat başta masumane olan bu arzusu zamanla kıskançlığa dönüşecek ve farklıı yollara sapacaktır.

Taksici Fikret, bir sabah her zamanki gibi işe gitmek için evden çıkarken ayağını merdivenlerde burkar. Seke seke taksi durağındaki arkadaşlarının yanına gider. Müşteri gelmeden önce laflarken muhabbet muhabbeti açar ve Fikret Almanya'da yeni evlenen amcaoğlunun komik hikayesinden başlayarak binbir türlü, "yok artık" dedirtecek bir öyküyü anlatır, kimisini şoförlere, kimisini müşteriye, bazısını da karısına. Peki gerçek aslında öyle midir?

Sıcak bir yaz gecesi Ece, Amerika’dan yeni dönmüş olan Cenk ile birlikte Cenk’in kaldığı eve giderler. Bu sırada aralarındaki küllenmiş aşk alevlenir gibi olur. Cenk’in yakın dostu aldatılmak üzeredir. İkili birden evde yalnız olmadıklarını fark eder. Bir hırsızlık girişimi olur. Hırsızlığı ardından işlenen bir suç takip eder. Ece gider, Faruk gelir. Üç insan hem birbirlerinden sakladıklarıyla hem de bir suçla baş etmeye çalışır. Ancak bu düşündükleri kadar kolay olmayacaktır. Büyük şehirlerde yaşanan hayatların arasındaki karmaşık ilişkilerin, derin yaraların ve hayatın kırgınlığının sorgulandığı filmde, bu üç karakterin hayatlarını sonsuza kadar değiştirecek bir olaylar silsilesi yaşanır.

Cemal, Akhisar'da babası ile aynı evde yaşayan ve aynı berber dükkanında çalışan genç bir adamdır. Herkesin birbirini tanıdığı bu kasabada, gayet sıradan gibi görünen insanların bazı olağanüstü güçleri vardır. Ama hiçbiri süper kahraman değildir, bilakis sıradan problemleri olan, sıradan insanlardır.

Eski arkadaşı Cevat'ın yazdığı romanın ödül almasını hazmedemeyen Muharrem, arkadaşlarının akşam yemeğine kendini zorla davet ettirir. Bu yemekte eski defterler yeniden açılır.

Kosmos mucizeler yaratan bir hırsızdır. Dağlardan taşlardan, ağlayarak ve sanki birilerinden kaçar gibi gelir bu zaman dışı sınır şehrine. Şehre girer girmez nehirde boğulan bir küçük çocuğu kurtarır ve mucize yaratan insan olarak hemen kabul görür şehirde. Kosmos sıradan birisi değildir. Kosmos’u hiç yemek yerken ya da uyurken görmeyiz. En büyük ihtiyacı çay, tek besini ise avuç avuç yediği kesme ya da toz şekerdir. Şaşırtıcı maharetlerinden birisi de yüksek yüksek ağaçlara büyük bir kolaylıkla tırmanıp, incecik dallarında bir kuş gibi oturabilmesidir. Kosmos herkesi irkilten bir isteğini açık sözlülükle belirtir: Aşk peşindedir.

Bütün hayatını bir mucize bekleyerek geçiren Fikri Şemsigil, sonunda bu mucizeyi yaşar ve 'Güneşin Oğlu' olduğunu öğrenir. Fakat yaşadığı mucize, düşündüğünün aksine Fikri Bey'in hayatını alt üst eder. Fikri Bey'in ruhu artık, çevresindeki insanların bedenlerine girip çıkmaktadır. Ve sonunda Fikri Bey, bu kez, yıllarca beklediği mucizeden kurtulmak için, gerçeklerin peşine düşmek zorunda olduğunu anlar. Olaylar çığırından çıkmıştır. Peki, karşı apartmandaki komşusu dünyalar güzeli kız ne olacaktır?

Yusuf, 1997 yılında 22 yaşında üniversite öğrencisiyken girdiği cezaevinden 10 yıl sonra sağlık nedenleriyle tahliye edilir. Yusuf’u, cezaevinden çıkıp geldiği Doğu Karadeniz’deki köyünde bir tek yaşlı ve hasta annesi karşılar. O cezaevindeyken babası ölmüş, ablası ise evlenip büyük bir kente taşınmıştır. Ekonomik nedenlerle sadece yaşlıların kaldığı bu dağ köyünde Yusuf, sadece çocukluk arkadaşı Mikail ile görüşmektedir. Sonbaharın kendini yavaş yavaş kışa teslim ettiği günlerde Yusuf, Mikail ile gittiği bir meyhanede fahişelik yapan genç ve güzel Gürcü kızı Eka ile karşılaşır. Farklı dünyalardan gelen bu 2 insanın birlikteliği için ne zaman ne de koşullar uygundur. Yine de Yusuf için aşk son bir kez hayata tutunma ve kendi yalnızlığından sıyrılma çabasına dönüşür.

Ali, geçirdiği bir kaza sonucu hafızasını kaybeder. Çevresindeki herkes, kendilerini Ali'nin kafa karışıklığı ile gelen bir karmaşanın içinde bulurlar. Elden ele dolaşan, sahibini arayan değerli bir yüzük, uzak bir hırsızlık hikâyesi ve yalan bir polis soruşturması da işin içine girince İstanbul'da bir mahalle halkı entrikalarla başbaşa kalır.

Mütevazı bir başlangıçtan dünyanın en güçlü ailesi olmaya uzanan Basmacıgiller, zirvedeki yerlerini korumak için mücadele ediyor.

Dünya tarihindeki garip olaylar günümüzde yaşansaydı ne olurdu? Ölmüş yakınlarıyla fotoğraf çektirenler, erkeklerin kadınların doğum acısını duymasını sağlayan yöntemler, ilk olimpiyatlardaki enteresan kurallar… "Anonim" bu sorunun cevabını farklı örnekler üzerinden arıyor.

Hikayemiz, hayata büyük haksızlıklarla gelmiş, bunları aşmak için çok çalışmış, gerekenleri yapmış, estetik ameliyatlarla güzelleşmiş ve şimdi şahane bir hayat yaşayan Şebnem’in hikayesi… Şebnem, o hedeflenen zengin kocayı tavlamış. Nikahını kıyıp, ondan çocuklar da yapmış, ki bunları nasıl becerebildiğini de göreceğiz. Şimdi ise, herkesin istediği o harika hayatı yaşarken, geçmişi gelip onu buluyor. Bir yandan, aile hayatını ve cemiyetteki prestijini korumaya çalışırken, bir yandan suç dolu geçmişinden kurtulmaya çalışıyor.

Bir iş görüşmesi. Dört aday. İşi kapmak için gizem dolu sınavlardan geçip bütün hünerlerini göstermek zorunda kalan adaylar, bir süre sonra bu acımasız metotun bir parçası haline gelir.

Hikayenin baş kahramanı olan fizik öğretmeni Akif Erdem; öğrencilerine bir “insanlık dersi” vermek istemektedir. Yalnız Akif Öğretmen; bildiğimiz, alıştığımız öğretmenlerden daha farklı bir ders anlatma yöntemi kullanmaktadır. Akif Erdem, bu son dersi için öncelikle Küçükkapı Lisesi 12A sınıfını rehin alır ve bir bomba kullanarak sınıfı okulun geri kalanından kopartır. Çocuklar ve Akif artık dışarı çıkamayacaklardır… Ve Akif Öğretmen; çocuklara bir soru sorar; “12A sınıfı öğrencisi Rüya Örnek’in ölümüne aranızdan kim sebep olmuştur?” Rehin alınan gençlerin bu durumdan kurtulmalarının tek bir yolu vardır; doğruyu söylemek! Çocuklara ve hatta tüm ülkeye “iyi insan” olmanın önemini anlatan, empati kurmayı ve düşünmeyi öğreten Akif Öğretmen’i zamanla anlayacak ve çok sevecek olan öğrenciler; yaptıkları yanlışların farkına varıp son derslerini başarıyla tamamlayacaklardır.

Aynı gün otuz beşine basan dört insan… Dördü de hayatlarının en önemli gününü yaşamak üzere… Cem çok sevdiği karısı Reyhan’la doğum gününü kutlamaya hazırlanırken, Reyhan’ın aniden doğum sancısı tutar. Riskli bir doğum olmasına rağmen, son ana kadar her şeyin yolunda gideceğine ve üçüzleri kucaklarına alacaklarına inanırlar. Ancak hayatın onlar için bambaşka bir planı vardır.

Serkan Yılmaz'ın, Türkiye'nin en çok satan karikatür ve mizah dergisi olan Penguen için çizdiği karikatür serisi Dudullu Postası serisinden uyarlanan karakterler ve hikaye, sıradışı semtin sıradışı insanlarının gözünden anlatılıyor. Mahallenin ele avuca sığmaz gençleri, umutsuz ev kadınları, hayal dünyasında yaşayan genç kızlar, halı saha maçında kaybolan babalar... Hepsi, samimi mizacıyla güldüren bir dizi olan Dudullu Postası'nda buluşuyor! Gazetecilik yapmak için gecesini gündüzüne katan Asım, abisi tarafından evin içine hapsedilen Melis, Melis'e aşık delikanlı Tayfur, güvenlik ve namus takıntılı Eyüp, mahallenin en tuhaf kişilerinden Sebati ve daha nicesi Dudullu'da. Haber yaptıklarını zannederken, kendi komik hikayelerini anlattıklarının farkında olmayan gazetecilerin gazetesidir Dudullu Postası!

Şehirden uzak sakin bir kasabada yaşayan emekli bir polis ve ailesi, şoke edici sırlarla dolu gizemli bir cinayete gırtlaklarına kadar batar.

Mudanya yakınlarındaki Işıklar Köyü'nde doğup büyümüş olan Bayram ve büyürken tek arkadaşı olan kan kardeşi Salih, aralarındaki bir anlaşmazlığı tatlıya bağlamak için çocukları Melek ile Kerim’i küçük yaşta nişanlarlar ve çocuklar büyüyüp evlenme çağına gelene kadar da farklı şehirlerde yaşamlarını sürdürmeye devam ederler. İki çocuk sahibi olan Bayram, ailesi ile yerleşmiş olduğu İstanbul’da işlerini geliştirip büyük bir servete sahip olsa da verdiği sözü unutmaz. Genç oğlu Kerim’i üniversiteden mezun olduğu gün yanına alarak Işıklar Köyü'nde iki kızı, Hülya ve Melek ile yaşayan Salih’in kapısını çalar. Salih de verdiği söze sadıktır ve Bayram’ın gelişi ile çocukların düğün kararını kesinleştirirler. Oysa her iki ailenin çocukları geçen yıllar içerisinde kendilerine ait birer hayat kurmuş ve farklı sevdalara ve hedeflere yönelmiştir.

Sait, Nazım, Turgut, Orhan ve Aziz… Beş kardeşten oluşan bu aile, eski bir mahallede, dededen kalma ahşap bir konakta birlikte yaşamaktadırlar. Kardeşlerin en büyüğü Sait, depremde anne ve babalarını kaybettiklerinden beri ailenin babası gibidir. Tüm kardeşleri, her türlü zorluğa rağmen bir arada tutmayı başarmıştır. Duygusal gazeteci Nazım, mahallenin imamı Turgut, şarkıcılık hayalleri kuran bodyguard Orhan ile at yarışı tutkunu havai Aziz; hepsi Sait'in çocuğu gibidirler ve birbirlerinden ayrı bir yaşam sürmeyi hayal bile etmemektedirler. Ta ki Sait bir gün kardeşlerine, evleneceğini açıklayana kadar…

Babasının ani ölümüyle tahta çıkan Sultan Ahmed kendini başka bir dünyada bulur; savaşlar, entrikalar, devlet yönetimi... Ama bir gün bir tablo görmesiyle hayatına bir kadın girer: Kösem Sultan. İlk başlarda tahtın ağırlığında ezilse de yavaş yavaş işlerin farkına varacaktır. Kösem Sultan ise saraya gelmesiyle birlikte artık kendisine bekleyen hayatın ilk adımını atacaktır. O da işlerin farkına vardıktan sonra kendini saray entrikalarında ve taht kavgalarında bulacaktır. Eşinin ani ölümünden sonra zorlu bir hayat onu beklemektedir. İki çocuğunun ve torununun saltanatlarını görecek, Osmanlı İmparatorluğu'nun en kudretli valide sultanı olacak, deyim yerindeyse devleti o idare edecektir. Ne yazık ki en sonunda da kendisi saray entrikalarına kurban gidecektir.

Leyla ile Mecnun dizisi ani bir kararla yayından kalkınca, dizinin yapımcılarından Funda ve yönetmen Onur durumu oyunculara açıklar. Bütün dizi ekibi işsiz kalmıştır. İşi ve birbirleriyle çalışmayı seven ekip durumu kabullenmekte güçlük yaşar. Ali, canlandırdığı Mecnun karakterinin etkisinden bir türlü kurtulamamaktadır. Serkan’ın bir yanı hâlâ “İsmail Abi”dir. Evli ve bir çocuk babası Osman ise dizideki karakteri Yavuz gibi bütün vaktini arkadaşlarıyla geçirmektedir. Cengiz herkesin gözünde hâlâ Erdal Bakkal’dır. Ahmet, tıpkı İskender gibi bütün ekibin babası konumundadır. Kimse rolünden tam olarak çıkamamıştır ve her biri gündelik hayata adapte olmakta zorluk çekmektedir. Oyuncular Leyla ile Mecnun'un senaristi Burak'a giderek yeni bir dizi yazmasını isterler. Üç yıldır aynı diziyi yazmakta olan Burak'ın yeni bir proje üzerinde düşünecek vakti olmamıştır. Herkes kara kara ne yapacağını düşünmeye başlar.

Leyla ile Mecnun'un yapımcılarından bir fantastik drama. Hikayesini Güzel ve Çirkin'den esinlenen dizi, İstanbul'un dehlizlerinde yaşayan bir adam ve yerin üstündeki güzel bir kadının hikayesini anlatacak. Televizyonda sunuculuk yapan Yağmur'u, ekranda ilk gördüğü andan itibaren özel bir ilgi ile takip eden Şubat, Haberler dediği bu genç kadının hayatına girer ve şimdiye kadar hayatlarında onları biraraya getirebilecek birçok şeyin yaşandığını farkederler. Şubat her geçen gün Haberler'e biraz daha bağlanırken, Yağmur yıllar önce öldürülen babasının katilini bulma peşindedir..

Aynı gün, aynı hastanede dünyaya gelen iki bebek, yatak sayısının azlığından dolayı yan yana yatırılırlar. Ailelerinin "doğar doğmaz birbirlerini buldular" sözü üzerine beşik kertmesi yapılan bebekler, isimlerini de efsane aşıklar Leylâ ile Mecnun'dan alırlar. Aradan 25 yıl geçer. Bir sabah ailesi Mecnun'a durumu anlatır ve Leyla'yı istemeye giderler. Mecnun başta bu durumdan rahatsızlık duysa da Leyla'yı görür görmez aşık olur. Onu etkilemek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun, bir gece rüyasında ak sakallı dedeyi görür. Ak sakallı dedenin rüyalarından çıkıp Mecnun ile beraber yaşamaya başlamasıyla da işler karışır.

Yıl 1920, yer İstanbul. 1. Dünya Savaşı’nda bozguna uğrayan Osmanlı’nın başkenti müttefikler tarafından işgal edilmiş durumdadır. Anadolu’nun İstanbul’dan bir bilgi akışına ihtiyacı vardır, İstanbul’un elitleri ise konudan bağımsız "tatlı" bir hayat yaşamaktadırlar. Sait Molla önderliğinde kurulan İngiliz Muhipleri Cemiyeti, İngilizlerle İstanbul cemiyet hayatını kaynaştırır. Bu noktada Deli Saraylı ve Hüsrev Binbaşı’ya bir görev verilir. Bu ekip İstanbul’da bir konak tutarak istihbarat sağlayacaktır. Yabancı oldukları cemiyet hayatına giren ekip, tam bir aile olarak kurulur, tüm aile fertleri (uşaktan ailenin çocuklarına kadar) istihbarat için çalışırlar. Ancak yabancı oldukları bu ortamda herkes bol bol pot kırmaktadır.

Zeliş, o sene otuz yaşına basmıştır. Bir “Evlilik Terapisti” olan Serdar’la son üç senedir devam eden mutlu bir birlikteliği vardır. Serdar evlenmekten ve evliliğin getireceği sorumluluklardan deli gibi korkar.. İlişkilerinin en başında Zeliş’e evliliğe sıcak bakmayan bir insan olduğunu açıkça söylemiştir. Daha öncesinde “ne zaman çok para kazanacaksın?” ya da “ne zaman evleneceksin?” “ne zaman anne olacaksın?” gibi sorulara verebileceği “ Büyüyünce!” gibi çok iyi bir cevap varken, 30 yaşına basmasıyla birlikte bu cevabı kaybettiğini anlar Zeliş. Artık büyüyünce diyebilmek gibi bir lüksü kalmamıştır, çünkü büyümüştür. İçini müthiş bir geç kalmışlık duygusu kaplar. Buna ister 30 yaş sendromu, ister Satürn geçişi, istersek de mahalle baskısı diyelim, Zeliş evliliğin geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek gelecek olduğunun farkına varır. Çünkü birçok kadın ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir, ya da evli olmadığı için acı çekiyordur.

Mehmet Kandemir, ailesine düşkün bir kişidir. Bir trafik kazası sonucunda eşini ve oğlunu kaybeder. Dahası, kazaya ve dolayısıyla eşiyle oğlunun ölümüne neden olmakla suçlanır. Oysaki durum böyle değildir. Kazaya neden olan kişi, güçlü ve saygın birinin sarhoş bir şekilde araç kullanan oğludur. Hemen deliller ortadan kaldırılır, sahte belgeler hazırlanır. Üstelik tüm bunlar, polisle ortaklaşa bir şekilde gerçekleştirilir. Artık her şey Mehmet'in aleyhinedir ve sonunda onu hapse atarlar. Bunu gururuna yediremeyen Mehmet hapishaneden kaçar ve kendisini aklamak, oğlunun ve eşinin katili olmadığını ispatlamak için tüm gücüyle mücadele eder; fakat bu Mehmet için hiç de iyi olmaz. Bir cinayet daha onun üzerine yıkılır ve babasını kaybeder. Bu ara onun suçsuz olduğuna inananlar da yok değildir: Bir avukat, bir doktor ve birkaç emniyet görevlisi Mehmet'e bu haklı mücadelesinde yardımcı olur.

Anneleri farklı babaları bir olan iki üvey kardeş, Mert (Emre Altuğ) ile Gert (Ragga Oktay), aynı evi paylaşırlar. Karakterleri birbirine tamamen zıt bu ikili, işleri bir türlü rayına oturtamaz ve aynı evde yaşamalarına rağmen çok borca girerler. Bir gün, çok zengin Servet Hala'dan gelen bir haberle şeytanın bacağını kırarlar.

Hayatın hırsızlık yapmak zorunda bıraktığı bir genç kız, Mavi… İdealleri olan ama uygulamaların hayal kırıklığına uğrattığı genç bir polis komiseri, Çınar… Lüks arabaları parçalayan, şaşırtıcı bir zekaya sahip şeytani bir çete reisi, Aksak… Sürükleyici, duygusal bir öykü. Büyük, çarpıcı bir aşk hikâyesi. Hayat koşullarının, kaderin hırsızlığa mecbur ettiği Mavi ile Ahlak ve Kumar Masası’nda dedektif olarak görev yapan Çınar’ın ümitsiz aşklarının hikayesi...
Görsel yok